05 Aralık 2016

Güney Kıbrıs’taki krizin neden ve sonuçları (1)

Haber İçi Üst

Güney Kıbrıs’ta derinleşen ekonomik krizle birlikte işler iyice bir karıştı.
Güney Kıbrıs ekonomisi kendisini kolay kolay toparlayacak gibi değil.
Güney Kıbrıs’ı önümüzdeki dönemde tarihinde hiç görülmediği kadar yüksek oranda işsizlik ve ekonomik durgunluk bekliyor.

Güney’deki ekonomik krizi İngiltere’de Cambridge’de Üniversitesi’nde ekonomi dalında doktora çalışmaları yapmakta olan ekonomist Anıl Arı ile konuştum. Konuşmamızı Facebook üzerinden gerçekleştirdik.
Anıl Arı, Cambridge Üniversitesi’nde ekonomi okudu. Orada yüksek lisansını tamamladı. Şimdi ise doktora çalışmaları yapıyor. Ve kısa bir süre sonra da büyük olasılıkla bir Kıbrıslı Türk olarak ya IMF’de ya da Dünya Bankası’nda görev alacak. Hedefi bu…
Bir başka yazımda Anıl Arı’nın nasıl ekonomist olduğunu da anlatacağım.
Ama bugünkü yazının konusu Güney Kıbrıs’taki ekonomik kriz. Öncelikle nasıl oldu da Güney Kıbrıs bugünkü noktaya geldi. Bu soruyu Anıl Arı’ya sordum. İşte cevabı:
1974’den beri Rum tarafının büyüme modeli turizm ve finansal hizmetler sektörlerine bağlıdır. Finansal hizmetlere yatkın olmalarının sebebi İngilizce konuşan nüfus ve çok sayıda muhasebeci ve avukata sahip olmaları… Ama böyle küçük bir ülkede bu hizmetlerin gelişmesi için yurt dışından şirketleri ve parayı çekmeleri lazımdı. Bunu da vergileri düşük tutarak ve regülasyonu az olan, serbest, paranın nereden geldiğini, nereye gittiğini sormayan bir ortam yaratarak yaptılar. Böyle bir ortamda tabii ki yurt dışından gelen paralarla bankalar da büyüdü. Şu an Güney Kıbrıs bankalarındaki mevduatlar ekonomilerinin 8 katı kadar… Euro’ya geçişten beri fiyatlar arttığı için turizmde rekabet güçleri azaldı ve Güney Kıbrıs ekonomisinin dinamosu finansal sektör oldu. Gelinen noktada finansal sektör Gayri Safi Milli Hasılanın neredeyse yarısına denk geliyor. Güney Kıbrıs’taki bankalar Avrupa’nın diğer yerlerindeki bankalara nazaran %5 daha fazla faiz vererek bu mevduatları çekti.
Bu faizi ödeyebilmek için de tabii ki parayı yüksek gelir veren, riskli yerlere yatırdılar. Birincisi Yunanistan oldu, ikincisi Kıbrıs’taki İnşaat sektörü oldu. Ancak inşaat sektöründe Euro’ya girişlerinden sonra sorunlar başladı. Ev fiyatları devamlı artmaya başladı. Sonunda iki balon da patladı. Mari’deki patlamayla birlikte Güney Kıbrıs ekonomisi krize girince bankalardan verdikleri borçları tahsil edememeye başladılar. Daha da önemlisi, Rum Bankalarının, Avrupa Birliği’nin Yunanistan’ın borçlarına yaptığı “hair-cut” yani tıraşlamada 3 milyar Euro civarı kayıpları oldu. Hristofyas’ın bu paranın kompense edileceğine dair garanti almadan bu tıraşlamayı nasıl kabul ettiğini henüz anlayan yok.

