Köşe Yazarları

Hatıralarımızı geri verin (Hafta sonu yazıları 17)

Maziye bakarız ve elimizden uçup giden değerlere yanarız…


Halbuki onlar bizim hatıralarımız.
Hatırası olmayan insan olabilir mi?
Olamaz.
Lakin, o hatıraları dinamitlemek, toplumun hem değerlerine, hem toplumsal zihnine atılmış dinamit lokumları gibidir…

Lefkoşa’da, Girne Kapısı’nın karşısında bir mezarlık olduğunu eskiler hatırlar.
Şimdi, üzerinde TC Lefkoşa Büyükelçiliği’nin binaları yükselen alan…

Sadece bunları hatırlayanların yüreği yanmıyormuş meğer…

1960’lı yılların başında yayımlanan Cumhuriyet Gazetesi, o yıllarda buldozerlerle yıkılan mezarlık hakkında eleştirilerde bulunuyordu.
Şöyle:
“…1939 yılına kadar kullanılan ve dini günlerde de binlerce vatandaşın ziyaret ettiği Girne Kapısı’ndaki mezarlık bozulmadı mı? Buldozerlerin çelik paletleri nice mezarı çiğner, işlemeli mezar taşlarını ezer, kemikleri etrafa saçarken, pek az kimse bu icraatı övmek rahatlığını kendinde bulmuştu. Atalara saygı sözünün lüzumundan fazla tekrarlandığı bir sırada girişilen bu hareket binlerce vatandaşı gönülden yaralamış, üzmüştü.”

Öldürülen avukatlar, işte bu tür eleştirileri yapan kadroydular…

Mezarlığına bile sahip çıkmayan bir anlayış…

Aynı yazıda, Mevlevi Tekkesi’nin de az kalsın bir düşüncesizlikle yıktırılacağından bahsedilmiş…

Kulaklarınıza inanamazsınız!
Mevlevi Tekkesi.
Az kalsın yıkacaklarmış!..

Şimdi kalkıp Selimiye Camii’ni yıkmak gibi bir şey!

Bugün Pazar.
Hafiften bir yazı yazacaktık, olmadı.
Sürekli başvurduğum Haşmet Gürkan’ın kitaplarından biri olan “Cumhuriyet Düşünceleri” adlı kitabını elime alınca, böyle oldu…

Lefkoşa’da Dereboyu’nu bilmeyen yok.
Pardon!
Şimdilerde bilmeyen çok!
Yığınla insan oralara bir restoranda, bir eğlence yerine gidip şarabını yudumlarken, arkasında bir dere olduğunu bilmiyor.
Laf açılırsa eğer “Ne deresi?” diye soruyor.
Şaşkın şaşkın.
Bu kurak yerde dere ne arar gibisinden…

Bu hale biz soktuk.
İçinden bir akarsuyun aktığı şehir burası.
Hangi şehre nasip?

Dereboyu’ndaki binalar dereye dönük olacağına, sırtarlını dereye vermişler!
Ne plan ama!

O Kanlı Dere’dir.
O derenin şarkısını en çok Kumsal’da oturanlar bilir.
Lakin, nerede o insanlar?

Bisikletlerle Dereboyu’nda turlamak.
1600 metre boyunca.
Rüzgar ve kuş seslerinin arasında Kanlı Dere’nin sesine kulak vermek.
Düşünmek.
Sevdalanmak.
Uyarsa, birkaç satırlık şiir yazmak.
Ya da bir köşesine çekilip Shakespeare okumak.
İçlenmek.
Gülmek.
Elini tutmak.
Sıkıca.
Bırakmamacasına.
Avuçlarında taşımak o sıcaklığı.
Neye bedel?
Bir ömre…

Shakespeare demişken.
Bir zamanlar Dereboyu, yani Mehmet Akif Caddesi’nin adı Shakespeare’di.
İngiliz döneminde gayet isabetli olarak konan bir isim.
Fakat,
Biz ne anlarız?
Shakespeare’miş!..

Sözünü ettiğimiz kitapta,1960’lı yılların başında Lefkoşa Türk Belediyesi’nin bu sokak adını değiştirmesi eleştirilip şu görüşler ileri sürülüyor:
“Eserleri bütün dünya milletlerince baş tacı elden Shakespeare adına Rusya’da bile saygı duyulur. İstanbul’da Dram Tiyatrosu’nun mevsimi bir Shakespeare’le açmayı gelenek haline getirdiği malumdur. Sonra Shakespeare adı, Kıbrıs’a yabancı değildir. Othello’da olay Kıbrıs’ta geçer. Üstelik yakın bir tarihe kadar var olan özel bir tali okulumuzun adı dolayısıyla Shakespeare kelimesi kulaklarımıza yabancı değildir. Kıbrıs Türk halkı, yabancı düşmanlığı diyebileceğimiz duygulara hiçbir zaman aydınlık kafasında yer vermemiştir.”

Acaba,
Şimdiki belediyemiz hatıralı geri verebilir mi?




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı