Yunanca İsimleri Doğru Telâffuz Etmiyoruz - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yunanca İsimleri Doğru Telâffuz Etmiyoruz

Eskiden önüme çıkanı okurdum. Artık ne öyle bir zamanım ne de öyle tahammülüm var. Okuyacaksam benden daha akıllı, daha bilgili birini okumayı prensip edindim. Okuduğum ya bana dil zevki vermeli ya da bana yeni bir şeyler öğretmeli.

Ankara’ya tahsile gittiğimiz zaman gazetelerin yanılmıyorsam fiyatı 25 kuruştu. Benim 250 lira ayda aldığım burs vardı. Aslında almam gereken para, bu kadardı ama her ay bilmem ne için 6 lirası kesilir ve benim elime 244 lira geçerdi. Bununla yiyecek içecek ve seyahat edecektim. Ne var ki sinemaya, tiyatroya, operaya, konsere gitmek ve kitap satın almak için para artırmak gerekiyordu. Arkadaşlarla, öğle yemeği için, sıkça Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kafeteryasına giderdik. Orada bir porsiyon kuru fasulye, bir pilav bir komposto ve çeyrek ekmek 55 kuruştu.


Günde bir gazeteden fazlasını almak müsriflik olurdu. Bu nedenle arkadaşım Hüseyin Celâl ile anlaştık. Ben Cumhuriyet’i, o da Milliyet’i alır, okur ve trampa ederdik. Sonuçta her gün bu iki gazeteyi hatmederdik.

Artık öyle değil. Sayılı kişilerin yazılarını okurum. Geçen gün takdir ettiğim ve yazılarını kaçırmadığım yazarlardan birinin yazısında şöyle bir bölüm vardı: (Adını vermiyorum çünkü amacım bağcı dövmek değil, üzüm yemektir.)

XXXXX

{“İnandığın şey yanlış olabilir; inanmadığın şey doğru olabilir! Bir şeylerden emin olma! Şüphe duy! Araştır! İnancının mutlak bir gerçek olduğu konusundaki aptalca kibrini bırak! Zihnini bütün olasılıklara aç!” diyen Epikür’ün adalet konusunda söyledikleri, belli ki tragedyayı yazmış olan Aiskhülos’u pek etkilemiş; filozof der ki:

“Mutlak adalet hiçbir zaman olmamıştır, yalnızca bir insanın bir başkasından zarar görmesini önlemek için toplumsal ilişkilerde ulaşılmış, yerden yere ve zamandan zamana değişen bir anlaşma vardır… Yasada adil olarak kabul edilen şeylerdeki bütün öğeler, herkes için aynı olsun ya da olmasın, toplumsal ilişkinin zorunluluklarınca uygun görüldüğü sürece bu özelliğe sahiptirler; bir yasa, toplum içindeki çıkarlarla uyumsuz hale gelince, adilliğini yitirir.”

Demek ki neymiş? Her “adalet getireceğim” diyen, gelirken kendi adaletinin şiddetiyle birlikte gelir! Adalet ve şiddet birbirinden ayrılmaz bir yapışık ikizdir çünkü.

Tarih öncesinden beri bu böyle…}

XXXXX

Şükürler olsun! Bizim kurtarıcımız da bize kendi adaletini getirmekle meşgul. Şimdiye kadar İngiliz’in sömürge adaletiyle idare ettik. Bundan böyle Müslüman Türk adaletine kavuşmuş olacağız.

“Şükürler olsun” dedim de aklıma geldi: Eskiden “Şükran günü” veya “Şükran gecesi” düzenlenirdi. Artık bu kutlamalar yapılmıyor mu yoksa yapılıyor da ben mi duymuyorum? Eğer bu kutsal eylemler terk edilmişse Ankara’nın bu yönde gerekli direktifleri vermesi gerektiğine inanıyorum.

XXXXX

Sa’dede gelecek olursak yukarıda alıntıladığım metinde iki noktaya parmak basmak gerekir. Birincisi, kim kimi etkilemiştir?

Metni tekrar okuyunca fark ederiz ki Filozof Epikür, tragedya yazarı Aiskhülos’u etkilemiş. İki kişi zamandaş değilse ilk gelen, kaçınılmaz olarak sonrakini etkiler. Google amcaya bir soralım: Aiskhülos MÖ. 524/525-455/456 yılları arasında yaşamış. Epikür ise MÖ. 341-270 yılları arasında yaşamış. Ortada bir etkilenme varsa 100 seneden fazla bir süre sonra dünyaya gelen Epikür’ün Aiskhülos’tan etkilenmiş olması gerekir.

Üzerinde durulması gereken ikinci husus da Yunanca isimlerdir.

XXXXX

Özel isimlerin yazımı her zaman sorun olmuştur. Eski Yunan mitolojisi ve felsefesi bizim dilimize Fransızca üzerinden geçtiği için Yunanca isimler çoğu zaman yanlış geçmiştir. Meselâ, Ahillevs (Ἀχιλλεύς) adı, Aşil veya Akhilleus olmuştur. (Ahillevs zamanla “Ahilleos” oldu. “Aşil tendonu”nu anımsatmama gerek var mı?)

Güvendiğim yazarlardan biri olan Şiar Yalçın “Doğru Türkçe” adlı kitabında şöyle diyor: “Genellikle kabul edilen bir ilkeye göre, aynı alfabeyi kullanan dillerde bunlar asıllarına uygun olarak yazılır … ve mümkün olduğu kadarıyla o dilde nasıl telâffuz ediliyorsa öyle telâffuz edilir. Değişik alfabeye sahip dillere gelince, bunlarda yabancı ismin orijinal okunuşuna en yakın bir biçimde okunmasını sağlayacak bir imlâ kullanılır.” (s.58) Aşil, Napolyon, İskender, Eflatun gibi bazı istisnalar var ama bu başka bir yazının konusudur.

Metinde adı geçen her iki kişinin de adında “ü” sesi bulunmaktadır. Halbuki Yunan alfabesinde bu ses yoktur. Benden Türkçe ders alan Rum öğrencilerim, “ü” ve “ı” seslerini çıkarmakta çok zorlanıyorlardı.

Türkçe Aiskhülos veya Aiskhylos, veya Eshilos olarak da yazılan tragedya yazarının adı Aishilos’tur. Yunanca “Αἰσχύλος” olan isim, kanımca, Türkçe  “Ayshilos” olarak yazılıp telâffuz edilmeli.

Filozofumuzun adı da Fransızlaştıktan sonra Türkçeye “Epikür” olarak geçmiştir.  Yunanca Ἐπίκουρος” olarak yazılan isim, “Epikuros” olarak okunur.

Türkçenin tez elden bir Yunanca İsimler Sözlüğü’ne ihtiyacı var. Bu işi en iyi yapacak konumda olan Azra Erhat, “Mitoloji Sözlüğü” yanı sıra acaba niye böyle bir sözlük yapma gereğini duymadı? Ola ki “Adını Unutan Ülke” kitabından sonra Sevan Nişanyan karşımıza böyle bir sözlükle çıkar.

 

 

 

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar