Zaten gönüller açıktı.
Ama bayram gelince bir o kadar daha açılırdı.
…
Girne Kapısı’ndan sonra hisarın (Mücahitler Sitesi’nin olduğu yer) üzerine alınan Bayram Yeri, Venedik surlarının gizemi içine gömülürdü.
Her şey güzeldi.
Şiirler, şarkılar,
Kahvehaneler, lokantalar,
Ve sokaklarda oturan kadınlar.
Kanlı Dere akar kendi türküsünü söyler, şeher dinlerdi.
Biz o zaman,
“Yeşilmişik sazmışık…”
…
Yılların geçeceğini, kurulan dostlukların bir gün gelip biteceğini, birçok aşkın hicranla noktalanacağını, kapıların, pencerelerin kapanacağını ve herkesin kendi başına bayram yapacağını kestiremezdik.
Çünkü biz o zaman…
…
Yaseminler bu bakımdan önemlidir dizilince bir ipliğe, bir hurma yaprağına,
İnsanlar ve hayat o çiçekler gibiydi,
Tekmil evler ve sokaklar,
O biçim kokardı.
Aslında biz o zaman,
Dere kenarlarında kurbağalar gibi,
Yeşilmişik sazmışık…
…
Hiçbir politika, hiçbir politikacı,
Hiçbir parti ve hiçbir cemiyet,
Bir sis bombası gibi dağılmamıştı köylere kasabalara,
Hellim ve karpuz,
Bö(ğ)rülce ve kabak,
Kara yağda bakla.
Meyhanelerde leyim geceler.
Çocukların elinde tahta oyuncaklar.
Salı geceleri sinemalar meccane.
Yani küçük şeyler,
Mutlu kılardı hayatı…
…
Çünkü biz o zaman…
…
Ölümüne küsmek, darılmak,
Gelenin yüzüne kapı kapatmak,
Çekip kaçmak; görmezlikten gelmek…
Ne münasebet!
Görülmemiş, yazılmamıştır.
Hiçbir kapıda…
…
Gecelerin sesi vardı,
Yıldızların ve ay’ın,
En güzel yüz anamızın yüzüydü,
Ufukta son kez görünen güneşin.
Herkes yıldızlara benzerdi; çocuklar ay’a.
Bak ne hale geldik!
Aman muhterem!
Kravat mı sıkıyor,
Ceket mi belimize oturmadı!
…
Diyeceğim,
Bu bir yağmursuzluk yazısıdır.
Halbuki biz bir zamanlar,
Yeşilmişik sazmışık…
































