Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

YUNANİSTAN DÜRTÜYOR!/ KIB-TEK VE GÜNÜN SÖZÜ!

Türkiye’nin İstiklal Savaşı sonrasında, “müttefiklerin” Lozan’da dayattıkları anlaşma maddelerini kabul etmekten başka çaresi yoktu!

Osmanlı imparatorluğu son demlerini yaşıyordu. Düşman Anadolu içlerine kadar yürümüş, bir yandan kadın çocuk yaşlı demeden Türk oluşlarından başka hiçbir suçu olmayan insanları kıyarlarken, köylerini kasabalarını, evlerini ateşe veriyorlardı..       Kadınların ırzına geçiliyordu. Anadolu  Fransızı, Yunanı, İtalyanı tarafından parsel parsel işgal ediliyordu.

Fakat en büyük mezalimi, kıyımı, bir zamanlar Anadolu topraklarında Osmanlının kanatları altında gelişip serpilirlerken zenginleşen  Ermeni’lerle Yunan asıllı azınlıklar gerçekleştiriyorlardı..

…Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları önce Anadolu’yu düşman işgalinden kurtarıyor, Ankara’ya kadar yürüyen Yunan askerlerini önüne katarak İzmir’den denize dökerken de düşmandan kurtarılmış  vatanın “misakı milli” sınırlarını çizerek bugünkü Türkiye Cumhuriyetinin temellerini atıyordu.

İşte Lozan’da masaya yatırılan,  Osmanlı İmparatorluğundan kala kalan “bugünkü Türkiye Cumhuriyeti”nin bekasıydı.

Ne var ki Yunanistan Anadolu’daki mezalimine karşın İzmir’den denize dökülmesinin hezimetini hiç unutmadı! 1974’de Kıbrıs’ta yediği dayağı unutmadığı gibi!                                                                     Hele de Kıbrıs’ta! Çünkü 1974 Barış Harekâtına neden olurken    sadece iki asırlık “megali idea”  hayali değil, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek için yaptığı tüm planlar da kâğıttan kaleler gibi yıkılıyordu!

Aradan yıllar geçti.. İki dünya savaşına neden olan Almanya bile AB bünyesinde “barışın ve istikrarın” ülkesi olurken, görüyoruz ki Yunanistan ve Rum toplumu hâlâ kin ve nefret duygularıyla beslediği Türk ve Türkiye  düşmanlığını, üstelik bileyerek sürdürüyor!

Son tasarrufu İyon denizindeki adalarının karasularını 12 mile çıkarmış olması. Ki Türkiye’ye şu mesajı veriyor: “Hadi sıkıysa gel beni vur!”

Doğu Akdeniz’de savaş tamtamları çalıyor! Bütün dürtüler Türkiye’nin başını belaya sokup Doğu Akdeniz’de iyice yalnızlaştırmak üzerine kurgulanıyor!

…Peki, ya biz? “Kıbrıslı Türk efkârı umumiyesi olarak acaba bu gelişmelerle ilgili ne düşünüyoruz?

Hâlâ bilemiyorum! Çünkü Kıbrıs Türk halkının adadaki kalıcılığı, bekası için savaşları göze alan Türkiye’ye yönelik sanki hiç başka da yapacak bir işimiz kalmamış gibi karalama kampanyası sürdürüyoruz ki!..   Yoksa diyorum aramızda “parayla beslenen bir “5. Kol” mu yetiştiriliyor?

***

UZAYAN KIB-TEK HİKÂYESİ!

Bir devrelerde Erhan Arıklı “yüce meclisimizin” gök kubbesini Kıb-Tek’le ilgili eleştirileri, yolsuzluklarıyla çınlatıyordu.. Arıklı’nın O kapsamlı araştırmaları ve raporları sonucunda anlıyorduk ki Kıb-Tek iyi yönetilmiyor! İyi denetilmiyor!                     Ve görüyorduk ki şaibe ve töhmet altında kalmasına karşın kendisini açık seçik savunacak, mesela Arıklı’nın yüzüne çarpacağı ak pak belgelerini ortalara serecek cesareti de gösteremiyor, yada nâmevcut olduklarından suskunluğu yiğitlik olarak lanse ediyordu!  !

Bir ara Meclis komiteleri soruşturacak araştıracak dendi hiçbir sonuç çıkmadı!

Bir süre önce de medyada haber oldu: “Emekliye ayrılmış bazı KIB-TEK çalışanları kurumdaki yolsuzluklardan söz ettiler..”

Tabi biz burada ne KIB-TEK’i yargılayacak ne de “işte yolsuzlukların” diyecek   bilgi ve yetki sahibi değiliz.. Hatta geçmişte kurum çalışanlarının arızaları gidermek için yaz kış, gece gündüz nasıl fedakârca çalıştıklarını  da  yazıyorduk  ki bizzat tanığı olduğum için..

Fakat “KKTC’deki kurumlar ne zaman gündemi işgal etseler, Allah günahımı affetsin “peşin bir yargıda olumsuzluğu çakan hükümde bulunurum!”

“Hükmüm” de çok basit bir “mantığa” dayanır: “Eğer devletlerin kalkınma  ve gelişmeleriyle istikrar ve esenlikleri doğru düzgün çalışan kurumları sayesinde gerçekleşiyorsa; şu halde KKTC’deki kurumlar devleti çekip götürecek çap ve dirayette değillerdir!”                                    Aksine zarar da vermektedirler ki bugüne kadar gelip giden hükümetlerin ne planları ne  programları uygulama şansı bulamadılar!

Tabi Kıb-Tek bu konuda farklı bir konumdadır. 1975’de oluştu, o günden bu günlere de kemikleşip büyüyerek geldi.

He ne kadar  başı ne zaman sıkışsa TC kökenli  AKSA’yı işaretleyerek sorumluluğundan sıyrılmışsa da memlekette para ile oynayan en zengin kurumlardan biri olması nedeniyle, artık kendini aklamak zorundadır..                                           …Doğrusu yat kalk Allah Meclis’ten gazetelere, büyüğünden küçüğüne, KIB-TEK  abonelerine  varıncaya dek sürekli  olumlu olumsuz bu kurumdan söz edilmesi ülkede bir süreç haline gelirken;     Kıb-TEK’in her halde bu şüphe ve şaibeler  altında işlevini h,ç bir şey olmamış gibi sürdürmesi doğru olmayacaktır!

Dolayısıyla sorunu iyi bilen Arıklı’nın önünü açıp konuyu (klasik deyişiyle) mercek altına yatırmak KKTC’nin “temizliği” açısından da gerekli olacaktır..                                                        ***

KISACA TAKILDIĞIM: (KORONAVİRÜSÜN BİLE CANI SIKILMIŞ OLACAK!)

Dünya pandemiden kırılırken KKTC sadece “aldığıyla” değil, ciddiyetle uyguladığı kararları nedeniyle olayı en az zararla geçiriyor..

Ne var ki son günlerde artık  dünyada  aşılanmalar, alınan tedbirlerle pandeminin  yavaş yavaş inişe geçmesi de beklenirken…  Bizde azmaya başladı!                                      Göz tutması mümkün değil çünkü tedbirleri de kararları da biz alıyoruz biz uyguluyoruz.

Kısaca KKTC bir avuçluk yerdir. Allah esirgesin ipin ucunu kaçırırsak ayakta kalacak insanımız da kalmayacak!                        O zaman da nüfusu artırmak için dıştan on bin kişi ithal etmek de yetmeyecek!..(Bu madalyonun bir yüzü. Öteki yüzüne bakacak olursak.)

…VE GÜNÜN SÖZÜ:  Geçtiğimiz hafta Restorancılar  Birliği Sağlık Üst Kurulu tarafından koronavirüs salgınına karşı alınan kararlara tepki gösterdi.

Ne kadar haklıdırlar bilmem. Çünkü Yılbaşı eğlenceleri sırasında “yeni bir yıla giriliyor.. On aydır insanların tedbirler nedeniyle patlama noktasına geldiği de düşünülürse.. Yeni bir yıla girerken kendilerini nasıl koyuverebileceklerini de  hesaba katmak gerekecek…

Hayır ama:  Ben sadece ilgili bir cümleden, Restorancılar Birliği Başkanı Salih Kayım’ın şu muhteşem cümlesine bayıldığımı söyleyeceğim:                             Diyor ki Kıyım “bizler mekânlarımızı açık tutacağız. Sizler de bir zahmet denetleyeceksiniz!”

İşte olay işte sorun! Çünkü doğruya doğru salt yasaklarla memleket yönetilmez! Öylesi yönetim “ucuz ve ilkelliği çakan icraatların yönetimidir!”                                                          Ki KKTC’nin en büyük sorunu denetimsizliktir! Bu büyük açık da “yasaklar” dolayısıyla cezalarla ört bas ediliyor ki artık bu kolay ve ucuz tutum koronavirüsün bile canını sıkmış olacak!