Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Kapitalist ölçme”ye karşı “demokratik değerlendirme”

“Hayat bir sınavdır” diyerek çocukları ve gençleri bir sınav koridorunda koşturtup duruyoruz. Öğretim yılının ikinci dönemi açılalı iki hafta oldu. İkinci dönem sanki de sınav dönemi… Bir çırpıda aklıma gelenleri sayacak olursam, Mart’ta YGS, Nisan’da okul sınavları, Mayıs’ta KGS-2 ve yine okul sınavları, Haziran’da KGS-Final, Yerleştirme Sınavı, LYS ve bir de bunlara ek olarak GCSE ve A Level sınavları var. 3-4 ayın içinde üniversite öncesi okullarda öğrenim gören yaklaşık 50 bin öğrenci bu sınavlarla uğraşmak zorunda kalıyor.

KKTC’de yapılan sınavlar süreç temelli olmayıp sonuç temelli oldukları için tamamen geçme notuna odaklıdır ve başarı nota göre belirleniyor. Türkiye’de de durum farklı değildir. Türkiye’nin en önemli alternatif eğitim uzmanlarında Doç.Dr. Kemal İnal Eleştirel Pedagoji Dergisi’nde yazdığı bir makalesinde şöyle der: “Bizim ÖSYM’nin sınavları maalesef sürece değil, sonuca odaklandığı için sonuç, yani puan, geçme notu, sertifika, diploma temel başarı sayılıyor. Hatta bunlar fetişleştiriliyor ve bazı “şirret” orta sınıf anne-babalar tarafından bir statü göstergesi olarak aileler arası savaşta kullanılıyor. Tüm eğitim sisteminin üzerine kurulduğu sınav anlayışı ve sektörü, öğrenciyi, nitelik değil nicelik olarak görüyor. Puanlar ve başarı notları hesaplanırken, nicelikler dünyası içinde duygu, heyecan, emek, gerilim, mücadele, yalnızlık, kaygılar;velhasıl öğrenciyi insan yapan yönlerin hiç biri ölçme ve değerlendirmenin içine giremiyor. Öğrenciler adeta şıklar dünyasında gözetim ve disipline tabi tutuluyor. Sınavlar ile bütün öğrenci kitlesi iktidarın bilgi ve değer anlayışının içine hapsediliyor. Bu yönüyle sınav, haftanın 7 günü ve 24 saat çalışan, yani kaydeden mobese kamerasıdır.”
Kemal İnal hoca çok önemli bir başka noktaya daha değiniyor ve şöyle diyor: “Sınav, bir fırsattır ama eşitlik aracı değildir. Sınav, bir bakıma oportünizmdir. Her türlü fırsatçılığa davet çıkaran, her türlü hile-hurdayı kullanmaya çağıran anti-demokratik bir alettir. Bu sistemde öğrenci, bir başka öğrenciyi ekarte edilmesi gereken bir rakip olarak görür. Eğer çekiçse, yoksul öğrencinin elindeki kalemi alıp onun kafasına çivi diye çakan bir sistemdir sınav. Dahası sınav, bir emek gasbı, yoksul öğrencilerin çeşni, garnitür olarak kullanıldığı pedagojik bir cinayettir. O nedenle “kapitalist ölçme”ye karşı “demokratik değerlendirme”yi savunmalıyız.”
Kemal İnal hoca haksız mı, “kapitalist ölçme”ye karşı “demokratik değerlendirme”yi savunmalıyız.” derken?
Yıllardır bu ülkede kolej sınavının bu şekline karşı çıkarken bu eşitsizliğe ve antidemokratik duruma vurgu yapmak istedik. Ben bundan sonra da kolej sınavının bu şekline karşı çıkmaya da devam edeceğim. Koleje girmeye hak eden ama çeyrek, yarın ve bir puanla koleje giremeyen çocuklar adına karşı çıkacağım. Kolejlerin sadece zenginlerin ve orta sınıf ailelerin çocukların okulları olmaması için kolej sınavına karşı çıkacağım. Parası olmayıp da özel derse gidemediği için koleje giremeyen çocuklar için kolej sınavına karşı çıkacağım.
Türkiye sınav odaklı benzeri sistemlerden kurtulmanın yollarını ararken, dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, eğitim sistemini sınavların kıskacından kurtarmak için eğitim sistemini değiştireceğini açıklarken, bizim gibi küçücük bir ülkede çocuklara çektirdiğimiz bu eziyet niye?
Daha demokratik ölçe ve değerlendirme araçlarını geliştirmek durumundayız. Bu sınav odaklı anlayış her geçen gün daha da vahşileşiyor. Yanındakini rakip gören, paylaşmayı bilmeyen, her geçen gün yalnızlaşan, teknoloji ile birlikte içine kapanan bir nesil yetiştiriyoruz… Ve bunu devlet eli ile yapıyoruz.
En acısı da eğitimi yönetenlerin de yanlış olduğunu bildiği bu sınav odaklı yapıyı değiştiremiyoruz, değiştirmiyoruz.
Biraz cesaret baylar…