İyimser olmak için üç beş neden varsa kötümser olmanın kat katı nedenleri vardır. Yani şu anda toplum olarak içinden geçtiğimiz günler, aylar hatta artık “yıllarla” ifade edilecek yeni bir döneme evriliyoruz.
Ki sorunun bazı uzmanlarına göre bu virüs on yıllarca devam edebilirmiş! Düşünün ki artık bundan sonra insanlık “maske, mesafe, aşı” gibi lafları “temizlik tertip, terbiye” gibi öncesi sloganlaşmış kelimelerin yanına koyacak. Daha anaokuluna yeni başlayan öğrencilerin slogansal öğretileri haline getirecek..
YOKSA diyorum, bundan sonra dünya kim bilir kaç yıllar asırlar boyu sürecek bir değişimin son yolculuğuna mı hazırlanıyor! Ki o sona varıldıkta uzayda dağılıp toz zerrecikleri haline gelecek…
Düşünülmesi bile insanı ürpertir ama bugüne kadar filmleri yapılmadı mı? Kurgu bilim denilen kitapları romanları yazılamadı mı?.. …DİYE düşündüğümüz yerde bekliyoruz ki “insan kardeşliği” her bir değerin ötesinde en büyük değer olsundu.. Oysa ne oluyor? Daha dün Türkiye Gara harekâtı sırasında dünyanın en haysiyetsiz en gaddar olayını yaşadı. Rehin alınmış 13 masum insan PKK teröristleri tarafından katledildi…
***
DÜN de yazdımdı. “Kıbrıs Türk halkı bu insanlık dışı olayların hiç yabancısı değildir. Tüm adanın sahibi olduğunu iddia eden Rum toplumunun örgütlü “Eoka teröristleri” yıllarca (tabirini mazur görün fakat gerçektir) safariye çıkar gibi “Türk avına) çıkıyorlardı!
SONUÇ? İşte adanın hali! Artık yazmaya bile gerek yok..
Ancak Rum’un o Türk düşmanlığı ve ada üzerindeki emelleri devam ediyor diye hatırlatalım ve ekleyelim:
Böylesi dünyasal bir felaket ortamında bile hâlâ hakkımız olan aşıları Kuzey’e gıdım gıdım gönderiyor.. Hatta inanıyorum ki “virüsün Kuzeyde yayılıp tek Türk kalıncaya kadar hepsinin de canını alması için kiliselerinde dualar bile yapıyor!”
OYSA gönül isterdi ki şu anda Türk-Rum barışına dayalı iş ve güç birliğinin zirvesinde olalımdı. Virüse karşı birlikte mücadele edelimdi.. İnsanca yardımlaşalımdı… Hayali bile “boş” ama! ***
KISACA TAKILDIĞIM: (YENİ AÇILIMLAR DERKEN:) Hükümet TC’nin mali ve ekonomik çarklarını döndürmek için elinden geleni yapıyor ama o “elin” güçlü olmadığını çok iyi biliyoruz! Ancak bir süre sosyoekonomik kanamayı” durdurur! Ötesi zaten başından beridir Allah’a kaldı!
Bu açılımların arasında “üniversite öğrencilerinin KKTC’ye gelebilecekleri” kararı da vardır. Biliniyor: Sektörlerin hemen hepsi büyük zararlara uğradı ama üniversiteleri bu konuda ayrı yere koymak gerekir. Hem hacimli kurumlar oluşlarının getirdiği parasal gelir kayıpları yönünden hem bizatihi öğrencilerin KKTC’de yarattıkları katma değer yönünden.. Yurtlardan kiralık dairelere, lokantalardan eğlence yerlerine, taşımacılıktan ötesi tüm kitap kırtasiye harcamalarına kadar… Ki bu saydığım işletmeler de batmış durumdalar!
KALDI ki alınan kararla öğrencilerin yeniden KKTC’ye gelmeleri olayını sadece iyileştirmeye yönelik “parasal gelirler” değerlendirmeleriyle değil; sosyal yönüyle ve kılı kırk yaracak şekilde de düşünmek gerekir.. Çünkü: ***
Anlatmaya hiç gerek yoktur üniversite öğrencisi kanı kaynayan gençliktir.. Baskıyı da sevmez denetimi de.. Arasının “sıkı tedbirlerle” çok iyi olduğu da söylenemez..
Yani şunu söylüyoruz: Öğrencilerin on ay sonra yeniden KKTC’e gelmelerine cevaz veriyorsak bazı rizikoları göze almak zorundayız. Çünkü Kampustaki topluluklarından dışarıda geçirecekleri ve nerede nasıl geçirecekleri zamanlarına… Lokantalarından eğlence yerlerine kadar ek denetimlerle yönlendirmeler gerekecek ki mevcut koşullarda bunlar kurallı yasaklı olacaktır! Falan saat filan saat arası derken kısıtlamalı bir yaşam zorunluğundan söz ediyoruz…
KKTC’e gelecek olan öğrencilerin yoğunluğunu bilemiyoruz. Ancak bu öğrencileri sıkboğaz ederek virüs mücadelesi gözetmenin ne kadar zor olacağına dikkat çekmek istiyoruz. Dolayısıyla biraz tolerans diyoruz!
































