BU GÜN önemli saydığım bir toplumsal sorundan söz etmek istiyorum: ÖNCE hatırlatayım ama: Asıl gerçek şudur ki KKTC’de uğruna büyük tartışmaların yapıldığı, kurulan her yeni koalisyon Hükümetiyle kavgaların kopartıldığı siyasi düzen; yahut siyasi düzensizlikler olgularında memleketi yönetmek için gelip giden yönetimlerin “Yöneticileri;” aslında TC’nin Kıbrıs’taki “memurlarıdırlar!”
BAKIN bu gerçeği peşin yargılarda kabul etmeden ülkedeki kısır çekişmelerden kurtulamayacağız. Ki hatırlayın:
SEÇİMLERDEN sonra Hükümeti oluşturup göreve başlayan “büyük ağabey” durumundaki “Başbakan” ne yapar?
Maliyecisini de yanına alarak Ankara’nın yolunu tutar. Ve bazen kurulan hükümetlerin üç günde dağıldıkları gerçeğine nanik çekilerek Koordinatörümüz Vural Oktay başkanlığındaki TC-KKTC toplantısında; içeriğinin esası olan bütçeyi oluşturacak paranın miktarının saptanması gerçekleştirilir! SONUÇTA yapılan açıklamalardan anlarız ki gerçekleştirilen protokolle birlikte (aslında iktidarda kalınacak dört yıllık hesabıyla) KKTC bütçesinde kullanılmak üzere şu kadar milyar TL emrimize amade kılınmıştır!
YANİ KKTC dediğimiz Devletin tüm varlık nedeniyle ülkedeki işlevi, “TC’nin parasını önce memurlarıyla, sonra sosyoekonomik kalkınma ve yatırımlar için bölüştürüp dışta kalan kesimleri de harcamaların plan programına dahil ettikten sonra pay etmesidir!
YANİ Kıbrıs Türk halkı için bütçe denkleştiren “Yöneticilerimiz” Ankara’nın KKTC’deki mali işlerden sorumlu memurlarıdırlar!
***
NE VAR Kİ bu gerçeği itiraf etmekten utandığımız ve her iki üç günde bir hükümet yıkıp bir yenisini de kurduğumuz gerçeğinden kaynaklı olacak, söz konusu protokolü büyük bir ciddiyetle okuyup didikledikten sonra… Diyeceksiniz ki “hakcasına ve akıllıca plan programlar uygulamasına gideriz..) FAKAT hayır! Nitekim bugüne kadar bir tekinin bile uygulanabilme talihine mazhar olamadığı yada hiç uygulanamadıkları gerçeklerde tartışıp, öküz altında buzağı ararcasına; “gitti elden Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve egemenliği” diye hüngür hüngür ağlaşarak “kara bahtım kem talihim” türküsünü söyleriz…
SON bütçeye yönelik etki tepkiler de böyleydi, öncekilere yönelik olanlar da!
TABİ asıl büyük gerçek timsah gözyaşları akıtılırken; bütçeden kendi kişisel bütçelerine akıtılacak payları koparmak için verilen büyük ve ulusal mücadele olmaktadır!
***
FAKAT tüm bu çaresiz plan ve programlara karşın yine de KKTC tekerliğini çeviremeyecek kadar çaresiz ve naçar kalındığının gerçeklerinde, balığın baştan kokması önlenemez ve kuyruğunu bile kaybederken; sonunda “KKTC vardır ama yoktur” deriz!
Ki bu durum ve vaziyetlerimizi çok yakından takip eden Güney’in Rum lideri Anastasiadis daha geçen gün son bombasını şöyle patlattıydı: (Fakat önce söz konusu habere bakalım ama.) “NE zamandır başta Maraş olmak üzere Türkiye’nin Ege denizinde de sürüp giden faaliyetlerini önlemek için Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi büyük bir efor sarf etmektedirler..
HEM AB bünyesinde hem BM’lerde Rum-Yunan lobileri Amerika’yı bile baskı altına alarak dikkatleri Kıbrıs sorununa yönelttirmekte ve tabi “ortak tehlike ve bölgedeki düşman” olarak işaretledikleri TC’yi saf dışına itmek için hemen her türlü argümanı kullanarak harıl harıl çalışmaktadırlar!”
Miçotakis’in ABD Başkanı Biden tarafından koltuklanması, Mecliste alkışlattırılması yanı sıra… Sırt sıvazlamalar gösterilerinde gelişen yeni politikalar silsilesinde geçen hafta Anastasiadis, Türk tarafına bir kez daha “Güven Yaratıcı Önlemler Paketi” çerçevesinde 19 Mayıs 2022 de Lefkoşa’daki BM’ler Genel Sekreterinin Kıbrıs’taki temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Colin Stewart aracılığıyla Türk tarafına önerilerini sundu..
Sn. Tatar ise her zamanki gibi bu konuda açıklama yapmazken aslında Cenevre müzakerelerinden bildiğimiz bu önerilere sadece suskun kalmadı hatta “kabulüm değildir” bile demek gereğini duymadı! Dolayısıyla içeriğini öğrenemedik! ***
PEKELA AMA NEDEN? Neden Siyasi soruna yönelik çözüm alternatiflerinin tartışılmasına olanak sağlayacak kapıları açmakta bu kadar tutucu ve apolitik davranılıyor? EE azından İki Bölgelilik esasında oluşturulacak iki Devlete yada yönetime dayalı bir federal sistemi tartışmaktan neden kaçınılmakta!
VE NE SANILMAKTA? Sorunu görüşüp tartışmaktan kaçtıkça bu adanın Kuzeyinde “tanınmış bir dünya devleti olacağımız mı?”
Sonuçta Kuzey’deki bu “Türk Devleti” Güney ve Yunanistan tarafından tanınmadan kabul görmeden çözüm sağlanamayacaksa ve asıl muhatabımız bu iki devletse neden başımızı kuma sokarken kıçını ayazda bırakan Devekuşu misali politikalarda ayazlanıyoruz!
- Tatar neden Anastaasiadis’in Cenevre’den kalmış da olsa Türk tarafına sunduğu Güven Yaratıcı Önemlerle ilgili önerileri halkı ile paylaşmıyor?
Medya ile ilgili basın toplantıları yapıp bilgilendirmelerde bulunmuyor!
HATTA neden, “evet birbirini tanıyan eşit iki egemen devlet arasında pekala da bir federal sistem oluşturulabilir” siyasetinden sapılarak kendi tezimize bile ters düşülüyor?
Ki artık bizi bu adada batıp çıkmaktan koca Türkiye bile kurtaramıyor! *** HADİ beyler diyoruz. Azıcık kıpırdanın da en azından yurdun üzerindeki kara bulutları dağıtacak “çözüm umutlarının” ateşlerini yakın.. Bari bunu olsun yapın!
































