09 Aralık 2016

İngiltere’de sosyal gözlem, müzeler ve eğitim

Haber İçi Üst

Hayatımın önemli bir kısmını geçirdiğim İngiltere’ye yedi yıl aradan sonra bu kez turist olarak gittim. İngiltere’yi bir turist olarak gözlemlemeye çalıştım. Gezilecek daha çok yerinin olduğunu fark ettim. Yaşarken pek gitmediğimiz yerleri gezme şansını buldum. Yaşadığımız ülke Kıbrıs içinde ayni şey geçerli değil mi? Yaşadığımız adayı ne kadar biliyoruz? Tarihi yerlerimizi ne kadar ziyaret ediyoruz? Yaşadığımız ülkeyi ne kadar tanıyoruz?
Ne yazık ki, ülkemizdeki eğitim programlarının da bu “tanıma”ya uygun olarak kurgulandığını söylememiz de çok güç…
İngiltere’de yedi yıldan sonra gördüğüm; Ekonominin iyice daraldığı, geçmişte ucuz olan yiyecek de dahil olmak üzere, ciddi bir pahalılığın insanların yaşamını etkilemiş olmasıdır. Günlük tren bileti bile %100 artmış… İlk kez insanlar işsizlikten söz ediyor. Muhafazakar Parti-Liberal Parti koalisyon hükümeti ciddi şekilde eleştiriliyor. Bunun yanında son on yılda AB’ye giren Polonya, Litvanya, Romanya, Bulgaristan, gibi ülkelerden gelen insanların ciddi oranda arttığını, sokakta, trende ve otobüste giderken rahatlıkla fark ediyorsunuz. Özellikle Londra çok kültürlü ve çok dilli yapısını korumaya devam ediyor.
İngiltere’de olduğum dönemde yakinen takip ettiğim İşçi Partisi, yeni dönemde iktidara hazırlanırken, sendikaların desteği ile parti başkanlığına seçilen Ed Miliband bu kez beklenmedik bir şekilde sendikalar ile parti arasındaki organik bağı tüzükte yapılacak değişiklikle kaldırmak istiyor. Bu konu haber kanallarında önemli bir yer tutuyordu. Bu arada hükümetin Posta Dairesi’ni özelleştirme planı büyük tepki çekiyor.
Eğitimde ne konuşuluyor diye bir baktığımız zaman “okullardaki öğle yemeği” konusu önemli bir yer işgal ediyordu. Bizdeki gibi sınavlar pek gündem maddesi değil İngiltere’de… Bir de sendikaların gündeminde,  hükümetin eğitim alanında düşündüğü kesintiler var.
Kitap kurdu olan İngilizlerin artık kitap okumadığını da fark ettim. Artık herkesin elinde iPhone, tablet veya benzeri teknolojik aletler var. Tren ve otobüslerde insanlar bunlarla vakit geçiriyor. Tren ve otobüslerde kitap ve gazete okuma dönemi kapandı.
Gelelim müzelere… History Museum (Tarih Müzesi) ve Science Museum (Bilim Müzesi) çocuklar için mükemmel. Özellikle bu iki müze Londra’ya çocukları ile gidecekler için mutlaka gezilmesi gereken yerler. Çocuklar için hem ideal, hem de herkese ücretsiz. Bu müzelerde yaratılan interaktif ortamlar ve çocukların olayın içine sokulma gerçeği çağdaş müzeciliğin nasıl olması gerektiğini gösteriyordu.
CTP Milletvekili Dr. Arif Albayrak geçtiğimiz günlerde müzecilik üzerine vurgu yaparken, ne kadar haklı olduğunu History ve Science Museum’da gezen yüzlerce öğrenci ve turisti gördükten sonra bir o kadar daha Albayrak’a hak verdim. Tarihi yerler bakımından hiç de fena sayılmayan Kuzey Kıbrıs’ın, Salamis Harabeleri ve Othello gibi dünyaca bilinen yerleri varken, birçok medeniyetin geçtiği ülkemizin bu kültür mirasını pazarlamanın yolunu bulmamız gerekiyor.
Sadece Londra’da onlarca müzenin varlığı ve bu müzeler içerisinde sürekli yerli ve yabancı öğrencilerin bulunuyor olması, bende İngiltere’de eğitim programları içerisinde bu tür öğrenmelere yer verildiği izlenimi bıraktı. Belli ki bu tür kültürel aktiviteler eğitimin önemli bir parçasını oluşturuyor. Çocukların sevincini ve heyecanını görünce, “bizde niye olmasın” diye düşündüm ama daha sonra da; Sınavlara hazırlanmaktan, gezi-gözlem, deney, interaktif ortamlarda bulunma gibi bir alışkanlığı geliştiremediğimiz aklıma geldi.
Bırakınız müzeleri, İngiltere’de demirin ilk çıkarılıp işlendiği ve nehir üzerine yapılan ilk demir köprü olan İronbridge’in bile nasıl turistlerin ziyaret ettiği bir hale getirilmesine tanıklık ettim. İngiltere’nin Londra’dan sonraki ikinci büyük kenti olan Birmingham yakınlarındaki İronbridge kasabası, demir köprüyü görmek isteyen turist ve öğrenciler ile dolup taşıyor. İngiltere’de endüstri devriminin başladığı yer olarak kabul edilen eski demir ocakları bugün müzeye dönüştürülmüş ve ziyaretçilere açılmış. Nelerin turist çeker hale getirildiğini gördükten sonra,  tarih fışkıran Kuzey Kıbrıs’ta aslında bu anlamda pek bir şeyin yapılmadığını da anlamış oluyorsunuz.
Turizm adası olduğumuzu iddia ediyorsak, turizmin sadece deniz ve güneşle olmayacağını da bilmemiz gerekiyor. Tarihi güzellikler, çevre, sanat, kültür yaşamımız ve müzecilik de turizmin önemli parçaları arasındadır. Bunları önemsemeden turizm adası olmak, hayalden öteye geçemez.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil