Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yobaz neresinden yiyecek?

Bir dönem Avrupalılar doğunun cenderesi altındaydı.

İstanbul Osmanlıların eline geçince, ipek ve baharat yolları da Avrupa’ya iyice kapanmıştı,
Ki, o dönemler zenginlik doğudaydı.

Avrupa’daki insanlar dünyanın tepsi gibi düz olduğuna inanıyorlardı.
Sadece buna değil, çeşitli hurafelere de inançları vardı.
Dünyanın bir ucunda Kaf Dağı vardı ki, o dağın ardında cinler dolaşmaktaydı.
Denizlerde ise girdaplar bulunuyordu, bu yüzden denizlere karşı bir korku hakimdi.

İstanbul alınınca, Avrupa ne yapmalıydı?

Coğrafi keşiflerin nedenleri bu sıkışmışlık ya da çaresizlikten kaynaklanır.
Avrupa’nın kralları cesur gemicileri destekleyerek deniz aşırı ülkelere yolculuklar başlattılar.
Bunlar beraberinde yeni keşifleri getirdi.
Avrupa yeni kaynaklar bulmalıydı.
Buldu da…

Her gelişmenin altında bir çaresizlik var mı?
Karanlık bir dünyada lambanın icat edilmesi,
Sessiz bir dünyada ses makinesinin icat edilmesi gibi…

O dönemler dünya haritacılığında önemli biri olan Piri Reis’in kafası vurulurken,
Avrupa çaresizliğini yenmeye ve gemicilere maddi imkan sağlayıp dünyaya açılmaya çalışıyordu.
Dünyaya açılma isteğinin nedenlerinden biri de Hıristiyanlığı yaymaktı.
Bu da karşılıklıydı,
Çünkü bu yayılmacılıkta İslam da geri kalmıyordu.

Her çaresiz bir durum umutsuzluk değildir.
Başka bir deyişle, çaresizlikten umut doğması mümkündür.

Churchill’in güzel bir sözü var:
“Uçurtmalar rüzgar gücü ile değil, o güce karşı koydukları için yükselir.”
Çaresizlikten umut üretmek de böyle bir şey olsa gerek.
Üstüne yürüyeceksin çaresizliğin.

Her ülkenin toplumları kendi koşullarına göre çaresiz dönemler geçirmiştir.
Ama dünya tepsi gibi değildi.
Kaf Dağının ardında da cinler yoktu.
Neticede, toplumları yönetenler cesur olmak durumundadırlar.
Avrupalı krallar gibi.
Ortaçağın yıkılması hurafeci, gerici kiliseye karşı bir zaferdi.
İlerleyen yaşına rağmen Piri Reis’in boynuna kılıç indiren zihniyet, dönemin Avrupa kralları kadar olamamıştı.

Gel gör ki,
Ne ortaçağdayız ne bir şey.
Böyle bir çağda bir İmamın çok acıktığında erkeğin kendi eşlerinden birini pek tabii de yiyebileceği şeklinde fetva vermesi nedir?

Yobaz yiyecekse neresinden yiyecek?
Budundan mı?
Kalçasından mı?

Dünya küreselleştiyse, İmamın bu fetvası da bütün dünyayı ilgilendirir.
Rabia işaretine dikkat etmek lazım.
Etrafımızda dolaşıyor…

Ama çaresizliğe gerek yok…