Geçen hafta Türkiye siyasetinde görülen değişiklik Türk mali piyasalarında depremlere neden oldu. Artan güven erozyonu sonucu yatırımcılar pozisyon değiştirmeye başladı.
Borsa %20 geriledi. Dolar 42,00 seviyesine çıktı. Tahvil bileşik faizleri % 50 seviyelerine çıktı. (%36 idi). Merkez Bankası oynaklığı önlemek için 20 milyar dolar rezerv sattı.
Meydana gelen bu olaylarda, Türkiye mali piyasalarının kaybı; öncelikle Türkiye’nin risk primi 383 baz puana yükseldi, Borsa İstanbul endeksi 2 trilyon lira düştü, gösterge faizi 46 ya çıktı. Hazinenin borçlanma maliyeti 8.00 puan arttı. Yabancı ve yerli yatırımcılar tahvillerini bozdurup yeniden dövize dönmeye başladılar. Bunu önlemek gayesiyle gecelik faizler % 46 ya yükseltildi.
Türkiye dışı piyasalardan oluşan olaylara yönelik ağır eleştiriler geldi. Gelmeye de devam ediyor. Türkiye’nin kredibilitesi çok büyük oranda negatif yönde etkilendi.
Türkiye de sermaye ve tasarruf eksikliği yıllardır devam ettiği için ve de ekonomi politikalarında ki hatalardan ötürü, ekonomide ve siyasette kırılganlık devam eder. Türkiye de politika yıllardır halkı ekonomik olarak yoksulluğa itmiş, emekli, dar gelirli insanlar zaten yollarda isyanları oynarken sindirilmiş halk kendi kendiyle mücadele eder durumdaydı. Halkın kıvılcımı ateşlenmişti ama sürekli üzerine su serpilip söndürülüyordu.
İktidar hep kendilerinin haklı olduklarını söyleyip sorunları erteliyor halkı beklemeye alıyordu ve bir türlü halkın gerek siyasal gerekse ekonomik sorunlarına çare üretmeye yönelmiyordu. Şimdilerde ise ateşlenen bu kıvılcım 1970-1980’ler Türkiye’sini hatırlatır durum yaratmıştır.
Bu geçmiş deneyim özellikle üniversitelere sıçramış bu kıvılcım, bize kolay kolay bitmeyecek tecrübesini veriyor. Türkiye zor olan sürece dinamit koydu ve daha da zorlaştırdı. Gerek ekonomik gerekse mali olarak piyasalar çok zor bir döneme girdi.
Demokrasinin bu denli sarsıldığı bir dönem görülmezken, bu dönemde hiç kimse Türk Lirası’nın ve de Türk Mali enstrümanlarının önlem alınıp demokratik bir düzen yaratılmazsa güvenilir bir ortama gireceğini tekrar düşünmesin.
Türkiye’nin içine girdiği bu felaket durum zaten geliyordum demişti fakat buna önlem almak yerine üzerine üzerine gidildi. Aynı coğrafyada olduğumuz ve aynı finansal enstrümanları kullandığımız için bizimde 2025 yılımız hiç de arzulanan bir yıl olmayacak.
































