Devlet Laboratuvarı yandı, uzmanlar feryad ediyor, “pestisit analizi yapılamıyor, zehirli gıdaları tüketiyoruz” diye.
Bizzat Tarım Dairesi Müdürü de kabul ediyor, bir aydır analiz yapılmadığını.
Oysa benim bildiğim, AB tescilli gıda analizi yapan özel laboratuvarlarımız var.
Neden yenisi kurulana kadar tahliller buralarda yapılmaz…?
Suda plan yoktur da, elektrikte var mıdır?
Kimi gelir jeneratörden bozma santraller ilave eder, kimi Türkiye’ye bağlanacağız der.
Ama bırakın 20 yıllık planı, önümüzdeki 5 yıl için bile bir plan yoktur. Koparsa, karanlıkta kalırız…
DPÖ Müsteşarı açıklıyor, “Su ve Tarım Master Planımız Yok”…
Hükümetler kurulurken, kırsal kesim oylarında gözü olan bir kaç belirli isim, o Bakanlığı kapmak için birbirleriyle yarışır.
Devlet kurulalı 30 yılı geçmiştir, memlekete Türkiye’den bol ve kaliteli su gelmiştir, hala Tarım ve Su Master Planı yoktur…
Oysa su projesinin ilk adımı atıldığında, tarım konusunda da çalışmalar başlatılmış, toprak analizleri, hangi bitkilerin yetiştirileceğinin çalışmaları yapılmıştır.
Neden bir türlü o plan ortaya çıkmaz, neden planlı üretime geçilmez?
Verimsiz, gereksiz arpa üretimi yapanların musluğunu kesmekten mi korkarlar?
Uzman psikolog açıklama yapar, “Devletin yaşlılara yönelik politikası yok”… Gerçekten de yoktur…
Neredeyse yüzyıllık sözde “huzur” evi yıkılmaya yüz tutunca, bir otele taşınır yaşlılar, senede bir birileri gidip, çiçek götürür o kadar…
Kumarhaneye teşvik veren hükümetler, huzur evleri açılmasını neden teşvik etmezler…
Toplu taşımacılık için de plan proje yoktur. Her yeni gelen bakan en az bir defa söz verir, ama bunun yerine otellerin, üniversitelerin ülkenin fiziki yapısına uymayan şekilde taşımacılık yapmasının önünü açar. Vatandaşın bundan hiç bir kazancı yoktur…
Sağlıkta da yoktur bir plan, proje… Aslında vardır da uygulanmaz… Hastaneye bir iki rötuş yapar, devrim diye anlatırlar.
Oysa insanlar doktora ulaşmakta, hastanede yatak bulmakta, ilaç almakta zorluk yaşarlar, buna kimse çare bulmaz…
Eğitimde var mıdır plan? Ne gezer…
Varolan demokratik sistemi bozup, kaos yaratma pahasına yasa değiştirmeye, yükseköğretimin özerkliğine ellemeye çaba harcarlar ama, eğitim sistemini güncellemeyi, okulların şartlarını iyileştirmeyi düşünmezler… Bu devirde zaten kıt kanaat geçinen insanlar, çocuklarına çağdaş ortamlarda, doğru dürüst eğitim aldırabilmek için boğazlarından keserler, döviz borçlanırlar, hükümetler buna çare üretmez…
Turizmin kaderi zaten 5 yıldızlıların eline bırakılmıştır. Küçük otellerin durumu hiç umurlarında olmaz. Oysa bu ülkeye özellikle üçüncü ülkelerden gelen turist, 5 yıldızlılarda kalmaz. Reklamı onlara yaparlar, ama insanlara düzgün hizmet sunacak koşulları yaratmazlar. İşte geçen gün yeni Turizm Müsteşarı, yılların turizmcisi, küçük otellerin durumlarının iç açıcı olmadığını anlatıyordu bir yerlerde. Bu mudur?
Devam etsem sayfalar tutar…
Trafikte de yoktur planlama… Kentler nüfus artışından boğulmuş, çirkinleşmiş, doğa katledilmiş, trafik kilitlenmiştir. Nasıl düzeleceğine kafa yoran, bir proje ortaya çıkaran duyulmamıştır…
Oysa hepsi için yasal ortamlar vardır, yeterli eleman vardır, hatta planlamanın alt yapısı vardır.
Ama bu ülkenin siyaset anlayışında, bu sorunlara çare bulmak gibi bir dert yoktur…
KKTC yüceltilecektir…
Ve herhalde bunları yapacak olanların da gökten zembille inmesi gerekecektir…
YERİN KULAĞI VAR
“TAKDİRE ŞAYAN”:
Çöken görüşme masasının yeniden kurulabilmesi için zemin olgunlaşıyor. DİSİ’nin AKEL destekli önerisi kopan ilişkiler için umut olurken, Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu, atılan adımın takdire şayan bir durum olduğunu vurguladı. Demek oluyor ki Türk tarafı da, DİSİ ve AKEL’in attığı yeni adımı, görüşmelerin yeniden başlaması için yeterli buluyor. O zaman iki lidere de sormak lazım. Çıkarılan bu kadar tantana, kaybedilen onca zaman niye…
RUM MECLİSİ KARIŞTI:
DİSİ’nin “enosisi kutlama kararıyla” ilgili Meclise yaptığı öneriye AKEL dışındaki partilerden tepki geldi. DİSİ ve AKEL’in destek verdiği tasarı için, Türk tarafının taleplerine boyun eğdiklerini ve Meclis Kurumu ile halkın haysiyetini rezil ettiklerini savunan partiler, DİSİ’nin önerisinin Meclis’ten geçmemesi için çaba harcayacaklar…
ORTADA KALDIK:
Vatandaşın adada olası bir anlaşmadan umudunu kestiği aşikar. Ama diğer taraftan içte de durum pek iç açıcı değil. Sizin anlayacağınız toplum olarak sarılacak fazla dalımız kalmadı. Hani bir söz var, “yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” diye. Kıbrıs Türkünün durumu aynen böyle. Anaşmadan umudumuzu keselim ama, içte de huzur bulacağımız, rahat ve mutlu yaşayacağımız vizyon, siyaset ortada yok…
KIBRIS UYGUN ORTAM OLMAKTAN ÇIKARILMALI:
Rum basını, geçtiğimiz Çarşamba gecesi, Kuzey’den Güney’e 6’sı Somalili, 12’si Suriyeli olmak üzere 18 mültecinin kaçak olarak geçtiğini ve yakalandığını yazdı. Bu kötü bir haber. Eğer insan kaçakçıları bu yolun kullanılabilir olduğunu görürlerse, Avrupa’nın yaşadığı mülteci felaketlerini biz de sınırlarımızda yaşarız… Gerekirse iki toplumlu tedbirlerle, Kıbrıs adasının mülteciler için uygun bir yer olmadığını göstermek şart. Diğer yandan bu mülteciler sokaklarda serbest dolaşıp, kendilerini Kuzey’den Güney’e geçirecek birilerini buılabiliyorlar demek ki… Yine organize işler ve yine biz seyrediyoruz…
NİYE ÖDÜLLENDİRMİŞLER, ONU SÖYLEMEZLER:
Uyuşturucu suçundan mahkemesi devam eden anaokulu öğretmeni konusunda Bakanlık açıklama yapmış. ‘Dava sonuçlanana kadar disiplin soruşturması yapılmaz’ diyor. İyi güzel de, böylesine bir suç meslekten atılmayı gerektiriyor. Dava aleyhine sonuçlanırsa ne olacak? En azından yüksek lisans gerekçesiyle ödeneksiz izin verip, ödüllendirmeseydiniz, onu da bekletseydiniz bari. Açıklamalarında bu izin konusunda tek satır yok…
YENİ YASA AF GETİRİYOR:
Hükümet Sosyal Sigortalar Yasası’nda değişikliğe gidiyor. Aslında birkaç değişikliğin dışında yeni Yasa ile yine mükelleflere af getiriliyor. 1 Ocak 2000 ile 31 Aralık 2016 tarihleri arasında biriken prim ve gecikme zammı borçları, yeniden yapılandırılarak taksitle ödeme imkanı getiriliyor. Aslında yeni bir şey yok, her yıl getirilen affın sadece ismi değiştirildi…
ZİRVEDEKİLER
Eşref Çetinel: “Meğer çok ama çok mutluymuşuz! O kadar ki Güney’i bile mutlulukta geçmişiz! Düşünün 155 ülke arasında 61 sıradayız..Zaten ben bunu gazetelerimizin orta sayfalarına bakarak yıllardır söylüyordum. İnsanlarımızın nasıl şen şakrak yiyip içip oynadıklarını, bir gecede 300 -400 bin lira alan şarkıcıları nasıl alkışladıklarını, kısaca mutluluktan nasıl uçtuklarını görüyor, biliyor ve bu nedenle ben de çok ama çok mutlu oluyordum. Demek ki toplum da benim gibi gördükçe o mutluluk resimleriyle haberlerini mutlu oluyorlarmış ki hepten mutlu toplum olduk vesselam!…”.
DİPTEKİLER
Ama Ne Gerekçeydi: Su memlekete geleli bir yıl oldu… Aslında bu su projesinin hareket noktası tarımdı. Ama bizim master planlarımız, envanterlerimiz, doğru izlenen rakamlarımız olmadığından, Çukurova Üniversitesi’nin yıllardır sürdürdüğü çabalar da sonuç vermedi, su evsel kullanımda kaldı. Tarım Bakanı çoktandır yapılmış olması gereken uygulamanın gecikmesinin sebeplisi olarak, bula bula DPÖ’yü bulmuş. Oysa DPÖ kendi rakam üretmez ki, sizin verimsiz bürokrasiniz ne rakam verirse ondan hareket eder. Başka suçlu arasın Nazım Çavuşoğlu, komik oluyor…
































