Hepimizin; kırk yıldır seçtiklerimizin de biz seçenlerin de ortak suçumuzdur CMC…
İngiliz’in bıraktığı maden, aynı pisliğiyle, zehiriyle orada duruyor. Toprağı, suyu, denizi kirletmeye devam ediyor. Lefke’nin havasına, suyuna bulaşan kanser olmaya devam ediyor. Edecek de…
Geçtiğimiz gün yine Gemikonağı’nda sivil toplum örgütleri eylem yaptılar. Ne için, dikkat çekmek için… Kimin? Hükümet edenlerin. Sanki bilmezlermiş gibi. Sanki göstermelik işler yapmamışlar gibi. Ama ne yapsın insanlar ellerinden başka türlüsü gelmiyor ki? Vatandaşın gücü, hükümetleri zorlamaya yetmiyor, yetemiyor…
Bakın, bundan 2 yıl önce 3 Kasım 2014’de CMC konusunda yazdığım “Maden Yeniden Açılıyor; Güvenemiyorum” başlıklı yazımı tekrar köşeme alıyorum. İsimlerin aynı kaldığını, ama sorunla ilgili hiç bir şeyin değişmediğini yüzlerine vurmak için… Dönem CTP-DP dönemi. Merak eden varsa okusun…
Okuyunca göreceksiniz ki, ne verilen sözler yerine gelmiş, ne ihaleyi alan şirketler tek bir adım atmış. İçiniz acıyacak. Ama gerçeğimiz bu…
“UBP, 2013’ün Mart ayında giderayak, Lefke’de maden arama izni verdiğinde, kıyamet kopmuştu.
Şirket kendini savunurken, tuhaf şeyler söylemişti. Mesela bu ülkeye, rüzgardan elektrik üretmek için geldiklerini, oysa YAGA Başkanı’nın kendilerine maden aramayı önerdiğini ifade etmişti.
Hatırlarsanız, ondan önce de Port İsbi diye bir şirket ortaya çıkmış, CMC atıklarını temizlemeye talip olmuştu. Yıllar geçti, göstermelik bentlerden başka yapılan hiç bir şey olmadı. Hatta bir ara patladı, zehirli sular dönümlerce alana ve denize yayıldı.
Bu yeni şirketin sadece yeraltında ne var ne yok bakacağı, çevrecileri endişelendiren bir durum olmadığı söylenmişti. Öne çıkarılan konu, yine CMC atıklarının temizlenmesiydi. Oysa öyle olmadığı kısa sürede ortaya çıkmıştı.
Şirket, o günden buyana araştırma yapmış, madene rastladığını söylüyor. Hatta şirketin yetkilisi, zamanında 86 bin ons altın, 625 ons gümüş çıkarıldığını hatırlatıyor. Zaten verilen izin, “metalik olan veya olmayan maden” den bahsediyor. Yani altın da arayabilecek, gümüş de…
Hatırlarım da zamanın YAGA Başkanı nasıl da eleştirilmişti. Hatta şirketin başına geçtiği, evini şirkete kiraladığı dahi yazılıp çizilmişti. Biz de muhalefet etmiştik.
Zira bu işler vahşi işler. Türkiye’de Ege bölgesinde siyanürle altın aramaya karşı çıkan köylüler geliyordu aklımıza. Diğer yandan, CMC’nin yıllar yılı “bakır arıyorum” diyerek siyanürle altın çıkarttığını, sonra da pisliğini atığını nasıl bıraktığını hatırlıyorduk.
Şirketin yetkilileri, geçen yıl yaptıkları açıklamada, 270 kilometrekarelik alanda araştırma yapacaklarını söylüyorlar, 200 milyon dolarlık yatırım, 300-600 kişilik istihdam öngörüyorlardı. O yatırım yapılmış mı, bilmiyoruz… Ama şimdi öğreniyoruz ki, o gün bu iznin verilmesine karşı çıkan CTP ile CMC’yi “mikrop” olarak tanımlayan Serdar Denktaş, yani bugünün iktidarı,aramanın fiilen başlamasına yardımcı olmuş. Bunu bizzat şirket söylüyor…
CTP-DP hükümeti bu yılın Mart ayında şirketin araç gereç ithaline izin vermiş. Haziran’da arama izni yenilenmiş, ruhsat alanı yeniden belirlenmiş. Taramanın Yeşilırmak’dan, Akdeniz köyüne kadar yapıldığı da biliniyor…
Madenler dünyanın her yerinde aranıyor, çıkarılıyor. Ancak yıllar yılı Lefke’de atılı duran CMC atıkları ortada. Yüzlerce insanımızın kanserden hayatını kaybettiği ortada… Atıkları temizleme amacıyla bölgeye yerleşen şirketin aldığı işi tamamlamaması ve hükümetlerin bunu görmezden gelmesi ortada…
“Arama” için izin alan Şirkete, “işletme” izni ne zaman verilmiş..? Devletin bu işten karı ne olacak..? Vatandaşın sağlığı nasıl korunacak..? Çevre kirliliğinin nasıl önüne geçilecek..? Hangi teknoloji, hangi yöntemler kullanılacak..? Denetimi doğru dürüst yapılacak mı..? En azından bölgedeki üniversitelerden destek alınacak mı..? Birileri çıkıp bu soruları yanıtlayacak mı..? Şu ana kadar bu yönde olumlu bir çaba yok… Olay tesadüfen basına yansımasa kimsenin de haberi olmayacaktı.
Hükümet iyi niyetli olabilir. Ancak ben, bu sorular ortada dururken, yasalarında bunca boşluklar olan KKTC’de bu işin insan sağlığını tehdit etmeden yapılacağına her nedense güvenmiyorum…” .
YERİN KULAĞI VAR
NE VANAYMIŞ BE: Tam da artık bu iş tamam, su musluklardan akmaya başlayacak derken, “vananın bozulması” gerekçe gösterilerek suyun gelişi yine ertelendi. Ne vanaymış ki, aradan neredeyse bir hafta geçti ama, bir türlü onarılamadı. İlk günler “olabilir, normaldir” diyenler bile, “bu işin arakasında başka şeyler mi var” demeye başladılar…
BÜYÜK İTİRAF: Tarım Bakanı Nazım Çavuşoğlu, bakın ne diyor; “Altı yıl önce Tarım Bakanlığı görevini sürdürdüğüm dönemde ülkede günde 300 tonluk bir süt üretimi vardı… Pazarlama imkanlarımız olmadığı için tarım sektörüne ayrılan teşvik sistemimizi yıpratıyor ve fazladır demiştim. Şimdi görüyorum ki ülkemizde uygulanan yanlış politika neticesinde süt verimi çok öne çıkarılmış bir üretim yapısı oluştu”…. Bunun üstüne söylenecek bir şey var mı bilmiyorum. Tarım Bakanıymış, yapılanın yanlış olduğunu biliyormuş, ama değiştirmemiş, sorun daha da büyümüş, devlet para veriyor, vermezse sütler sokaklara dökülüyor. İşte KKTC’de lafla peynir gemisi siyaseti. Ne sorumluluk alan var, ne değiştirebilen… Bir de itiraf ediyor.
AMAN DİKKAT: Halkın Partisi, yeni kurulacak olan Koordinasyon Ofisi’nin yeni bir “Yardım Heyeti”ne dönüşebileceği uyarısında bulundu. Özellikle de Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın, mevcut Yardım Heyeti’ne karşı duruşu ortada iken, benzer yeni bir sıkıntı yaratmanın ne anlamı var, anlamıyorum. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmayalım…
NEDEN GÜVENSİN Kİ: TDP seyrüsefer düzenlemesi konusunda; “Halk, devletin bu işi adil yapacağına inanmıyor” diyor. Hani haksız da sayılmazlar, çünkü yıllardır en büyük sorunumuz, özellikle de siyasilerin, partizanlıkları nedeniyle devletine olan güvenin sarsılması değil midir?
KURDUNUZ AMA: İskele Bağımsız Belediye Başkanı Hasan Sadıkoğlu’nun Ulusal Birlik Partisi’ne katılması töreninde konuşan Başbakan ve UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, UBP’nin bu ülkeyi kuran parti olduğunu söyledi. Bu devletin kurulmasında harcı tamam da, ülkenin geldiği durum ortada. Keşke daha yaşanabilir, sorunlarından arınmış olması için çalışsaydınız. Kuruluşunun üzerinden neredeyse yarım asır geçmiş, bu sürenin büyük bir bölümünde o kurucular yönetici olmuş, ama hala sorunlar dağ gibi duruyor…
NEYİ KUTLUYORSUNUZ: Dün Dünya Çevre Günü nedeniyle siyasiler mesaj yayınlama yarışına girdiler. Çevreye olan duyarlılıklarını anlatıp, akıl vermeye çalıştılar. Ama hepsi de gözünü dağlara çevirip, beşparmakların nasıl yok edildiğini görmezden geldiler. En büyük çevre felaketleri olan CMC artıklarının orada durmasına ve dağların yok edilmesine göz yumanların, çevre günü kutlamaya hakları var mı dersiniz…
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: “Hep ne diyoruz? Türkiye bize sağladığı kaynakların bütçe disiplini ile doğru kullanımını denetlemek için alabildiğine YAKIN, iç siyasetimizden ise demokrasimize saygı gereği alabildiğine UZAK durmalıdır… Eğer koordinasyon ofisiyle ilgili halkı bilgilendirmeyi bizim ilgili birimlerimiz değil Türkiye yetkilileri yaparsa, BU OLMAZ. Demokrasimiz tehdit altındadır. Tavla oynamıyoruz, ülke yönetiyoruz. Bırakın da herkes işini yapsın…”.[/quote]
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER
Latif Akça: Bir tanışıklığım, konuşmuşluğum yok. Raif Rauf Denktaş Derneği Başkanı.. Ancak son günlerin gündemdeki ismi. LTB’deki işinden, devamsızlık nedeniyle atılmış. Ama o ne yapmış. Konuyu siyasete bulaştırıp, kendini mağdur gösterme yolunu seçmiş. Hep o bildik “vatan, bayrak” edebiyatıyla arkasına aldığı derneklerle ve en önemlisi “Denktaş” ismini kendisine malzeme olarak kullanarak…[/quote]
































