Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çeliğe su verilince

“Şepetovka misali küçük kasabalarda yaz akşamlarının güzelliğine doyum olmaz. Bu kasabaların kenar mahallelerinde, köylerin o büyüleyici havasını bulursunuz daima.

Böyle akşamlarda bütün gençlik sokağa dökülür. Kızlı erkekli herkes, evlerinin merdivenlerinde, bahçelerinde, çitlerin ardında, yollarda, inşaat için oraya buraya yığılmış bekleyen kalasların yanında, kalabalık topluluklar veya sarmaş dolaş çiftler halinde gezinir. Gülüşmeleriyle çınlatırlar ortalığı ve türküler fışkırır aniden dudaklarında.”

Ukrayna’da bir kasaba adı olan Şepetovka yerine Lefkoşa yazılsa, bu anlatım pek de Lefkoşa’nın bir dönemki halinden pek uzak görülmeyecek.

Sanki Lefkoşa anlatılmış olacak.

Hani özellikle bayrak töreni ve sinema günlerinde kadınlı erkekli insanların Girne Caddesini dodurduğu, grup grup insanların parklarda, hisar sırtlarında bekleştiği, sinema önlerinde kalabalıklaştığı, kahkahaların hoş bir gürültü haline geldiği o dönemler…

Zaman akıp geçer, başka hayat koşulları ile yaşar yeni nesiller.

Doğaldır…

“Ve Çeliğe su verildi” romanı Bolşevik mücadeleci Nikola Otrovski’ye ait.

17 Ekim devrimi sıralarında Kızıl Orduya katılan genç bir mücadelecinin hayatını anlatır roman.

Esasen yazarın kendi hayatından gerçek hikayelerle doldur.

Eski bir romandır.

Yetmişli yıllarda bu tür romanlar sürekli olarak Türkçeye çevrilir ve satış rekorları kırardı bilimsel kitaplarla birlikte.

Romanın adında kullanılan “çelik” mecazi anlamdadır ve dönemin devrimci gençliğini anlatır.

O yılların kütüphanesine sahip olanlarda eksik değildir bu eser…

Hayat Şepetovka’da da değişmiş olmalı Lefkoşa’da değiştiği gibi.

Ancak, Ukrayna’da sorunlar bitmek bilmediği gibi, Kıbrıs’ta da bitmek bilmiyor hâlâ.

Bu sorunlar kaç neslin yakasına yapışmış virüs gibi nesilden nesile geçmekte.

Siyasi bir kanser vakası gibi!

Halbuki güzel günlerden de geçmişti bu kasabalar…

Şepetovka’daki kızlı erkekli hayat, Lefkoşa’da 60’lı yıllardan sonra başlamıştı.

O dönemlerde Ukrayna kasabalarında bir kızın elini tutmak mesele iken ve bu, öykü, şiir ve romanların en heyecanlı sahnelerini oluştururken, aynı dönemlerde Kıbrıslı bir Türk kadını örtünür, neredeyse sadece gözleri görünürdü.

Bir erkeğin kadının elini tutması için yarım asra yakın bir zaman beklenilecekti…

Öte yandan Batı ülkelerinde kadınlar mayo giymeye, sahillere gidip piknik yapmaya çoktan başlamışlardı…

Çeşitli hayatlar birbirlerini etkileyerek devam eder.

Güzel olan ne varsa bulaşıcıdır!

Bazan, zaman farkı girer araya.

Afrika’daki ya da başka yerlerdeki yoksul bölgelerin modern dünyadan pay almamaları onların suçu olabilir mi?

Ama o bölgelere de internet ve cep telefonları girdiğine göre, dünya dünkünden daha çabuk değişeceğe benzer…

Yani,

Ne yapılsa nafile.

Çağın ilerleyişi “bizim mahalle”de olup bitenlere bağlı değildir!

Eğitim sistemi üzerinden dindar ve gerici nesiller yetiştirme çabası bugünkü çağı arkadan hançerlemektir.

Fakat geçicidir.

Hele de çeliğe su verilince…