Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Zihin yorgunluğu

Ne Kosova Başbakanı kaldı, Ne Trump, Ne Esat, ne Çipras!

Hepsini önüne kattı.

Şimdi de Netanyahu.

Birbirlerine fena girdiler.

Biri diğerini “terörist” ilan etti, diğeri de “Kıbrıs’ı işgal edenden ahlak dersi almayız” diye yüklendi…

Bir gürültüdür gidiyor…

En önemli rahatsızlık zihin yorgunluğu olsa gerek.

Bir millet bu kadar yorgun düşürülebilir mi?

Bazı kaynaklara göre Lefkoşa, Bizans döneminin sonunda başşehir olmuştu, o gün bugündür böyledir…

Bazı bilgileri paylaşmak istiyoruz ama doğrusu zihin yorgunluğundan her şey birbirine karışıyor!

Can Dündar’ı kırmızı bültenle arayacaklarmış!

Dündar yaptığı açıklamada “gün gelecek onlar kırımızı bültenle aranacaklar” dedi…

İster istemez konular karışıyor.

Halbuki hiç alakası yok!

Ne diyorduk?

Lefkoşa Bizans döneminde başşehir olmuştu.

Daha sonra Lüzinyanlar dönemi başlamıştı ve bu dönem epey uzun sürecekti.

Bu yüzden Lefkoşa mamur edilmeliydi.

Öyle de yapıldı ve işe surlardan başlandı.

Ancak ileride bu surlar da yapıldığı gibi kalmayacak, Venedikliler şimdiki halini verecekti…

Bu arada aklımıza takıldı.

İfade ve düşünce belirtmek, gazetecilik yapmak, kırmızı bültene neden olur mu?

Can Dündar “olmaz” diyor…

Lüzinyanlar Cenevizlilerle kavgalıydılar.

Bu yüzden Lefkoşa’da mahkum olarak epey Cenevizli bulunuyordu.

Söylendiğine göre her iki Cenevizli mahkum bir tahta mertek parçasına ayaklarından zincire vurulu halde tutuluyormuş.

İşte surların yapımında bu esirler kullanılıyordu.

Epey de ölenler olmuş.

Üstelik uyanık Lüzinyanlar, işçilerin parasını Lefkoşa’da yaşayan Cenevizlilerin kesesinden ödettiriyorlarmış…

Lüzinyanlar Baf Kapısı’ndan işe başlamışlar,

Ve oradaki bazı sarayları yıkıp taşlarını kullanmışlardı.

Venedikliler de öyle yapmıştı!

Onlar da Ortodokslara ait kiliseleri yıkıyor, taşlarından yararlanıyorlardı…

Hiç olmazsa Osmanlı ne bir taş eklemiş, ne bir taş çıkarmıştı doğruya doğru.

Onların derdi başkaydı!

Mesela yerleştikleri Mağusa’da önce bir kısım Rum ahaliye surlar içinde oturmalarına bir şey dememişler,

Ancak daha sonra onları da dışarıya atarak,

Mallarına, eşyalarına el koymuştu fetihçi…

“Afrin’e fetih yakındır” dendiğinde, haliyle birçok soru işareti uyanır insanın kafasında…

Kendi ülkesinde çağdaş, modern ve laik bir anlayış içerisinde yaşamak isteyen Türkiye’deki birçok insana sabırlar dilemek lazım; zordur zihnen yorulmak; gelecekten umut keser gibi yaşamak, zordur…

Bahsettiğimiz dönemde Kral II. Peter’di.

Bu işe kendisini fena halde kaptırmış, öyle ki 1 yıl olmadan surları ve kuleleri tamamlamıştı.

Yerli halka da sorumluluklar yüklemiş Kral.

Bütün mesele o kesme sarı taşların yeterince bulunmasıydı.

Bunun için nerede kullanılmayan atıl kalmış duvarlar varsa yıkılıyor, taşları elde ediliyor ve inşaat alanlarına götürülüyordu…

Anlaşılan, surların yapımı Kral’ın büyük bir hayaliydi.

Böyle olmalı ki, papazlar eşliğinde o surlar kutsanmış…

Neyse,

Zihin yorgunluğuna herkes dikkat etmeli…