Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Zamların sebebi belli

Maliye Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye’den alacakları 105 milyon lirayı alamadıklarını söylüyor.

Arka arkaya gelen mektuplardan sonra, paranın serbest bırakılmayacağını sokaktaki çouk da biliyordu zaten.

Denktaş, “bu tür mektuplar her zaman yazılır” diyerek geçiştirmeye çalışsa da, paranın serbest bırakılmaması sıradan bir sonuç mudur?

50 milyonluk tarımsal kaynağın 25’ini aldılar. Geriye kalan 25 milyon, çalışma saatleri ve burslarla ilgili düzenlemelerin yapılmasına bağlıydı.

Hükümet, kış saati uygulamasının yarattığı kaosa çare olarak aksine çalışma saatlerini düşürdü. Burslarla ilgili de herhangi bir düzenleme yapılmadı. E, seçim yaklaşırken yapılması beklenmezdi. Böyle olunca da bu 25 milyon TL de alınamadı….

Sonuçta, devletin çok daha faydalı yerlere aktarabileceği kendi kaynaklarımızdan yaratılan bir para, kuraklık taminatlarına gidiyor.

Kısa bir araştırma yaptık. Toplumun mahrum edildiği paranın miktarı, 105 milyon değil.

Daha şimdiden, protokolun ilk 6 ayında 225 milyon civarında.

Mesela 2016 bütçe açığına destek kalemine 200 milyon lira verilecekti. Türkiye bunun sadece 80 milyonunu verdi, gerisini kesti.

Nedeni, bütçe disiplininin bozulmuş olması.

Başka bir örnek…

Personel giderleri bütçenin yüzde 80’ini oluşturuyor.

Oysa bu hükümet döneminde bu giderlere 10 milyon TL’ye yakın ek yük getirildi. Mali disiplin bir kez daha bozuldu. Öğretmen hazırlık ödeneğine gelen artış, KTHY çalışanlarına ödenecek ek 5 milyon lira ve tartışmalı bir şekilde Sayıştay Başkan ve üyelerine uygun görülen maaş artışı… Daha sırada 2010 sonrası işe alınanlara refah katkı payı verilmesi var…

Diğerleri belki tartışılabilir ama Sayıştay konusunu asla tartışmam…

Serdar Denktaş bütçenin geçen yıl fazla verdiğini söylese de, demek ki Türkiye’nin raporlarına göre, durum öyle parlak değil.

Herhalde Türkiye “Madem bizim desteğimize ihtiyacınız yok, bol keseden harcıyorsunuz, o halde biz de size bütçe açığına desteği vermiyoruz” demiş olmalı…

Sonra 200 milyon TL de, şartlı reform destek ödeneği vardı.

Reformlar yapıldıkça serbest bırakılacaktı. Bunun da 175 milyon lirası alınamadı.

Etti mi size 255 milyon lira…

Keşke Serdar Denktaş, ayrılan paraların neden serbest bırakılmadığını da açıklasa…

Tek açıklaması, KTHY çalışanlarına verilen haklar konusu.

Türkiye’nin bu nedenle parayı serbest bırakmadığını savunuyor.

Oysa bu kadar basit olmadığı ortada…

Sadece yukarıda yazdığım bir kaç örnek, yeter de artar bile…

Şimdi  bu durumda, Maliyenin kasasına yarı yılda tam 250 milyon eksik girmiş bulunuyor.

Bu da ne demek, daha fazla zam demek, iç borç faizlerinin katlanması demek…

Hala iyi yönetildiğimizi söyleyebilir misiniz?

Ya da bu zihniyetten, ileriye dönük umudunuz var mı?


YERİN KULAĞI VAR

ALTINI ÇİZDİM:

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, müzakerelerde gelinen aşamaya ilişkin bir açıklama yaptı. Ben de bazı cümlelerin altını çizdim; “Bu noktadan sonra henüz sonuçlanmayan konuların paralel biçimde ele alınarak dengeli bir sonuca götürülmesi için zamandan çok politik isteklilik ve siyasi iradeye ihtiyaç vardır”. Burada “siyasi irade” sözü önemli… İkincisi, “Eğer tüm konularda uzlaşıp referandum aşamasına ulaşılabilirsek, halkımız kalıcı olarak ‘bizimdir’ diyemeyeceği ve yasallığı sürekli AİHM’de sorgulanan ama yüzdeliği birkaç puan daha fazla olan bir toprakta mı, yoksa uluslararası hukuk içinde, gelecek belirsizliğinden kurtulmuş bir yerde mi yaşamak istediğine kendi karar verecektir”.  Hükümetle arasındaki temel ayrılıklar da bunlar zaten…

 

NE İSTİYORSUNUZ?:

Anastasiadis’in müzakere grubu çözüm için, “Türklerin tezleri değişmeli” demiş. İyi de güvenliğimizin garantisi dışında başka ne istiyoruz ki? Bırakın o kadar da olsun. Bakın AKEL Genel Sekreteri Kiprianu bile  “sorununun çözülememesinin yıkıcı olacağını, durumun aşamalı olarak geriye ve kalıcı bölünmeye doğru gideceğini” söylüyor. İstediğiniz buysa eğer, devam ediniz…

 

PİLAV LAPA OLDU:

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. İsmail Kemal, Güvenlik ve Garantiler başlığı dışındaki başlıkların müzakeresine devam edileceğini ve müzakerelerde yine eski noktaya dönüldüğünü belirterek, “Bu pilav daha su kaldırır” dedi. Cenevre zirvesi sonrası pilav zaten lapa oldu, biraz daha su koyarsak çorba olması hiçten bile değil…

 

RUM DEĞİL, BİZ KOŞACAĞIZ:

Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, “su, elektirik ve gaz üçlüsünde Rum tarafının, Kıbrıs Türküne mahkum olacağını söyleyerek, “bir müddet sonra Rum peşimizden koşacak” dedi. Vatandaş zamlanan su ve elektrik faturalarını ödemekte zorlanırken, tahrik edici bir açıklama olmuş.  Bu zamlarla Rumlar değil, biz sizin peşinizden koşacağız yakında…

 

KONUŞULMAYA BAŞLANDIYSA: 

Başbakan Özgürgün’ün erken seçim açıklamasına Demokrat Parti hariç,tüm partilerden destek geldi.  DP haklı olarak şu an tuttuğu hükümet ortaklığını bırakıp, erken bir seçime gitmeyi istemez. Çünkü, olası bir seçimde baraj sorunu yaşayabilir. Ama DP dışındaki partiler mutabık kaldıysa ve bir erken seçim konuşulmaya başlandıysa, anlayın ki bu yıl içinde bir seçim olacak. Akılları varsa, işler iyice sarpa sarmadan seçime giderler.

 

KIZMAK YERİNE ALKIŞLAMALIYIZ:

“Kapılar sadece adanın bölünmesini isteyenlere yarıyor” diyen ve tüm baskılara göğüs geren Rum Melissa Zanga, Alman arkadaşı Eva Heinrich de yanına alarak, adanın iki tarafını yaklaşık bir ayda yaya olarak gezme kararı aldı. Kendisine, “Kuzey’e dikkat edin, canınızdan olmayın” dendiğini söyleyen Zanga, “Buraya geçince gördüm ki, bir çok şey ezberlerde olduğu gibi değil” dedi. İkisine de helal olsun, kafalardaki duvarı yıkmak için, herşeyi göze alarak bu yolculuğa çıktılar. Kızmak yerine, bu tür olayları alkışlarsak, çözüm konusunda önemli bir adım atmış oluruz…

 

 

 


ZİRVEDEKİLER

Mustafa Akıncı: “Özgürgün bir santimetrekare toprak vermeyeceğini ama çözümü de istediğini söylemektedir. Bir karış veya bir santimetrekare toprak verilmeden federal çözüme nasıl ulaşılacağını söyleyememektedir. Çünkü bu mantıkla varılacak yer yıllardır vardıkları yerdir. Yani çözümsüzlüktür. Statükonun devamıdır…”.

 

 


DİPTEKİLER

KTHY Raporu Yanlı: Yılan hikayesine dönen KTHY raporu yeni bir Komite’den daha çıktı. Beklenen de oldu. Battığı dönem değil, ondan öncesi suçlandı. KKTC’ye devri, bilet satış sisteminin değişmesiyle meydana gelen müşteri ve gelir kaybı, farklı tipte uçakların filoya dahil edilmesi, acentelerle zararına yapılan anlaşmalar gibi sebepler gösterilerek, batışın sorumlusunun 2005-2009 Ocak arası yönetimler olduğu ifade edildi. Sonuç mu ararsınız? Yok! Ne kurtarma planlarını geri gönderen seçim popülizmi, ne göz göre göre beceriksizlikten kaybedilen milyonlarca liralık slotlar…. Kimse suçlanmayacak, bu kadar basit…


Kaya Oteller Grubu , inşşat

Kaya Oteller Grubu , inşşat

 Sosyal medyada rastladım; Miranda Christodoulou isimli bir Kıbrıslı Rum hanım Karaoğlanoğlu’nda Kaya Oteller Grubunun kaçak inşaatının önünde kalan Aziz Fanurios Şapelini ziyaret etmek istemiş. Ancak görmüş ki, eskiden şapele araçla ulaşılabilen yol, malum inşaat tarafından toprakla kapatılmış. Şimdilik yaya gidilebiliyor. Yarın toptan kapatırlarsa hiç şaşmayacağım.