10 Aralık 2016

Devlet malı deniz Ertuğrul Bey… Koruyamayan domuz olsun mu?

Haber İçi Üst

Çöp dökülmesi yasak olan yere çöp dökebiliniyor bu ülkede rahatlıkla…
Biliniyor ki, yasak ama cezası yok…
Vezneden para çalmak yasak… Bu suçu işleyen memur sayısı hızla artıyor…
Görülüyor ki, bir süre sonra memur görevine dönüyor, yaptığı da yanına kar kalıyor…
Ek mesai ile devleti “tokatlamak” bir türlü son bulmadı…
Sonuçta bu suçu işleyenler de görevine geri dönüyor…
Son olay mesela… Mağusa’da devlet hastanesinin kapısını penceresini söküp götüren ve tutuklanan hastane görevlisi…
“Kurultayda gösterdiği üstün başarı” nedeniyle terfi alarak atandı yeniden görevine…
Ya kamu sınavları…
Neredeyse her kamu sınavında birilerinin torpille sınav kazandığını biliyoruz.
Soruların sızdırılmadığını bilmeyenimiz yok.
Peki bir kişi bile “sınavı haksız yere kazandı” denilerek kamunun dışına atıldı mı?
Görülüyor ki haksız yere sınav kazanan da yoluna devam ediyor. Hakkı yenen ise hakkını alamıyor…
Sadece bunlar mı?
Haksız yere terfi alan bir kişinin bile terfisi elinden alınmıyor.
Haksız yere terfisi engellenen ise aylarca hukuk mücadelesi vererek “belki” görevine dönüyor.
Peki “haksız yere atama yaptığı” için cezalandırılanı gördünüz mü?
Maalesef, bu ülkede devlet malı deniz…
Sağlık Bakanı Ertuğrul Hasipoğlu dedi ya…
“Devlet malı deniz değil…”
Bal gibi de devlet malı deniz…
Üstelik bana göre devlet malını koruyamayanlar “domuz”…
Yemeyenler değil…

 

Memura yasak, ya işçiye?
UBP Kurultayı’nda gördüğüm ama arada kaynayan bir mevzu vardı.
UBP delege listesine bir bakın…
Önemli bir bölümü “devlette işçi…”
Yani bu ülkede memura siyaset yasak ya…
Kamuda çalıştığı için…
Kamuda çalışan işçiye yasak yok.
O işçi de…
Delege oluyor…
Bakanı için çalışıyor…
Sonra o bakan siyasette kalıyor…
Sonra o işçi “diyet” istiyor…
Hata yapıyor mesela…
Hesap sorulamıyor…
Maalesef tablo böyle.
Bu ülkede “kamu çalışanından sadece” memura siyaset yasak…
Öğretmene bir de…
Doktora da tabii…
İşçiye serbest ama…
Bu da bir anomali olarak ortada duruyor.
Etrafınıza bir bakın…
Partizan istihdamların tamamı da “03 işçi” olarak yapılıyor devlete…
Çünkü memur olmak için “sınav” zorunluluğu yok.
Orada torpil yapmak daha zor…
Ama devlete “işçi” olarak istihdam yapmak kadar kolayı var mı?

 

Bir kez daha düşünün
LTB’de sorunun çözümü için “herkesin hakkını” ayaklar altına alan bir formül bulundu.
10 defa yazdım, 100 defa daha yazacağım
Bulunan formül, “194 kişinin devlette işe alınması…”
Bu olacak iş mi?
Bula bula bu formül mü bulundu?
Havadis bugün manşetine taşıdı.
Gençler gidiyor ve gelmiyor…
Neden gelsinler ki…
Siyasetçinin kapısında “bana da torpil yap” demek için mi, dönsünler adaya?
Neden dönsünler?
İçine düşülen durum…
Verimsizliğin “baş tacı” yapıldığı…
“Verimsizden” hesap sorulmadığı…
“arsızın yolsuzun” öncelikli muamele gördüğü bir ülkede, gençlerin ne işi var…
194 kişi devlete alınacak öyle mi?
Hani üstün başarı ile devlete alınacak bu 194 kişi?
Ne olacak biliyor musunuz?
“Torpille” Cemal Bulutoğluları’nın işe aldığı…
İşe alınmalarında da “UBP’nin bilmem hangi örgütünün, hangi milletvekilinin, hangi örgüt başkanının” parmağı olduğu 194 kişi seçilecek.
Onlar devlete alınacak…
LTB sorunu başından “def” edecek…
Ama “devlet”…
Yani kamu bu derdi çekmeye devam edecek…
Sonra da bunun adı “zekice bir formül” olacak…
Son zamanlarda hiç bu kadar sövme duymamıştım…
“İşçi düşmanı” da oldum…
“Belediye düşmanı” da oldum…
“Emek düşmanı” da oldum…
Ne için?
Israrla bana sövüyorlar…
Ben de ısrarla yazmaya devam edeceğim.
Altın cümlem de şu: “Torpille siyasetçinin işe aldıkları, günü geldiğinde siyasetçi ile birlikte bedel ödeyecekler… O zamana kadar aldıkları maaşı da kar sayacaklar…”
Önerim de şu…
Belediye içerisinde “adam gibi” sınav yapılsın…
Şube müdürlerinin de değerlendirmeleri alınsın…
İşini iyi yapanlar kalsın…
Kalamayanlar da…
Herkes gibi, adaletli bir şekilde kamuda işe girmek için sınavlara katılsın…
Özel sektörde iş arasın…
Bu ülkenin işsizlik sorunu 194 kişinin devlette istihdam edilmesi ile bitmez.
Aksine, telafisi mümkün olmayan, kamu vicdanında derin yaralar açar… 
Bu konuda ısrarla yazmaya devam edeceğim…
Hoş birinin umurunda değil ama…

 

Akıl işi değil
Bir taraftan bu devlette bakanlık yapacaksınız…
Yargıyı en fazla koruması gereken kişilerden birisi olacaksınız yani…
Diğer taraftan da yargı kritik bir konuda karar verme aşamasındayken “fikir beyan” edeceksiniz…
Bu mahkemeyi etkileme girişimi değil de nedir?
Bakan Şerife Ünverdi, bunu gizli toplantıda söylüyor…
Yetmiyor basın açıklaması ile de duyuruyor.
Yapmayın sayın bakan… Bunun kime ne faydası var?
Bu yargıyı etkileme çabası değil de nedir?
Diyelim ki mahkeme “sizin kanaatinize ve inancınıza göre” karar vermedi…
O zaman, bu beyan ettiğiniz ve kamuoyu ile paylaştığınız fikir “ne duruma” düşürecek sizi?
“Mahkemelerine inanmayan ya da güvenmeyen, mahkemelerinin verdiği karardan şüphe duyan bir bakan” olmayacak mısınız o zaman?
Herkesten fazla sizler dikkatli olmalısınız bence…
Sayın bakan…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil