Tabii ki ellerimi ovuşturup çikolatalı dondurma yalar gibi keyfine vara vara, “ben size demedim miydi” demeyeceğim!” Hele hele ukalalık edip “ben malımı bilmez miyim” yargıma da sığınmayacağım! Fakat gerçek olduğu için ısrarla söylemeye devam edeceğim: “Evet dünya yuvarlıktır ve dönüyor!” Çünkü bir kez daha tanık olduk: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile anavatanı Yunanistan’ın “Türklere” yönelik bakışları ile değerlendirmelerinde tırnak kadar “iyileşme” olmadı! Komünist yahut kapitalist, globalist yahut sosyalist olmaları hiç fark etmez! Nitekim onlar için “Türk” kendilerini dört yüz yıl yöneten o meşum Osmanlı İmparatorluğudur!” Nereye varmak istediğimi anladınız tabi!
GÜNEY RUM YÖNETİMİ VE YUNANİSTAN: Yıllarca kendi aralarında “gekkolar” ve “komünistler” olarak vuruştular! Birbirlerinin kanlarına canlarına girdiler! Fakat ne zaman “Helenizmin ezeli düşmanı olarak” işaretleyip tarihlerine kaydettikleri “Türkler” söz konusu olduysa, Solcusu Sağcısı, teröristi eşkiyası kenetlenerek birleştiler! Nitekim yıllar önce de ilk sendikalaştıkları dönemlerde kendi aralarında “komünistler ve Sağcılar” olarak birbirlerini yiyip bitirirlerdi ama “Kıbrıs ve enosis” söz konusu olduğunda “kenetlenip birleşirlerdi!” Zaten ispatı kendinden menkuldür. Talat da Sol görüşlüydü AKEL’li Hristofyas da! Fakat müzakere masasına iki dost olarak oturdular, birbirlerini parçalayıp paralayan iki hasım olarak kalktılardı!
ÇİPRAS KİMDİR? Kendisini yeni tanıyoruz. Sandık ki adının önündeki etiketinde “sol” yazması “Kıbrıs siyasi çözümü” için yeni bir umuttur! Ve “her halde dedikti, ırkçılık yağı ile vaftiz edilmiş Radikal Sağ’ın aksine en azından “halkların kardeşliğine” inanan bir genç politikacı olarak Kıbrıs’ta yeni bir barış sayfası açacaktır!”
Geçen hafta daha göreve başlar başlamaz ne yaptılar ama? “SYRIZA-ANEL Koalisyon hükümetinin Savunma Bakanı çok gerekli ve gerçekten evvel emirde yerine getirilmesi gereken bir görevmiş gibi gitti, üzerinde ot bitmeyen Kardak kayalıklarına çelenk koydu! Ardından da bir demeç verdi: “Egemenlik haklarımızı kimseye yedirmeyiz!” Sanki egemenlik haklarına saldıran varmış gibi! Öte yandan daha makamını ısıtmadan ne dedi Çiras? “Barbaros gemisi çekilirse müzakerelere başlanır!” (Ben bir haftayı aşkın süredir o Barbaros gemisini kâh Mağusa Limanı’nda kâh körfezde demirlenmiş hali ile seyrediyorum! Yani gemi Doğu Akdeniz’de bile değil!)
SON SÖZE GELİNCE: Çözüm umudunu kaybetmeden fakat Rum-Yunan ikilisini anlayarak ve bilerek, görerek ve işiterek izleyip değerlendirmek bizim için de “ulusal görev” olmalıdır ki bir gün bu adayı terk etmek zorunda kalmayalım!
**********
(2) Kardak krizini bir yana koyuyorum ve bir de “şu olaya bakın” diyorum: Kıbrıs tabi ki GKRY ile Yunanistan’ın ortak ulusal davalarıdır. Yukarıda da yaşanan somut olayları ile hatırlattık. Fakat bakın GRY bu “kopmaz bağa” karşılık, söz konusu “devlet bütünlüğü ile siyasi irade” olduğunda nasıl bir tutum sergiler.
Haberler şöyle gelişiyor: “Rum tarafı belli ki Yunanistan’daki hükümet değişikliğinden çok memnun olmadı. Çünkü karşılarında AB’ye tos atmaya çalışan bir genç Başbakan var! Oysa Rum Yönetimi AB ile ballı böreklidir ve Kıbrıs sorununda en büyük desteği AB’den görmektedir..
Rum tarafının bu ilk günlerdeki tedirginliğini Rum Maliye Bakanı Yorgiadis “Demokratik prosedüre saygılıyız ama ekonomi politikalarında Yunanistan’la farklı görüşlere sahibiz” diyerek yansıtıyor! Ve ekliyor: “Çipras politikası tehlikeler içermektedir!”
İŞTE ÖZLEDİĞİM “DEVLET AĞIRLIĞI:” Yazık ki biz Türkiye ile ilişkilerimizde bu düzeyde sosyo ekonomik bir tartışmaya girecek devlet işlev ve iradesi kazanamadık! “Türkiye mi kazandırmadı” yoksa bizim basiretsizliğimiz nedeniyle mi böylesi bir düzeye sahip olamadık?”
Aksine görünümümüz şudur: “Türkiye emreder biz yaparız!” Gerçekten öyle midir ama? Yoksa “yönetim başarısızlıklarımızı Türkiye’nin üzerine yıkmak için çevirdiğimiz bir kumpasın içinde miyiz?”
KALDI Kİ: Bu nedenle olmalı kırk yıldır Türkiye’yi bu “kumpas” üzerinden vuruyoruz! Ve iddia ediyoruz ki sosyo ekonomik irademiz tamamen Türkiye’nin iradesindedir! Yaratılan imaj şu oluyor: “KKTC bırakın Ankara ile açık seçik her türlü konuda tartışıp kendi plan ve programlarına sahip olmayı; devlet ağırlığı ile ciddiyet yaratmayı göze alamıyor, TC’ye yan gözle bile bakamıyor!”
FAKAT HER TÜRLÜ ELEŞTİRİ DE YAPILIYOR! Mesela ülkede iki binin üzerinde STÖ varsa bin 999’u Türkiye’ye demediğini bırakmayandır üstelik reytingleri de her zaman on numaradır! Hatırlatalım: “Aramızdan çekil git ey Türkiye” diyecek kadar!”
Pekala bu kadar soğuk ilişkilere gerek var mı? Neden “iki Türk halkı ve ülkesi” olarak gerçek olmadığı halde “gerçekmiş” gibi “emir komuta” esasında bir tutsaklığın sahibi olduğumuz imajını yaratıyoruz! Üstelik bunu dünyaya yayıp, “işte biz böyle talihsiz bir halkız” diyoruz!
Neden Ankara’nın kapısını çalıp hesap sormuyoruz? “Ey Ankara hadi patatestir Mersin gümrüğünden döner! Hadi narenciyedir o da döner! Hadi ötesi ürünlerimiz de oradaki iş insanları tarafından dışlanır döner! Pekala (geçen gün yemin billah söylediler bana) bir vapur dolusu hurda demir nasıl döner?
İŞTE BASİT BİR SORUN. Fakat Ankara için “nankörler, ne versek ne yedirsek sizi doyuramadık” şikâyeti!” KKTC için de “hurda demirimizi bile Mersin gümrüğünden geçiremiyoruz” serzenişi! Sonuç? İşte Rum devletinin Yunanistan’la düzeyli ve demokratik ilişkisi ki buna “şahsiyetli duruş” denir… İşte, anlatmaya gerek yok, KKTC-TC ilişkileri!
*********** Kısaca takıldığım: (Cumhurbaşkanlığı seçimlerine az kaldı!)
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki buçuk ay kaldı. Adaylar artık gazete sayfalarında daha çok yer alıyorlar. Sibel Siber tam boy resmini her gün bir yeni sloganla yayınlıyor. Dünkü çok çarpıydı: Tebessüm eden Sibel Siber’in resminin üzerinde, “bu hanımefendi ilkleri başarmaya aday” yazıyordu… (Düşündüm: Nedir o ilkler? Tabi cevabını Siber verecek…)
Öte yandan dünkü Havadis gazetesi adayların vurgulu sloganlarını manşetten ayazlatıyordu. Mesela Eroğlu’nun resmi yanında şu sözleri yer alıyordu: “Son görev için yeniden adayım…” (Düşündüm: Nedir o son görev?)
Mesela Akıncı “Sanat yaşam biçimi olmalı” diyordu. (Olsun vallahi diyorum ben de hiç mahzuru yoktur…)
Özersay hızlı gidiyor. “Lefke’nin sesine kulak verin” diyor. (Veririz de bu kör dövüşü içinde kim kimi duyar ki?
KISACA: “Layık olan Cumhurbaşkanı olsun” diyoruz… Ancak hatırlatayım. Yarın sandığa gidip kendi Cumhurbaşkanını seçecek bu halk günü sırası geldiğinde kendi Anayasa’sını kendisinin değiştireceği o büyük iradeyi kullanabildi miydi? Dolayısı ile neydi yarattığı imaj? “Bir gün Türkiye isterse, değiştirir!”
O zaman “benim Cumhurbaşkanımın işlevi nedir?” Eğer kırk yıldır Ankara ile uzlaşıp Kıbrıs Türk halkını Türkiye ile barıştıramamışsa!
Eğer kırk yıldır Türkiye verir Kıbrıs Türkü yer imajını silememişse!
Eğer Ankara ile Lefkoşa çözüm konusunda bu halka bir gün sonrası için bile açıklık getirememişse!
Eğer masada görüşmeler sürerken hâlâ ne istenildiği meçhulse ve de rast gele beri gide ise! Hangi aday Cumhurbaşkanı seçildikten sonra KKTC’nin Cumhurbaşkanı olabilecektir ki?
































