Hasan Ali Yücel’in isminden esinlenmişti babası…
Türk devrim kültürünü benimseyen baba İlhan İpek, oğlunun da bu geleneğe göre yetişmesini istemişti hep…
Türkiye’den köy enstitüleri ve daha bir çok eğitim devriminin sahibiydi Hasan Ali Yücel…
Ünlü devrim şairi Can Yücel’in babası…
Yücel İpek…
37 yaşında kaybettiğimiz arkadaşımız…
Yücel İpek, 20’li yaşlarımın sonlarında çalışmaya başladığım bir arkadaşımdı…
Havadis sürecinin başında da Yücel buradaydı… Havadis’te…
İlhan abimizin oğluydu…
Emekçi bir baba…
Emekçi bir oğul…
Hani hayatta bazı şeyler ters gider ya…
Toparlarsın, ala…
Toparlayamazsan…
Yücel için de öyle oldu hayat…
Olmadı…
Tutmadı…
Uzanan yardım elleri de yetmedi…
Belki Yücel de yetsin istemedi…
Özgürlüğüne düşkündü…
Ölüm haberini İstanbul’da aldım…
İlhan abiyi düşündüm hemen…
Çırpınıp duruyordu, “Bizim Yücel ne olacak?” diye
Havadis’te işe başlarken de, “Sahip çıkın” demişti bize…
Öyle yeniden kesişmişti yolumuz…
Evlenip, en çok istediği bir oğul sahibi olunca…
“Tamam, artık…” diye düşünmüştük.
Olmadı be Yücel…
Sen bu sonu hak etmedin ama, oğlun- baban da bu acıyı hak etmedi..
Hem üzgün, hem kırgın uğurladık seni dün…
Cemevi ayıbımız…
Bu ülkede, yıllardır Aleviler “öteki” gibi yaşamaya devam ediyor.
Türkiye’nin baskıcı ortamından kaçarak bu adaya yerleşen binlerce Alevi kardeşimiz var.
Kıbrıs’ın “özgürlükçü” dediğimiz bu ortamında, devlet bir “Cemevi” yapamadı, yapmadı, yapmak istemedi…
En çok da CTP’li hükümetler zamanında bu ayıbın ortadan kalkacağını düşünmüştük.
Her Alevi etkinliğinde boy gösterenler, maalesef bu ayıbı ortadan kaldırmadı…
Sunni İslam’ı bilen, ötesiyle de ilgilenmeyen “Din İşleri Başkanlığı” dediğimiz rant makamı da bu konuya hiç kafa yormadı.
Her köşe başına bir camii inşası için debelenip duran Sunni din savunucuları, maalesef, Alevi yurttaşların bu talebini yok saydılar.
Temeller atıldı…
Nutuklar döküldü…
Vaatler verildi…
Ama nafile…
Geldiğimiz konakta, dün bu ayıpla bir kez daha yüzleştik.
Yücel kardeşimizi, Alevi usullerine göre defnettik ama…
Cemavi olmamasının ayıbını bir kez daha yaşadık.
Türkiye’deki bu ötekileştirmenin uydusu olmamamız gerekiyor.
Türkiye’de dahi Cemevleri faaliyette.
51 ilde, 937 Cemevi var…
Ama şu, ama bu şekilde…
Var…
KKTC’de tek bir Cemevi yok.
Yücel, otoparktan bozma biz avluda…
Gelenekleri ile mezara uğurlandı…
Hem Yücel’e ağladık dün…
Hem de bu ayrıma bir kez daha isyan ettik…
Suriçi ve sahipsizliği…
Başkent Lefkoşa Suriçi için “suç yuvası” tanımını kullanıyoruz…
“Neden?” diye de sormuyor kimse…
Kimse “çare” üretmiyor.
Sanıyoruz ki, “Suriçi nüfusunu oradan alıp başka yere taşırsak” sorun çözülecek.
Çözülmeyecek.
Suriçi bir yaşam alanı.
Bir kültürün temsilcisi…
Lüzinyanın…
Osmanlının…
Birleşik Krallığın…
Kıbrıs Cumhuriyetinin…
Suriçi’nin uzun yıllar bu özelliklerinin unutulması ve herkesin orayı terk etmesi ile, “ucuz kira, ucuz emlak” orada yeni bir yaşam alanı yarattı.
Suriçi’nin tarihine inat…
İşte o noktada devreye giremedik.
Yok saydık…
Bakmadık…
“Fakir ailelerin, ötekileştirilen çocukları” bugün yaşama başka türlü tutunuyor…
Suç işleyerek…
Uyuşturucu batağında…
Kavga ederek…
Halen, “öteki” gibi bakmaya devam ediyor KKTC’de sistem…
“Suç işleyene cezasını veririm” demekle olmuyor bu işler…
Çok ciddi bir emek ve sahiplenme gerekiyor.
“Öteki” değil, “bizden” politikaların gelişmesi gerekiyor…
Okulda yalnızlaşan bu çocukları eğitecek öğretmen bile bulmakta zorlanıyoruz…
Düşünsenize…
Eğitim sistemi ötekileştiriyor…
Sokak ötekileştiriyor…
Ülke ötekileştiriyor…
Suç batağı kucak açıyor…
Sonra hep birlikte ağlıyoruz…
Vakıflar…
Siyasi partiler…
Eğitim sistemi…
Sorumlu gençler…
Hepimiz bir elden tutmazsak eğer…
Daha çok gence ağlar…
Daha çok zarar görürüz…
