Bu noktada Anıl Arı’ya Hristofyas’ın bunu engellemek için bir fırsatı olup olmadığını sordum. Arı, “Vardı, veto etmesi lazımdı” dedi.
Hristofyas veto etmedi ve kriz derinleşmeye başladı.
Sonuçta tıraşlamanın bankalara maliyeti çok büyük oldu.
Rum devletinin bu zararın altından kalkamayacağı ortaya çıkınca da yabancı sermaye, mevduatlarını çekmeye başladı.
Bu da bankaların daha çok zarar etmesine ve acil likiditeye ihtiyaç duymalarına sebep oldu.
Fakat Hristofyas, Troyka ile anlaşıp, özelleştirmeye giderek, harcamaları kesme yolunu seçmek yerine “Benim dönemim bitene kadar durumu idare edeyim” yaklaşımı içerisine girdi. Yani işi oyalamaya aldı…
Bu noktada ne olduğu ve neler yaşandığı konusunda sözü yine ekonomist Anıl Arı’ya bırakalım:
Hristofyas, bir taraftan Rusya’dan 2.5 milyar Euro borç aldı, diğer taraftan bankalar ECB’den acil borçlanma yapmaya başladı. Şu an batık olan Laiki Bank’ın ECB’ye (Avrupa Merkez Bankası’na) borcu 9 milyar Euro. Batık olan bankalar mevduatlarını kaybedip borçlanmaya devam ettikçe zarar gittikçe büyüyüp dağ gibi oldu. Kısacası, oyalama taktikleri sorunu oldukça büyüttü.
Derken Güney Kıbrıs’ta seçimler gündeme geldi. Ama bu arada ciddi bir zaman kaybı yaşandı. Anıl Arı’ya göre zaman kaybının bir diğer zararı da şu şekilde oldu: Almanya’da seçimler yaklaştığı için, muhalefet Sosyal Demokratlar Kıbrıs’ı bir seçim malzemesi olarak kullandı. Merkel’i Rus zenginlerin parasını kurtarmak için Alman vatandaşlarının vergilerini çarçur etmekle suçladılar. Bu da Merkel’i köşeye sıkıştırdı. Köşeye sıkışan Merkel, Kıbrıs’a karşı sert bir tutum takınmaya zorlandı. Yoksa normalde Kıbrıs’a gidecek olan para Almanya için çerez parası idi.
İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Mevduatların tıraşlanması fikri ortaya atıldı. Bu fikrin ortaya atılmasının altında ekonomik bir de mantık yatıyor.
Anıl Arı bu mantığı şöyle özetledi:
“Kıbrıs Hükümeti’nin borcu şu anki ‘bailout’(kurtarma paketi) ile birlikte GSMH’nın % 140’na denk geliyor. IMF’ye göre bundan daha fazla borç verilse, zaten ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın geri alınması mümkün olmayacaktı. Rum hükümeti bunu geri ödeyemeyecekti. Sonunda Yunanistan hükümeti gibi, yıllarca kemer sıkma politikalarına, tekrar tekrar ‘bailout’lara mecbur kalacak, eninde sonunda batacaktı. Bu yıllarca sürecek acıyı engellemek için, en başta kontrollü bir batışla birlikte borcu tıraşlamak daha mantıklı bir argüman olarak gündeme geldi.”
Bu noktada Anıl Arı ile Rusların parasının Güney Kıbrıs’ta o kadar büyük miktarlarda bulunmasını konuştuk. Düşünün bir kere; Avrupa ortak bir bankacılık garantisine doğru giderken, yani banka mevduatlarını garanti altına almaya hazırlanırken, AB üyesi “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin bankalarında bu kadar büyük ve Rus bazlı mevduat olması hoş karşılanabilir miydi? Karşılanamazdı. Anıl Arı da buna vurgu yaptı ve şunları söyledi:
Güney Kıbrıs’ta Rus bazlı bu kadar büyük bir bankacılık sektörü AB tarafından kabul edilemezdi. Nitekim edilmedi de… Düşünün bir kere; AB ortak bir bankacılık garantisine doğru giderken, siz burada Rus mevduatları ile büyüttüğünüz bankacılık sektöründe kar yapacak ve kazanacaksınız öte yandan sonuç zarar olursa da bunu Almanya’ya ödeteceksiniz gibi bir durum ortaya çıktı. Bu durum karşısında Almanlar bankacılık sektörünün küçültülmesini ve Kıbrıs’ın başka sektörlere yoğunlaşmasını istediler. Bunu da zorlamak için yine mevduatları tıraşlayıp veya bir iki bankayı batırıp Kıbrıs’a güveni yok ederek bu sektörü batırmayı bir nevi hedeflediler. Bunu da yaptılar. Tabii bir başka hedef de Avrupa’daki diğer “tax haven” (vergi cenneti) bölgelere anlamlı bir mesaj vermekti.
Nitekim verdiler de…
İşte Nikos Anastasiadis bu koşullarda başkan olarak seçildi. Ve seçilir seçilmez de hiç beklemediği bir şekilde çok sert bir Alman duruşuyla karşı karşıya kaldı. Sert Alman duruşuna ilaveten ECB de acil borçlanma yardımını kesip, Anastasiadis’i bankaları batırmakla tehdit edince, Anastasiadis çaresiz bir şekilde mevduatların tıraşlanmasını kabul etmek zorunda kaldı. Ama iş orada bitmedi, hatalar devam etti. Yapılan hataları ve Rum tarafının şu anda içinde bulunduğu durumu bir sonraki yazıya bırakalım…

(Devam edecek)

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam