Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Zor ve sıkıntılı günlere doğru…

Bırakın 1974’leri. Çok öncesinde ta İngiliz Sömürge döneminde, Kıbrıs Türk toplumu ve liderliği için Rum toplumu ve liderliği ile kilisesi (altını çiziyorum) “düşman değildi. Enosisi gerçekleştirme ideanın peşinde koşanlardı!”

Bu siyasi nüansı anlamadan ve ayırt etmeden Türk halkının Rum halkına yönelik yaklaşımını analiz etmek mümkün değildir. Çünkü: “Eğer Türk toplumunun da en az Rum toplumu kadar nüfusu ve mülkü olsaydı, muhtemelen “Türkiye’ye bağlanmak” isteyecekti. Zaten bunu gerçekleştiremeyeceğini bildiği içindir ki Türkiye’ye gönülden bağlılığının hissiyatı ile  “Anavatan” dediydi! Bu bir aidiyet duygusuydu. Bu duyguyu besleyen ise ayni dil, ayni din, ayni tarih, ayni kültürlere sahiplikti.

Fakat: Rum halkına bakarken de farklı bir “kimlik” görülmüyordu. Onlar için de Yunanistan “anavatandı.” Dilleri dinleri ortaktı. Kendilerini “İngiliz sömürge idaresinde Helenizmin Kıbrıs’taki kadersiz ve esir insanları olarak görüyorlardı…” ENOSİS’i gerçekleştirmeyi de bu nedenle istiyorlardı.

GÖRÜLÜYOR Kİ: Her iki halk da  kendi ırksal özneleri ile hareket ediyorlardı. Tek farkla: Rum halkı Türk halkını yok sayarak Kıbrıs’ı Yunanistan’ın On İki Adalar zincirine takmak istiyor; Türk halkı ise bu meğalo idea’nın gerçekleşmesi halinde yok olacağını bildiği için güvendiği tek ülke olan Türkiye’ye sığınıyordu.

Bu yaşanan ve sonradan türlü çeşitli safhalardan geçerken uğrunda savaşılan, kan dökülen gerçek, Kıbrıs siyasasının  bugün de temelde devam eden sorunudur! Belki Rum ve Yunanistanın AB üyelikleri koşullarında, söz konusu “enosis rüyası” artık gerçekleşmez. Fakat Enosisin çoktan yerine geçen “tüm adaya egemen olmak” sevdası bugün de ve müzakere masasında ibretlik bir “pazarlık” olarak devam etmektedir… DEĞİŞMEYEN DURUMLAR: Kıbrıs sorunu her zaman vardı. Ortaya çıkışı 1954’de Eoka’nın bombalarını patlatıp İngiliz asker ve sivillerine yönelik terör hareketlerini başlatmasıyladır. O yıllarda hedefleri Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamaktı. Bugün buna gerek duymuyorlar çünkü “AB’de, BM’de ve ötesi uluslarası ilişkilerde “iki devlet olarak Anavatan ve yavruvatan işbirliği ile bağlılığında çok daha güçlüdürler…

Mesela ben de 1974 Barış Harekâtının hemen ardından adanın Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılması karşısında artık sahibi olduğumuz topraklara “yeni ve kalıcı vatanımız” gözüyle bakarken heyecan duyuyor ve Bozkurt gazetesindeki Köşem’de, “işte şimdi dünyada iki Türk devleti oluşuyor” diyordum. Türkiye ve Kıbrıs’ın Kuzey’indeki Türk Devleti. Dünyada iki oy, iki güç, iki Türk bayrağı…”

Yazık ki olmadı! Ya ne oldu? Güney hâlâ tüm adanın devleti olarak kabul görüyor! Ya Kuzey? Açıkça yazayım: Türkiye’nin AB ve Amerika ile aralarının yeniden fena halde açılacağı gerçeğini de göz ardı etmeden diyorum ki artık Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığı çok zor olacaktır! Şimdi masada Rum tarafı daha çok bastıracak, daha çok isteyecektir… Kıbrıs Türk halkına gelince: Türkiye’deki sıkıntı ve zor günlere paralel, bundan sonra biz de zor ve sıkıntılı günler geçireceğiz

DÖVİZ KRİZLERİNDE AYVA YİYENLER!

Uzun süredir krizlerle boğuşuyoruz. Türkiye’deki son darbe olayı yaşanan olumsuzluklara beterince olumsuzluk olarak yansıdı. Üç günde ne turizm kaldı ne günlük hayatın tadı tuzu!

Asıl fena olanı “dövizin yeniden vurması!” Fakat bu kaçıncı? Ne zaman bir krizle karşılanılsa KKTC’de döviz fırtınası yaşanır! Zaten ithalata dayalı bir ekonomimiz var. Anında iğneden ipliğe kadar tüm ithal emtiası zamlanır fakat  durum vaziyetler normale dönse bile o zamların geri dönmesi ayları alır!

KRİZLERDE AYVAYI KİM YER? “Borçlular! Nitekim darbe olayından önce de KKTC, “insanların borçları nedeniyle krizdeydi. “Merkez Bankası Risk Merkezi”nin açıklamasına göre 2015 sonu itibarı ile yurttaşların bankalara olan borçları 286.5 milyon TL imiş.. Mahkemelik olan bu bireysel krediler 2016’nın 5 aylık döneminde yüzde 2.12 artarak 292.6 milyon TL’ye ulaşmış. Tabi türlü çeşitli ticari ve ekonomik sektörlerin de borçları sürekli artmaktaymış!

Ayvayı yiyenlere gelince: Sabit ücretliler yani Kamu görevlileri ile asgari ücrete çalışan sigortalılar, biline ki “ham ayvayı” yiyenlerdir. Çünkü o sözü edilen “borçlular” zaten bu kesimdendir!

Ha köylü çiftçi hayvancı mı? Anlatmaya gerek yok, çünkü gazetelerdeki haberlerde hiç eksilmeyen bu kesimin borçlarıyla devletten alacakları çok iyi biliniyor ve pişmiş ayvayı da bu kesim yiyor!

Sonra sanayiciler, gazete televizyon şirketleri, esnaf zanaatkâr, muhtemelen bazı işinsanları falan da nasip kıymetleri oranında o ayvadan nemalanmaktadırlar!

HİÇ Mİ KAZANAN YOKTUR? Bankalar! Çünkü o borçluların büyük kısmı bankalardan döviz cinsinden kredi almaktadırlar! Dolayısıyle “5 kuruşluk” zarara girmeden tekerleği çevirmekte, herkesler bankalara borçları ile  kambur üstüne kambur yaparken; bankalar her döviz krizinden kâr fesadına uğramakta…

Nitekim dolar 3 TL’nin üzerine çıktı.. Ve Temmuz ayının çekip gitmesine sekiz gün kaldı! O “ayvayı yiyenler” dedik ya!  Şimdiden düşünmeye başlasınlar banka vezneleri önünde başlarına gelecek olanı!

KISACA TAKILDIĞIM: “ZIRZIR DELİ KİME DERLER!)

Delilik deyip geçmeyin! Türlü çeşitlisi vardır. Mesela aptallık da bir deliliktir ama çok dikkate alınmaz çünkü çoğunlukla zararı kendine kıvrıktır! Sersemlik de deliliktir ama “sersem insan” der yürürsünüz.. Ha delinin bir de “zırzır” olanı vardır. Pekala kime derler zırzır deli? İnternete baktım şu bilgiyi verdi: “Zırzır deli 42 yıl sonra Türkiye’deki darbeyi fırsat olarak gören ve eğer Rum tarafı bu fırsatların çıkacağını dikkate alarak hazırlık yapsaydı şimdi Kuzey’e saldırarak 43 bin Türk askerinin esir alınacağını ve Türkiye müdahalede bulunamayacağından Rum ordularının Girne kıyılarına varacağını” söyleyebilen insandır!Ancak şu bilgiyi de veriyor: “Güney’de böyle tehlikeli delilerden çok vardır dikkat edilmesi gerekir!”