06 Aralık 2016

Mahkemelerdeki yığılmaların çözümü: Tahkim…

Haber İçi Üst

Geçenlerde Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan, 2012 yılının istatistiklerini açıkladı. Durum korkunç. Özellikle alacak verecek davaları ile boşanma davalarındaki olağanüstü artışlar nedeniyle artık mahkemelerin bu işin üstesinden gelmesi mümkün değil. Yargıç sayısını da artırsanız, mahkeme sayısını da artırsanız, giderek yoğunlaşan dava yükünün azaltılması ve davaların makul süreler içinde çözümlenmesi olanağı yoktur. Hiç kuşkusuz, hukuk davalarının sayılarındaki olağanüstü artışın ardında birkaç yıldır yaşanan ve özellikle geçen yıl etkisi hissedilen ekonomik krizin ciddi surette etkisi vardır. Ekonomik krizin boşanma davalarındaki artışında da göreceli olarak etkisi olduğu söylenebilir. Ancak yargı sistemimizin çağdaş gelişmelerin uzağında kalmasının da, dava sayısını katlanarak artırdığını da görmezden gelemeyiz. Yargı sistemimizin de ciddi surette diğer çağdaş ülkelerde yapılan reformlar da dikkate alınarak yenilenmesi artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

Bu konuda sohbet ettiğim ve çağdaş hukuk sistemlerini yakından izleyen hukukçulardan aldığım izlenim şudur: Dava prosedürlerinin basitleştirilmesi ve hızlandırılması önemlidir. Davaların mahkeme önünde görülme süresini basitleştirip azaltacak usul değişikleri yakın zamanlarda bizde de yapılmış olmasına karşın, bu değişiklilerin dava sayısının azaltılmasında etkisi pek olmamıştır. Çünkü bu usullerin yeteri kadar anlaşılıp uygulanabildiği iddia edilemez. Kaldı ki bu tür usul basitleştirmeleri, davaların bitiminden sonraki icra aşamasında, usullerin de değiştirilmesi ile desteklenmeliydi. Mahkeme sonrası, icra ve benzeri  safhalarda ne yazık ki pek bir değişiklik yapılamamıştır.

Mahkemelerin önündeki dava sayılarının azaltılmasında esas olarak devrim sayılabilecek yöntem, bütün çağdaş ülkelerde olduğu gibi etkin bir tahkim yönteminin (arbitration) uygulanmasıdır. Bu konuda maalesef çok geç bile kalınmıştır. Banka davaları, belgeye dayanan alacak-verecek davaları artık mahkemeye yönlendirilmek yerine, zorunlu tahkime yönlendirilmelidir. Özellikle eski yargıç, savcı, avukat gibi kıdemli ve kalifiye hukukçuların hakem olarak görev alabilecekleri ve basitleştirilmiş duruşma yöntemlerinin kullanılacağı hakemlik sistemiyle, davaların çok kısa sürede ve mahkemeye gidilmeden çözümlenebilir duruma getirilmesi mümkündür.  Bu sistem uzun zamandan beridir Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılmaktadır. Diğer Avrupa ülkeleri de benzer  zorunlu tahkim sistemini benimsemiştir. Tahkim sistemi, uygulandığı bütün ülkelerde mahkeme önündeki dava sayılarını ve yığılmaları çok önemli ölçüde azaltmıştır. Ülkemizin hukuk sisteminin nitelikleri bu türden bir sisteme adaptasyona oldukça müsaittir.

Diğer yandan, boşanma davalarındaki prosedür de basitleştirilmelidir. Özellikle mal paylaşımı sistemi yeniden gözden geçirilmeli ve daha az karmaşık bir sistem uygulanmalıdır. Boşanma davalarının doğrudan mahkemeye gitmesi de engellenmelidir. Tıpkı çoğu ülkede olduğu gibi boşanmaya niyetli çiftler, mahkemeye başvurmadan önce zorunlu olarak uzman psikolog veya evlilik danışmanlarına yönlendirilmeli ve ancak bu psikolog veya danışmanların süzgecinden sonra mahkemeye başvurmaları sağlanmalıdır. Kurtarılabilecek evlilikler kurtarılmalı ve ancak tamamıyla umut kalmamış evliliklerin mahkemeye erişmesine izin verilmelidir.

Artık kendi içimize kapalı olarak sorunlar üzerinde kafa yormanın ve umutsuzluğa kapılmanın zamanı geçmiştir. Sorunlara daha geniş bir perspektif ve vizyonla bakmanın zamanı gelmiştir. Bu sorunların çoğu bize özgü değildir. Diğer çağdaş ülkelerde de yaşanmış ama çözüm yöntemleri bulunmuş sorunları neden aynı yöntemlerle çözmeyi denemek yerine karamsarlığa kapılalım? Ama elbette bu yöntemleri araştırıp bulmak da ancak vizyon sahibi bir siyasi ekip işi olduğunu da unutmamak gerekir. Bizde böylesi bir vizyoner siyasi ekip var mıdır? Bu soruyu okuyucularımın takdirine bırakıyorum…

YERİN KULAĞI VAR
AVCI’NIN TALEPLERİ:  
                                                                                                                                          Kaşif’in yaptığından sonra, Turgay Avcı da bir yerde kendi muhtırasını açıkladı. Önce bir TV kanalında, ardından da meclis kürsüsünde. Onunkinde tehdit yoktu belki ancak, “Başbakan bunları yapmalıdır artık” diye sıraladı. Başta Siyasi Partiler, Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın değiştirilmesi, Nereden Buldun Yasası’nın bir an önce çıkartılması ve vergi yasasının güncellenmesi. Başbakan bundan sonraki dönemde dört bir taraftan sıkıştırılacak gibi görünüyor…
YASA GERİYE DÖNÜK DE İŞLEMELİ:                                                                                                                       Sayın Kudret Özersay da “Nereden Buldun Yasası”nın çıkmasını savunanlar arasına katılmış. Aslında kime sorsanız, bu yasa çıkmalı diyor da, adım atan yok. Yalnız benim bu konudaki hassasiyetim, böyle bir yasa yapılacaksa, mutlaka geriye dönük de işlemeli.  O zaman hesap da sormak mümkün olacak. Zira atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti…

ÖZELLEŞSE NEYLE ÇALIŞACAK:                                                                                                                        Maliye Bakanı incilerine devam ediyor. Elektrik santrallerimiz fuel-oil’le çalışıyormuş, fuel-oil’in fiyatı da sürekli arttığından, elektrik fiyatları da buna paralel artmaya devam edecekmiş. Bunu söyledikten sonra ne önerecek diye bakıyorsunuz, sayın bakan “Özelleştirmek gerekir” diyor. Peki özelleştirdik diyelim. Alan şirket neyle üretecek? Olmayan uçsuz bucaksız nehirlerimizin üstüne hidroelektrik santralı mı kuracak, yoksa olmayan rüzgarımızla rüzgar santrali mi..?

MUHALİF VEKİLLERİN İSYANI:                                                                                                                        Aslanbaba’nın keyfi olarak Meclis’e gelmemesiyle başlayan tartışma, saçma sapan bir şekilde ileri götürülüyor. Dün Meclis’te muhalif vekiller sonunda isyan ettiler. Listeye bakıldığında, özellikle muhalefet vekillerinin Meclis’e gelmediği günler, Aslanbaba’nınkinden fazla. Oysa sebebi gayet basit. Meclis’te nisabı sağlaması gereken iktidar partisi bu görevini yerine getiremediğinde, nisap sağlama mecburiyeti olmayan muhalif milletvekilleri de Meclis binasının içinde olmalarına rağmen, salona girmedikleri için yok sayılıyorlar. Başkan Bozer olayın farkında olduğu için, uyarıyı art arda 61 gün gelmeyen Aslanbaba’ya yapıyor. Ancak çıkıp da bunu halka anlatmaları gerekmiyor mu..?

HÜDAOĞLU İDDİALI:                                                                                                                                       

   TDP Lefkoşa Belediyesi başkan adayı Suphi Hüdaoğlu işi sıkı tutuyor. Özellikle Lefkoşa Belediyesi ile özdeşleşen Mustafa Akıncı gibi bir siyasetçiyi yanına alması bence bu yarışta kendisine önemli bir avantaj sağlayacaktır. Sayın Akıncı’yı sadece bir danışman olarak değil, sokağa inmeye de ikna ederse, inanın yolun yarısını kat etmiş sayılacak…

KKTC İLE SORUNUMUZ YOK:                                                                                                                            

   Maliye Bakanı Ersin Tatar; “her zaman KKTC’ye güvenelim ve yatırımlarımıza devam edelim” demiş. Hiç merak etmesin biz KKTC’ye güveniyoruz, onda bir sorunumuz yok. Bizim güvenmediğimiz devleti yönetenler ve savunduğunuz anlayıştır…

KİM BU MEDYA PATRONLARI:                                                                                                                                             Basın-Sen, bazı basın emekçilerinin tehdit altında ve angarya çalıştırıldığını belirterek bu duruma tepki gösterdi. Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz,  bazı basın emekçilerinin, etik ve yasal gerçeklik ayaklar altına alınarak işten durdurulduğunu veya iş bırakmaya zorlandığını da belirtti. İyi güzel de Sayın Başkan, kim bu medya patronları, açıklasan da hem biz, hem de toplum öğrense daha iyi olmaz mı..?
HASRET KALMIŞIZ:                                                                                                                                                   

  Sevgili Cenk Mutluyakalı, geçtiğimiz gün evlenme teklifli, mumlu, güllü romantik bir yazı yazdı. Ekonominin dibe vurduğu, siyasi kavgaların, çöpün, lağımın, uyuşturucunun, cinayetlerin ortasında arada bir böyle yazılar okumaya hasret kalmışız. Umarım hepimizin ruh sağlığı için bu yazılarını daha sık yazar. 

ZİRVEDEKİLER                                                                                                                                                           

Ferdi Sabit Soyer: Ahmet Kaşif muhtırasında, telefon dinleme, Ercan ihalesi, Turizm Fonu’ndan yapılan harcamalar gibi konularda hükümete eleştiriler getirmiş, bunların Parti Meclis Grubu’nda tartışılmasını istemişti. Ferdi Sabit Soyer ise dün Meclis’te yaptığı konuşmada, bu sayılanların ciddi devlet meseleleri olduğunu, bazı suistimaller, usulsüzlükler ve yasa dışılıktan söz edildiğini, o nedenle tartışılması gereken yerin UBP grubu değil, Meclis olması gerektiğini söyledi. Gerçekten doğru. Bir ülkede Cumhurbaşkanı telefonlarının dinlendiğinden şikayet ediyorsa, bunu Meclis’in derhal ele alması, denetlemesi, peşine düşmesi gerekmez miydi. Ancak unutulmamalı ki, burada görev muhalefete düşüyor…

DİPTEKİLER
Ersin Tatar: Aylardır Kıb-Tek özelleştirilmeyecek diye beyanatlar veren bakanlar, yine söylediklerinin tam tersini yapmaya hazırlanıyorlar. Gerek Ekonomi, gerekse Maliye Bakanlarının bu yönde onlarca açıklamasını bulabiliriz. Hal böyleyken Maliye Bakanı Tatar, Havadis Gazetesi’ne verdiği demecinde, elektrikte özelleştirmeye hazır olun mesajını veriyor. Dün söylediğini bugün inkar ediyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Ama, hata bizde. Bilmemiz gerekirdi, söylediklerinin tam tersini yapacaklarını. Çünkü bu ne ilk, ne de son aldatmalarıdır…

Lefkoşa Organize Sanayi Bölgesi, tarihinin en pis günlerini yaşıyor. Bölge esnafı isyan ederken, biriken çöp dağları her türlü hastalığa davetiye çıkarıyor

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam