Yunan halkının hayalleri çok kısa sürede duvara tosladı.
O ne tantanaydı…
AB ve IMF borç batağındaki Yunanistan’ın boğazına çökmüştü. İşsizlik yüzde 28’e dayanmış, sadece 2012’deki dış borcu 320 milyar liraya dayanmıştı. Bu borcun yüzde 80’den fazlası zaten, TROYKA denilen, IMF, AB üyeleri ve EURO Bölgeleri ülkelerine olan borçlardan oluşuyordu ve Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 180’i kadardı.
Yani olmayan bir parayı harcamaktaydılar.
Troyka’nın talebi çok değildi aslında. İstediği, bu oranı yüzde 124’e çekmekti. Bir yandan yardım vaadi veriyordu, ama tasarruf da istiyordu.
SYRIZA çıktı ortaya. Sol partilerin koalisyonuydu. “Bize ne, kötü yönetimin cezasını bize kesemezler” diye düşünen Yunan halkı, radikal çıkışlar sergileyen SYRIZA’nın ve onun lideri Çipras’ın peşine düştü.
Çipras, “Troyka’yı kovacağım, kurtarma paketlerini çöpe atacağım” diyordu. Zaten devleti mahveden kamu harcamalarına yenilerini ekleme vaadi yapıyor, herkese 700 Euro Noel ikramiyesi vermekten, vergileri azaltmaktan, borçları silmekten bahsediyordu.
Gençti, konuşmaları hiç bir mantık temeline dayanmasa da, her nasılsa güven veriyordu.
Sonuçta Yunan halkı, kendi sistemsizliğini ve hovardalığını sorgulamak yerine, bu çılgınlığa katıldı ve SYRIZA’yı, bir koalisyonda iktidara getirdi…
Önceleri, kısa bir süre yine AB’ye kafa tutmaya kalkan Çipras, yelkenleri çabuk indirdi.
Troyka’yla görüşmelere başladıysa da, acı reçete masaya konduğu anda yan çizmeye başladı.
Önüne konan kurtarma paketini referanduma götürdü. Halka paketi reddettirdi, ama sonrasında yine aynı anlaşma için masaya oturdu.
Akıl almaz bir şekilde zig zaglar çizdi.
Bankalar kapandı, insanlar parasız kaldı, açlık, sefalet kapıya dayandı.
Son olarak da, AB ile kurtarma paketi konusunda anlaşmayı imzalamasının ardından, son kozunu oynayarak, erken seçim kararı aldı…
Bundan sonra izleyeceği yol için, halktan yetki almak amacında olduğunu söyledi.
Kurtarma paketi sıkı para politikası, büyük ölçüde tasarruf, kemer sıkma önlemleri içeriyor. Yani büyük bir fedakarlık gerektiren acı bir reçete…
Şimdi merak ediyorum, bakalım Çipras bu sefer gerçekleri söyleyecek mi? Yoksa yine yapamayacağı vaatlerle halkını kandırmaya devam mı edecek…
Nazım Hikmet’in “En güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımız” dizesiyle istifa ettiğine göre, yine güzel günler vadettiği anlaşılıyor…
Halkına “Daha güçlü bir hükümet kurmak için destek istiyorum” dese de aslında, kurtarma paketine karşı çıkan parti içi muhalefeti parlamento dışında bırakmanın planlarını yapıyor. Erken seçime gitmesinin esas sebebi bu…
AB’nin yazılı olmayan kurallarından birinin de, şartlar ne olursa olsun, bir üyeyi gözden çıkartmamak olduğunu bildiğinden, iki ileri bir geri giderek, gerçekte Yunan halkının geleceğiyle oynuyor.
Bu kez referandumda olduğu kadar rahat değil. Geleneksel PASOK ve Yeni Demokrasi gibi muhalefet partileri yanında, Altın Şafak gibi aşırı sağ örgütlenmeler destek kazanmaya başladılar.
Daha bir kaç ay evvel referandumda AB’ye kafa tutan Yunan halkı da, bu pembe rüyalardan uyanıp, gerçeğe dönecek mi, yoksa rüya görmeye devam mı edecek göreceğiz…
YERİN KULAĞI VAR
NEREYE GİDİYORUZ:
Memleket resmen Teksas’a dönmüş. Diğer taraftan Başbakan beğenmediği sorulara kızıyor, Cumhurbaşkanı Sözcüsü sendikacıya “haddini” bildiriyor, Kıb-Tek kafasına göre takılıyor. Koop Merkez Bankasında yaşananlar ayyuka çıkıyor, sorumluların gıkı çıkmıyor. Vatandaş her gün daha çok ezildiği döviz konusunda çaresiz, kaderine razı olmuş bekliyor. Ama toplumsal bir başkaldırı, sesini yükselten kimse yok. İnsan nereye gidiyor bu toplum demekten kendini alamıyor…
ÇARE VAR:
Döviz artışı nedeniyle zora düşen binlerce vatandaş, tek çare olarak gördüğü hükümetin duyarsızlığına isyan ediyor. Başbakan’ın “elimizden bir şey gelmiyor” açıklamasına da tepki gösteren vatandaşlar, önlerinde yapabilecekleri onlarca öneri varken, elleri kolları bağlı oturmalarını içine sindiremiyor. Hiçbir şey yapamıyorlarsa bari, dövizle ticareti yasaklasınlar…
DÖVİZ BAL GİBİ YASAKLANABİLİR:
Dövizle alım satımın yasaklanamayacağına dair görüşler var. Oysa öyle değil. Türkiye’de yerleşik kişilerin, Türkiye’de yerleşik kişilerden, yapacakları işlemler nedeniyle döviz kabul etmeleri TC Merkez Bankası’nın 16 Mart 2001 Tarih ve 2001/YB-8 sayılı Genelgesi ile mümkün değil… Kabul edilmesi halinde “kambiyo suçu” işlenmiş oluyor. Yargının görüşü de bu yönde. Yargıya intikal eden bir olayda, Yargıtay da bu yönde karar vermiş. Cezası da 600 TL’ymiş. AB ülkelerinin bazılarında da bu kural geçerli. Neden bizde uygulanamazmış, onu anlayamadım. Çıkarırsın kanun hükmünde bir kararname, yasaya bile gerek yok, koyarsın uygulamaya. Hala daha olağanüstü koşullar yaşadığımızın farkında olmayanlar var…
YANLIŞ TAKTİK:
Kurultayda ilk turdan kazanacağını iddia eden UBP Genel Başkan adayı Ünal Üstel, başkan olunca hükümetteki bakanlıkları yeniden gözden geçireceğini söyledi. Bu çıkışı ile kabineden bakanlık almayan milletvekillerine mavi boncuk dağıtırken, halen bakanlık koltuklarında oturanları da karşısına aldığının farkındadır sanırım…
ACELE EDİLDİ:
Kıb-Tek’in reform diye lanse ettiği ve abonelerin tüketim miktarlarının cep telefonlarına gönderileceği uygulaması pek tutulmadı. Bakın görün, bu yeni uygulama ile birlikte, kurumun yaptığı tahsilatlarda kayıplar yaşanacak. Bu işi zamana yayarak hem fatura hem mesaj olayını bir müddet birlikte götürmesi daha doğru olurdu düşüncesindeyim. Köydeki adamın, eline gelmeyen ve miktarını bilmediği faturayı ödemek için eskisi gibi vezneye gitmesini kimse beklemesin…
KEŞKE SADECE ONLAR YIKILSA:
Lefkoşa Surlariçi’nde bulunan asırlık binaların kaderlerine terk edilmesinin, ülke imajını zedelemesi yanı sıra etrafa da büyük tehlike saçtığını yazıyor gazeteler. Hani yaşadığımız bu günlerde keşke yıkılan tek o asırlık eski binalar olsa diyesi geliyor insanın. Memleket olduğu gibi harabeye dönmüş, kurumlar çalışmıyor, esnaf iflasta, vatandaş umudunu yitirmiş. Keşke yıkılan evler olsa ama yıkılan koskoca bir toplum ne yazık ki…
ZİRVEDEKİLER
Cemal Özyiğit: “Elektrik Kurumu özerkleşecek dendi ama özerkleşen, şahsi gücüne güç katan İsmet Akim oldu. 2 ay evvel kurum kâr ediyor deniyordu şimdi zarardaymış. Zam kaçınılmazmış… Akim’in söz ettiği kâr yoksa sahte miydi? İndirimini de yaptıkları akaryakıt fiyatları düşüyor, bu nedenle Güney Kıbrıs elektrikte indirime gidiyor…”
DİPTEKİLER
Gıda Güvensizliği… Utandık Sayın Bakan: Bu hafta iki yeni kanser vakası duyduk. Yaş ortalaması da kalmadı, her yaştan. Artık hiç bir kuşkumuz yok ki, bizde bu kanser illeti, genetik değil. Doktorlar da söylüyor, çevresel. Yasalarımız var, yenilerini de çıkarttık, ama hala tarla denetiminde zehirli gıda çıkıyor. Pazardaki ürünün kaçta kaçı denetlenebiliyor acaba. Bakan Sennaroğlu, “Türkiye’nin gıda güvenliğinde geldiği nokta bizleri gururlandırıyor” demiş. Muhatabı bakan Mehdi Eker ise “Oradaki soydaşlarımızın ve KKTC vatandaşlarının diğer tüm sektörlerde olduğu gibi gıda ve tarım sektöründe de kaliteli hizmet alması bizim için önemlidir” demiş. Bu endişe değil de nedir… Bırakın gururu, utanmamız lazım…
































