Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YEREL SEÇİMLER YAKLAŞIRKEN

Az bir zaman kaldı. Buna karşın henüz toplum katlarında heyecanı ve reytingi yönünden ne “pahalılığın” üzerine çıkabildi ne “KIB-TEK” maceralarının önüne geçebildi!

BUNA karşın yavaştan yavaştan Mağusa’daki Belediye seçimlerine yönelik havayı koklamaya çalışıyorum. Ki maşallahı var. Daha şimdiden beş aday atılmış meydana! Meğer ne fisunkâr imiş bu “belediye” dediğimizin “başkanlığı!”

Nitekim elan Mağusa Belediye başkanı ayni zamanda yumurta üreticisi ve satıcısı ve de bahçe sahibi Sn. Arter’in bu seçimlere katılmayacağı söyleniyordu ama katılacakmış… BU arada dikkatimi çeken bir başka hususu da hazır “seçim” derken “pam dedi de aklıma geldi” kabilinden araya sıkıştırayım, şöyle:

SON DÖNEMLERDE doktorlarımızı henüz adı konmamış, bilimsel olarak araştırması ile ispatı yapılmamış dolayısıyla salgın bir hastalık mı yoksa merak mı yada gerçekten hizmet aşkı mı olduğunu bilmediğimiz bir “siyaset merakı” sardı!

Ki durun bakalım görevi Dr. Sucuoğlundan devralan Sn. Üstel de giderken bayrağı hangi doktora teslim edecek!..

NİTEKİM MAĞUSADA şu anda beş adaydan ikisi doktor.. Diğerleri serbest meslek sahipleri. Adlarını henüz adaylıkları kesinlik kazanmadığı için veremiyorum. Avukatlar ise sinip köşelerine çekilmişler! Sadede geleyim: ***

NEYİN MERAĞIDIR BU BAŞKANLIK YARIŞLARI? “Siyasetİn” mi “hizmetin” mi “kariyerin” mi? Yoksa “başkan” sıfatıyla egoların tatmini mi? Hatta “parasal yönden avantajları da düşünülebilir!”

NE VAR Kİ tüm bu “makamsal itibarlara” karşın hele de yeniden birleştirilen Belediyelerin “Başkanı” olmak ayni zamanda büyük bir fedakârlık da olmalıdır! Çünkü:

EVVEL emirde hepsi de borcun harcın içinde ve batık! Bazıları hâlâ veremedikleri hesapları nedeniyle şaibeli!

Üstelik “birleştirilmelerinden” kaynaklı beledi hizmetler alanları da iyicene genişlerken… Doğrusu seçilecek Belediye Başkanlarının işi hiç de kolay olmayacak! Ki aslında hiç kolay olmadı!

Ki HEMEN AKLIMA gelenleri Mağusa’nın Sn. Belediye Başkanları adaylarına sormam gerekirse:  Seçilip devralacağınız Belediyen ne kadar borcu olduğunu… Ne kadar gereksiz personeli olduğunu… Mağusa halkının Belediye hizmetleri yönünden beklentilerinin neler olduğunu biliyor musunuz?

KIBRIS’IN Doğusunda Akdeniz’in bu güzelim kıyı şeridinde uzanırken bir ucunun Derinya’da bir ucunun Glapsides’te olduğu, sınır kapısını teşkil eden aşağı Maraş’tan Yeni Boğaziçi’ne kadar uzanan güzergâhta sizleri hangi sorunların beklediğini, bu sorunların nasıl üstesinden geleceğinizi biliyor musunuz? Hatırlatayım ama:

ADAY olduğunuz için hakkınız olmalıdır: Gidin Belediyeden “borçlarının” ne kadar olduğundan asli ve geçici kaç personeli olduğuna kadar bilgi isteyin.. Başkanı vermezse elbet Yönetim Kurulundan verecekler bulunacaktır. Kaldı ki: ***

SEÇMEN DE BU KONULARDA BİLGİ SAHİBİ OLMALIDIR: Ki bizzat “İçişleri Bakanlığı bu konuda devreye girmelidir.. Yeni bir Belediye seçimi arifesinde tüm Belediyelerin mali yönden durumlarını, personel sayılarını, gerçekleşmişse eğer projelerini ve gerçekleşmesi tasarlanan projelerini seçmenlerin bilgisine getirmelidir..

Kİ altını çizerek hatırlatıyorum: Yıllardır biz seçmenler Belediye seçimlerine katılır ve oylarımızı kullanırken bu konularda bilinçli şekilde ve gerçekten hizmet vereceğine inandığımız “Belediye Başkanı ve Yönetim Kurulu adaylarını seçmiyoruz!” ÖNCELİKLE partililer olarak “seçmemiz için önümüze konan “parti adayını” gözlerimiz ve kulaklarımız kapalı oyluyoruz!

YADA tanıdık eş dostur! İyi insan falandır.. Belki ve gerçekten iş yapabileceğine inanmışızdır oyumuzu ona vermekteyiz.. Doğrusu bunun siyasi ve Belediye fonksiyonları açısından iyi ve yapıcı bir “seçim, tercihi” ya da siyaseti olduğuna inanmak mümkün değildir! HELE kasaba esamesinde kalmış sadece adı “kent” olan kentlerimiz Belediye Başkanlarını önce eş dost tanıdık, ardından “partilimiz” tercihlerinde oyluyoruz da ne kadar isabetli bir “seçim” yaptığımız her zaman sorgulanmaya açıktır! Kısaca:

***

İKTİDARDA OLAN YADA GELECEK OLAN siyasi parti koalisyonları, Başbakan ve Bakanlarının da dikkatini çekmeliyiz: Belediyeleri “partilerinin” çiftliği olarak görmekten vaz geçmelidirler… Ki ispatı ile vücut bulmuştur. Seçmenler kendilerine hizmet götüren hizmetlerinden dolayı memnuniyet yaratan Belediye Başkanlarını hangi partiden olurlarsa olsunlar defalarca ve her devrede seçecek kadar kadirişinastırlar. Mağusa’da bir zamanların Oktay Kayalp’ı gibi.. Defalarc seçilmişti çünkü tüm Mağusalılardan oy alıyordu..

KISACA Seçim sandıklarına gidene kadar sık sık “Belediyelerden, adaylarından söz edeceğiz.. Sonuçta “layığımız” ne ise gerçekleşecek olan da odur!”

***

KISACA TAKILDIĞIM: (DEVLET OLMAK ZORDUR!) Ki bunu söyleyip yazmaya başladığımızın üzerinden yarım asır geçti! Her ne kadar az zamanda büyük işler yapmasak da nasıl Devlet olunduğunu, istikrarlı bir Devletin oluşabilmesi için nelere ihtiyaç duyulduğunu hatta Devleti içten içe çökerten parazitlerinin neler olduğunu ve “denetim mekanizmaları” çalışmayan yada çalıştırılamayan Devletin asla başarılı olamayacağını öğrendik!

FAKAT bu öğrendiklerimizi hâlâ KKTC’ye adapte edecek “Devlet ciddiyetini” öğrenemedik! Bu nedenle Devletin çarklarını çevirirken ona hayatiyet verecek olan “Kurumlarını” çalıştıramadık! Söz konusu “Kurumları” şaibe ve iftiralardan kurtaramadık! Üstelik “partizanlık” uğruna hem harcadık hem de harcattırdık…

“Mesela” dedikten sonra sayacak saydırılacak çok sorunumuz, acemiliklerimiz, densizliklerimizle cahilliklerimiz vardır ama doğrusu bunlara aldıracak Devlet ciddiyeti de yoktur işte asıl sorunumuz da budur!

Kİ ARTIK “misallerin” şahı durumuna getirilmiş hatta her bozuklukla çarpıklığa adı maydanoz gibi kıyabilecek bir KIB-TEK’imız vardır! Ki Devlet yıllardır bu kurumun akaryakıt ihalelerinin bile usule aykırılığını önlemeye muktedir olamadı!

VE BU DEVLET her köşede bir Üniversite kurulmasını varlığının büyüklüğü saydı ama bu üniversitelere gelen öğrencilere sahip çıkamadı!.

Sonunda gelişen eğitim öğrenim müesseselerimize paralel ayni önemde ve büyüklükte uyuşturucu gibi musibetler de büyük sorunlar haline geldiler, kaçak işçiliklerle öteki kanunsuzluklar da!

TABİ Kİ genelleme yapmıyoruz.. Fakat hemen her gün medya haberlerinde salındığınca büyük oranda tacirlerinden dağıtıcılarına kadar aramızda misafir ve öğrenci olmaları gereken bu gençlerin adlarının baş harfleri geçmekte, bazıları fotoğraflarıyla ispat bulmakta..Kaldı ki artık trafikte de terör estirmektedirler!

BU 3. Ülke gençlerinin denetimleri yapılıyor mu bilmiyoruz.. Ki biz “Anavatan Türkiye” dediğimiz 1960’lar Ankara’sında üniversitede öğrencisiyken her iki üç ayda Asal şubeye gider “ispatı vücut eyler” ikametimizi onaylattırırdık.. Ve kaç kez olduğunu unuttum sık sık o yıllarda “hafiye” dediğimiz sivil giyinmiş polisler çaldıkları kapımızın açılmasını bile beklemeden omuz vurup içeri girerlerken izin almadan her tarafa girer çıkar yatak altlarına kadar bakarlardı!

Hatta çok sinirlenir “bu ne biçim anavatan” diyerek bağırır söver sayardık. Tabi onlar ayrıldıktan sonra arkalarından yani!

KISACA KKTC Dingonun ahırına döndü! İpini koparan Kuzey’e doluşuyor. Resmen öğrenci kimliği altında kaçak işçi olarak çalışıyorlar! Ne sigortaları var ne ötesi kayıtları! Bizim açımızdan tutun ki “işçi sömürüsü!” Devlet ve kayıtlı oldukları üniversiteler için ne olduklarını neyi ifade ettiklerini bilmiyoruz ama! Galiba onlar da bilmiyor olacaklar artık toplumsal ve illegal sorun haline gelmiş bu kaçak işçi olayı konusunda suskun kalıyorlar..

Bir gün bardak elbet taşacak. Bakalım faturasını kim nasıl ödeyecek?