Yönetici olmak kolay bir şey değildir.
Herkes yönetici olamaz.
ODTÜ’de işletme dersi veren hocamız Fahrettin Aslan yöneticilikle ilgili bize çok şeyler öğretti.
Sümerbank’ın kuruluşunda bizzat görev yapmış birisi idi.
Derslerinde yaşadıklarını, deneyimlerini teori ile birleştirerek aktarırdı.
Belki de bu nedenden dolayı çok daha farklı geçerdi onun dersleri.
Pragmatik olmanın önemini onun derslerinde öğrenmiştim.
İş yapabilme ve yaptırabilme konusunda yöneticilerin nelere dikkat etmesi gerektiğini de.
İnsanların yaşadıkları yer, kültür ve alışkanlıkları ile üretimin nasıl doğrudan bağlantılı olduğunu da o derslerde öğrenmiştim.
Ve üretimin önemini.
Ama nasıl olursa olsun bir üretimin değil!
Üreteceksek bununla ilgili ön çalışmaları yapmayı, fizibilite raporlarını dikkate almayı ve bu tür raporlar hazırlamayı da öğrenmiştik.
Uzun zaman geçti o günlerin üzerinden ama iş yaşamımda ODTÜ’de öğrendiklerim bana hep rehber oldu.
Yaşadığım deneyimlerle birlikte şunu gördüm.
Bir kere iş yapacak bilgi, deneyim, beceri, özgüven, enerji, istek, vizyonu olan ve iyi insan ilişkileri kurabilen, dürüst, kendisi ile barışık insanlar üretken oluyor.
Ve onlardan iyi yöneticiler çıkıyor.
Kuzey Kıbrıs’ın işte böylesi iyi yöneticilere ihtiyacı var.
Kendi ile barışık.
İş yapma kapasitesi olan.
Gününü detaylarla ya da insanlarla uğraşarak kaybetmeyen.
Pragmatik olup, vizyon ve özgüven sahibi olan…
Ama nerede!
Bakıyorum da incir çekirdeğini doladurmayan işlerle uğraşan bir sürü yönetici var etrafta.
İş yapma kapasitesi, vizyonu, becerisi ve yeteneği olmayan.
Olmadığının farkında olup, bunu ört bas etmek için abuk sabuk işler yapan.
Komplekslerini öne çıkaran.
İnsanlara hayatı dar eden.
Titiz olacak diye nokta ve virgüllerle dans ederek zaman kaybeden.
Kişilerle uğraşan…
Kısacası ormanı görmeyip ağaçlara takılı kalan tiplerle dolu etraf.
Ve bu tipler kendi beceriksizliklerini gizlemek, gözlerden kaçırmak için başkaları ile uğraşmayı seçiyorlar.
İş yapmak yerine birilerine kara çalarak kendilerini unutturmaya çalışıyorlar.
Bunun sonucunda çalıştıkları yerlere zarar veriyorlar.
Kısacası ülke kaynaklarını doğru yönlendirip kullanmıyorlar.
Yazık ediyorlar.
Ama tabii ki bu onların suçu değil.
Onları buralara taşıyanların suçu.
Taşıyanlar da çapsız olunca, taşınanlardan bir şey beklemek fazla bir iyimserlik olur.
Keşke insanlar yaptıkları ve yapamadıkları ile gerçek anlamda değerlendirilebilse.
Yapan ile yapamayan bir birinden ayırt edilebilse.
Ama böyle bir durum yok.
Olacak da değil…

Önceki Haber

























