08 Aralık 2016

Halk turizme inandırılmalı

Halk turizme inandırılmalı
Haber İçi Üst

Bu hafta sizler için uzun uzun turizm sektörünü konuştuk. Biliyorsunuz sezon başlıyor ve turizmciler bağlantılarını yapmak üzere çalışmalarını sürdürüyorlar. Fuarlara katılıyorlar. DMG Şirketler Gurubu Direktörü Dimağ Çağıner ile yaptığımız sohbette, ülke turizminin hangi noktada olduğuna baktık. Çağıner artık turizmde sürdürülebilir politikalar oluşturmak gerektiğini, halkın da işin içine çekilip geleceğin turizmde olduğu anlatmak gerektiğine vurgu yaptı. Özellikle Almanya gibi önemli destinasyonlarda tanıtıma büyük önem verilmesi gerektiğini de vurgulayan Dimağ Çağıner, yavaş yavaş charter seferlerin yerini, tarifeli seferlerin almasının gerektiğine de işaret etti.

HAVADİS: Ülkedeki turizme baktığınızda şu anda nasıl bir tablo görüyorsunuz?
ÇAĞINER:
Bence ülke turizmi bir değişim içerisinde. Bu değişimin aslına iki senelik bir geçmişi var. Özellikle bu charterlerin ulaşım bacağındaki eksikliğin fark edilip, bunun için teşvik politikasının gündeme gelmesi ve devreye sokulup uygulanmasıyla birlikte, turizm politikası Bir kere, tek destinasyona bağlı, yani Türkiye ve İngiltere’ye bağlı olmaktan çıktık. Almanya’dan, Hollanda’dan, Fransa’dan Avusturya’dan ve diğer Avrupa ülkelerinin neredeyse yüzde 80’inden uçakla adamıza turist getirebilir hale geldik. Bu en önemli konu. Bizler daha önce fuara gittiğimiz zaman Kıbrıslı Türk standartlarındaki turizmciler sönüktük. Hep dalga geçerdik ne yaptığımızla alakalı. “Bir şey yok, yine yok, olmaz” gibi. “Olmaz” bizim en önemli sloganımız olmuştu. Bu “olmaz”, “olur” hale geldi iki yıl içerisinde. Aslında belki de KKTC ekonomi tarihinde, turizm tarihinde, hem sektör, hem devlet, hem hükümeti, hem Türkiye’si tek bir proje konusunda mutabakata varmış ve bu mutabakatı uygulamaya sokmuş ve bunun sonucunda da pozitif sonuç almıştır. Yani bu bizim ekonomi tarihimizin, elle tutulabilir sonuca ulaştığımız en önemli başarısıdır. Burada, “alan memnun, veren memnun” kelimesi tam olarak geçerlidir. Tabii bu yıllar geçtik sonra, bir önceki yıllarda yaşadığımız Rumların ambargo sorunları, ulaşımda yaşadığımız teknik sıkıntılar, teşvik sistemi uygulaması esnasında yaşamış olduğumuz sıkıntıları devletin yetkili bürokratları, bakanları, TC yetkilileri ile konuşarak aşabildik. Bu da bizi, daha uygulanabilir, daha kolay sonuca ulaşabilir bir hala getirdi.
HAVADİS: Nasıl bir sonuç aldınız bu çalışamadan?
ÇAĞINER:
Ben ilk başta çok zorlanacağımızı düşündüm, çok zorluklar çektik ama bugün gelinen aşamada, kendi şirketim DMG adına söylüyorum, iki sene önce hayal edemeyeceğim şekilde, 2012 yılını 110 bin kişi ile tamamladık. Sadece 2013 için hedeflediğimiz yolcu sayısı 140 bin. Bu normal ülkelerde, normal turizm şirketlerinin ulaştığı artışlar değildir. 140 bin turiste hizmet verebilmek, 2-3 sene önce Dimağ Çağıner’in; “vay, kesin yaparız” diyebildiği bir şey değildi. Bu bizim vizyonumuzu, görüşlerimizi değiştirdi. O anlamda büyük bir pozitif bakış içerisindeyiz. Tabii şimdi de daha önce yaşamadığımız sorunlarla yüzleşmeye başladık.
HAVADİS: Ne gibi sorunlardan bahsedebiliriz burada?
ÇAĞINER:
Altyapı sıkıntıları, çevre sorunları bizim için büyük bir sıkıntı olarak önümüze gelmeye başladı. Çevrenin temizliği, dağınık yapılaşma, bir destinasyon için ne kadar negatif etki yarattığını görmeye başladık. Daha önce bunlar çok umurumuzda olan etkiler değildi. “Gelsin de, nasıl olursa gelsin” diyorduk, şimdi çevrenin çok büyük bir faktör olduğunu öğrendik. Destinasyonda, yani Kıbrıs’ın kuzeyinde bir turistin yapabileceği etkinlikler nelerdir. Müzeler ve gezi yerlerinin ne kadar düzgün ve bakımlı olması gerektiği, alt yapısının ne kadar sağlam olması gerektiği, açılış kapanış saatlerinin turiste göre ayarlanması gerektiğinin ne kadar önemli olduğunu, yaşadığımız zamanda fark edebilirdik. Tabii turizm, pazarlamacılığında daha profesyonel bir yapı içerisindeyiz. Bizim sektörde KITSAB var, Acenteciler Birliği özellikle bu konularda tepkisini verebiliyor. Devletin yetkili organlarında, bakanlıkların bürokratları ile aynı dili konuşmaya başladık. Burada en önemli konu şu. Mevcut bakanlık yapısında biz şu anda aynı dili konuşabilir durumdayız. Çünkü çocuğu birlikte doğurduk, birlikte büyütüyoruz. Hep birlikte sektör olarak ve dolayısıyla aynı konudan bahsediyoruz. Bakış açılarında farklılıklar olsa bile, en azından konuşmayı yapabilmek bile bizim önümüzü açıyor. En azından bize cesaret veriyor. Bu anlamda bu da bir başarıdır. Şimdi, mümkün olduğunca turizmimizi sürdürülebilir anlamda devam ettirmemiz lazım. Bu ne demek, mevcut kurulan teşvik sisteminin, mevcut kurulan otel alt yapısının, turizm alt yapısının sadece 1-2 yıla ve teşvike bağlı değil, uzun vadeli olmasını sağlamamız gerekiyor.
HAVADİS: Bu noktada neler yapılabilir sizce?
ÇAĞINER:
Bu anlamda charterların yanında tarifeli seferlere büyük önem düşüyor. Bahsetmiş olduğum tarifeli seferler, Türkiye-KKTC arasındaki tarifeli seferler değildir. Zaten orda yeterince özel hava yolu şirketleri faaliyet gösteriyor. Benim bahsettiğim tarifeli seferler, Onur air Pegasus, THY, Atlas Jet , Anadolu Jet ve şimdi ilk kez tarifeli seferlerle Almanya’dan Kıbrıs’a turist taşıyacak olan Sun Expres’ten bahsediyorum. 22 Mart tarihinde Sun Expres Almanya’dan Kıbrıs’a tarifeli seferlerle turist taşımacılığına başlıyor. Bu, özellikle Avrupa’da tarifeli turist taşımacılığında çok önemli. “Tarifeli turist taşımacılığı” terimi çok önemli. Bu konuda lider konumunda Luftanza-THY ortaklığı olan bir firma, bugün Almanya’nın Düsseldorf ve Frankfurt şehirlerinden haftada iki sefer, haftalık olmakla birlikte seferlerine başlıyor. Satışlara ilgi çok iyi gidiyor. Uçaklarda doluluk yakalanmış durumda. Hedefimiz, Sun Expres gibi tarifeli turistik taşımacılık yapan şirketlerin Kıbrıs’a olan tarifelerini artırmalarını sağlamak 2014-15 yıllarında ki, charterleri yürütemeyeceğimiz, talebin az olduğu dönemlerde, bu şirketlerden koltuk satın almalar yaparak, orada bir talep yaratabilmek. Yani uçağın tümünde riske giremeyeceğimiz zamanlar oluyor düşük sezonlarda. O zamanlarda, bu şirketler bu destinasyonlarda bize sigorta oluyorlar. O destinasyonda, yani Almanya’dan 12 ay pazarlamaya imkan yaratıyor. Bu, büyük bir imkan. Dolayısıyla, sürdürülebilir turizm politikasında tarifeli turist taşımacılığında, yurt dışından Kıbrıs’a ayrıca bir destek verilmesi gerekiyor. Bu konuda, hava yolu ile operatörlerin baş başa kalabileceği bir sistem yaratılması gerekiyor. Bu sistem, destinasyonda liberalleşmeyi getirecektir.
HAVADİS: Bunu biraz açar mısınız. Liberalleşme derken neyi kastediyorsunuz?
ÇAĞINER
: Bugün charter operasyonu yapan firmalar, charteri yönetebilecek büyüklükteki firmalardır. Dolayısıyla daha küçük olan firmalar için bir fırsat eşitsizliği doğmaktadır. Halbuki bugün İngiltere’ye baktığımız zaman Pegasus Havayolu şirketleri, Pegasus Hava Yolları’yla birlikte, Ercan Havalimanı’na tarifeli birçok turist gelmekte ve küçük firmalar da bundan destek bulmakta. Dolayısıyla bunlar bizim turizmimizin sigortası. Bunu İngiltere’de değil sadece, Almanya’ya artırmamız gerekiyor. Geri kalan ülkelere de bu seferleri artırıp, bunları 12 aya yayıp, bundan tüm Kıbrıs Türk turizminin faydalanmasını sağlamamız gerekiyor.
HAVADİS: Bu durum charterlerin sürdürülebilir olup olmadığı tartışmasını da gündemden kaldıracak mı?
ÇAĞINER:
Tabii, talebin çok olduğu zamanlarda charter yapacağız yine ama, Aralık-Ocak-Şubat ayında uçmamız mümkün değildir. Bu aylarda bu uçaklar yine devam edecek.
HAVADİS: Teşvikler konusu ne olacak?
ÇAĞINER:
Teşvikler mutlaka ileriki zamanlarda azaltılacaktır. Azaltıldığı zaman bir uçağın ful risklini almak ne kadar ekonomik gelecektir? Dolayısıyla, o hatlar da yavaş yavaş charter dışı tarifeli seferlerin antrenmanını yapmaya başlamamız gerekiyor.
HAVADİS: Bunun uygulanabilir bir sistem olduğunu düşünüyor musunuz?
ÇAĞINER:
Ben, sırf bunun yapılabilirliğini göstermek adına Sun Expres’e charter haricinde tarifeli olmak kaydıyla koltuk garanti anlaşması yaptım. Neden yaptım koltuk garanti anlaşması? Demedim ona uçağın tümünü alacağım? Uçağın bir kısmını alıyorum. Burada amaç nedir? Uçak sefer sayısını gelecek sene ikiden dörde çıkarmak, aldığım koltuk sayısını azaltıp, rakiplerimin de o uçaktan koltuk almasını sağlayıp, hepimiz daha az riskle, ama daha fazla destinasyondan toplamda yine aynı sayıyı getirelim, daha fazla getirelim ama riskimizi azaltalım. O uçağın doluluğunu artıralım. Bu anlamda DMG Gurubu olarak bir öncülük yaptık Sun Expres’in bu uçuşunda. Cesaret verdik daha doğrusu hava yolu şirketlerine. Ama burada önemli olan turistik charter, tarifeli sefer yapan şirketlerin burada daha sağlam bir gelecek görmesi ve Kıbrıs’ı da hatların yaz kış katmalarıdır. Bu da bizim 12 ay turizm yapmamızda önümüzü açacaktır.
HAVADİS: 12 ay ülkemizde turizm yapılması açısından sizce alt yapı çalışmaları veya etkinlikler konusunda bir çalışma yapılıyor mu?
ÇAĞINER:
Bu söyleşiyi, bunun için yapıyoruz. Özellikle ben bir rakam verdim. DMG gurubu gelecek yıl, 140 bin yolcuya hizmet verecek. Bu rakamı duyan iş adamı, devlet yetkilisi, bir şirketten bahsediyorum. Piyasadan bahsetmiyorum. Bunu duyan firmaların “ biz nasıl kazanırız, ne olabilir” sonucuna varabilecek düşünce içinde olmaları gerekiyor. Devleti zorlamaları gerekiyor. Çünkü turizmin en güzel artısı. Bu işten tur operatörü ve otelci değil sadece bu işten kazanan. Araştırmalara göre, bazılarına göre 30, bazılarına göre 40’ün üzerinde sektör bugün Kıbrıs Türk ekonomisinin ihracat anlamında yapabileceği en büyük katkı budur. Bir kere şunu bilmek gerekiyor. Bir ekonominin sağlam olabilmesi için cari açık vermemesi gerekir. Bir de ithalat-ihracat arasında dengeyi bozmaması lazım. Dövizi girdi olarak sağlaması lazım. Bunu yapabileceğimiz iki enstrüman var. Bir tanesi ihracat, bir tanesi de turizm. Adada ihracat kısıtlı, girdi maliyetlerinden dolayı. İkincisi turizm gelirleri. Turizm gelirleri bugün baktığımız zaman, bir ülkenin ekonomisinin sıhhatli olması için hatta Kıbrıs için olmazsa olmazıdır. Çünkü ithalata dayalı bir ekonomi yapıyoruz. Turizm gelirini artırmak için de gelen turistin cebinden daha fazla para alabilecek hizmeti artırmaktan geçer. Bunu sadece tek başına turizm acentesi veya otellerle olmaz. Bunun için bilinçli bir toplum gerekiyor. Bu toplum gelir kapısının turizmden geçtiğini bilmesi gerekiyor. İş insanlarının bu sektöre yönelik kendisini geliştirmesi, insanların bu sektörün ekmek kapıları olduğunun farkına varmaları gerekiyor.
HAVADİS: Toplumu bilinçlendirmek için de daha fazla bunları anlatmak gerekmiyor mu?
ÇAĞINER:
Medyaya burada büyük görev düşüyor. Kıbrıs Türkünün ekonomisi, turizme, hizmet sektörüne, üniversitelere bağlıdır. Bu sektörleri el üzerinde tutmak gerekiyor. Bu sektörlerin sorunlarını hep beraber çözmemiz lazım ki gelecek nesiller, çocuklarımıza iş imkanı ve fırsatlar sağlayabilelim. Bunun farkında olabilmek için turizm bilinci yaratmalıyız. Nerede yaratacağız? İlkokulda. Eğitimin içerisinde turizm politikasını koymazsak siz bir öğrencinin meslek seçerken, ara eleman yetiştirirken, o adama, bellboy’luk, resepsiyonculuğu, aşçılığı seçtirtemezsiniz. Çünkü hafızasında böyle bir bilgi yok. Bunu aşılamazsanız, sonuç alamazsınız. Bizim, dolayısıyla toplumun temeline inmemiz gerekiyor. Bunu da şimdi yapmazsak ne zaman yapacağız. Şu anda taşıma su ile değirmen döndürüyoruz. Birkaç tane “çok affedersiniz” “deli”nin birilerinin “hade yapalım, hücum” demesi üzerine, biz de “hücum” ettik. Bize, bakıldığı zaman “şu kadar teşvik alırlar” denir. Alınan teşviklerin tümü, bir tamamı, son kuruşuna kadar, karşı taraftaki operatörün fiyatını satılabilir fiyata maliyetini karşılamak adına kullanılan teşviklerin finansmanını biz üstleniyoruz. Ama insanlar bizim aldığımız teşvikler, milyonlarca Euro’nun bizim cebimize giren para olarak görüyor. Teşvik sistemi konusunda hata yapanlar da olmuştur, bunu önlemek için de daha ciddi kontroller yapılmalıdır. Ama “ pire için de yorgan” yakılmamalıdır.
HAVADİS: Turizmde yeni destinasyonlar açarken Rumların engeli ile hala karşılaşabiliyor musunuz?
ÇAĞINER:
İnanın ki bu destinasyonları adaya açarken, Rum’un baskısını elimine etmek kolay değil. Bu sadece para ile de olmuyor. Fransa’da bugünlerde Rumlar yine bizim uçağı iptal ettirmekle meşguldürler. Rumlar artık yeni politikası gereği, bu teşviklerden dolayı agresive çıkamadılar, şimdi tekrar 2 sene sessizlikten sonra ayaklandılar ve güçsüz buldukları hatlarda bizim üstümüze gelmeye başladılar. Dolayısıyla Rum’un bize karşı uyguladığı ambargo bitmiştir, bu ambargoyu aştık değil. Bugün herhangi bir gerekçe gösterip bu seferleri iptal edebilirler. Biz bu ambargonun veya bu anti propagandanın karşısında dururken, bizim istediğimiz toplumsal destek ve “yaptınız be çocuklar bravo” denmesidir. Yani, “bu ülkeye bu turizmin katkısı vardır, yürüyün arkanızdayız” denmesi lazım. Ondan sonra toplumsal olarak başka arkadaşların da turizmde bizim attığımız adımları atmasını teşvik etmek için de adaya turistik tarifeli seferleri artırmak gerekiyor. Turizm politikamızı bu yönde geliştirmemiz gerekiyor. İşin özeti, turizm ne tek başına bakanlıkla, ne tek başına TC’nin verdiği para ile ne tek başına turizmci, otelci ile olmaz. En önemli saç ayağı toplum, onlarda bu işin içerisinde destekçi, bu gelirden pay alan, sahip çıkan olmalıdır ki bu sonuç, herkese gurur verici hale gelen bir sonuç haline gelsin.
HAVADİS: Adaya gelen turistin cebinde para olmadığı konusunda esnafın size karşı bir eleştirisi var. Bunu nasıl yorumlarsınız?
ÇAĞINER:
Bununla ilgili, bu sıkıntı sadece bizim sıkıntımız değil, AB’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntının yansımalarıdır. Turizmle uğraşan adamın global olmayı öğrenmesi lazım. Sabah uyandığı zaman Euro doları bilmelidir. Petrol fiyatını bilmek zorundadır. İzlanda’da yanar dağın patlayıp patlamadığını bilmelidir. İngiltere ekonomisinin yüzde kaç büyüyüp küçüldüğünü bilmek zorundadır. AB’nin Güney Kıbrıs’a uyguladığı mali politikayı bilmek zorundadır. Neden? Çünkü bize gelen bu insanlar oradan geliyor. Yani AB’de ekonomik kriz varken, bu gelen insanların çok iyi para harcamalarını beklememeli. Bu bir. İkincisi. Harcayabileceklerinden daha mı az harcıyorlar. Bence öyle. O zaman nasıl harcatırız konusuna gelmeli. Bunlar ne yeller ne içerler onları araştırmak gerekir. Tabii ki biz de isteriz en pahalı insanı getirelim ama destinasyonda Akdeniz’in içerisinde bu rekabette bunu yakalayabilmek mümkün değil. Karşımda bir İspanya gerçeği var. Batmış bir Yunanistan ekonomisindeki turizminin uyguladığı politikalar var. Türkiye’nin girdi maliyetleriyle getirdiği insanlar vardır. Dolayısıyla bu rekabetler söz konusudur. Biz seçip de özellikle ucuzcu müşteri getirmiyoruz ki. Ucuzcunun müşteri getirmeme nasıl sağlanır? Pazarlama ile. Biz şu anda teşvik sistemini kullanarak, daha ekonomik tatiller planlayarak ülkemizi pazarlıyoruz. Ülkemizi pazarlamak için ülkenin cazibe noktalarını insanların evine, bilgisayarına yaşamına sokarak işleyerek yapılır, tek başına bilet fiyatını ucuzlatarak sübvanse ederek olmaz. Biz bugün pazarlama yapmazsak ve sadece bilet fiyatını ucuzlatarak satış yaparsak, yarın bilet pahalı olduğunda gelmeyeceklerdir. Pazarlama için de, seçilen hedef Avrupa ülkelerinde 12 ay reklam politikası izlemek gerekiyor. Örneğin Almanya’da nasıl bir reklam politikamız var. Hiç yok. İngiltere’de bu yıl biraz yapıldı. İngiltere uçaklarım bununla bile uçaklarım neredeyse doldu. Edetöryal bir tanıtım yöntemi izlenmelidir başarı sağlanması için. Ne zaman ki ürünü anlatıyorsun, o zaman bilinçli turist geliyor.
HAVADİS: DMG Grup olarak şirketinizi bugün hangi noktada görüyorsunuz?
ÇAĞINER:
DMG Grup olarak bugün, herhalde icra ettiğimiz turizm kanallarında outgoing hariç, işin ithalat kısmı hariç, ihracat kısmında en büyük gurubuz şu anda. İki şirketle 130 bin kişilik hizmet veriyoruz 2013’de. Dolayısıyla bu anlamda yapmış olduğumuz charterler, tarifeli seferler, TC ile KKTC arasındaki operasyonlarda etkiliyiz. Bu yıl birkçok yeni hattımız var açılacak olan. Tabii ki bizi ilgilendiren bizim şirketimizin başarısı değil, destinasyon başarılı oldukça bize talep geliyor. Önemli olan o insanların Kıbrıs’a gelmesini sağlamaktır. Yoksa rekabet kendiliğinden gelir. Bizim farkımız. Biz işin servis kısmında iyiyiz.
HAVADİS: Ülkede bir ekonomik kriz var mı sizce?
ÇAĞINER:
Bizim krizimiz kendi iç krizimiz. Buna da baktığınız zaman, kamu odaklı bir ticaret dönüyor. Kamu odaklı baktığınız zaman kamu maaşlarında bir azaltma yok. Artış da yok. Enflasyon da çok yüksek değil. Ama bir sorun var. Benim inancım, bunun yüzde 50’si psikolojik, yüzde 50’si ekonomik. Ekonomik olan kısmın tamir edilmesi lazım, halkın cebine daha fazla para girebilecek sistemleri yaratmak lazım. Bunu yarattığınız zaman da psikolojik kısmı atlatıyorsunuz çünkü insanlar o zaman para harcamaktan korkmuyor hale geleceklerdir. Maaşlarda kesinti yoksa tüketimin azalmasının nedeni korkudan dolayıdır. Önünü göremediği için. Demek ki sorun psikolojiktir. Ülkede evet kriz var ama bunun nerede olduğunu doğru tespit etmek gerekiyor. Gördüğüm kadarıyla, beklentiyle alakalı, korkuyla alakalı, bir sıkıntı var. Çünkü bizde para olduğu zaman harcıyoruz. Harcamıyorsak bir korku var demektir. O nedenle cesaret vermek gerekiyor. Yapılması gereken en önemli şey, Kıbrıs Türk turizmcisinin, turizm yatırımlarından aldığı payı artıracak taleplerde bulunması gerekiyor. Yani, finansa olan ulaşımının kolaylaştırılması gerekiyor. Pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor. Bu toprakları elimizde tutabilmek için yatırım yapmamız gerekiyor. Bizim devlet adamlarımızın, TC elindeki ucuz finansmanlarını buradaki yatırımcılara herhangi bir sistem aracılığı ile aktarıp Kıbrıs Türk iş insanının önünü açmalıdır. O zaman insanlarda bir aidiyat duygusu yaratılmış olur. Yatırımı TC’den beklememek lazım, bizim iş insanlarımıza bu imkanın verilmesi lazım, bunu yaparsak o zaman bu memleket bizim olur.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil