Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yenilenme ve değişim…

 

İnsanlar zamanı geldiğinde, arabasını, evini, eşyasını ve daha birçok şeyini değiştirme, yenileme eğilimine girer. Tıpkı siyasette olduğu gibi…
Örneğin bizim ülkemizde her 5 yılda araba değiştirmek neredeyse alışkanlık oldu. Neden? Çünkü 5 yıllık arabanız artık daha çok sorun çıkarmaya başlar. Tamir ettirmek yerine değiştirmek çok daha mantıklı bir yol gibi gelir… Tıpkı arabada olduğu gibi, siyasette de 5 yılda bir, seçtiklerimizi değiştirmek veya yeniden seçmek için sandık başına gideriz. Bu değiştirmede ne kadar başarılı olduğumuz ise ayrı bir tartışma konusu…
Örneğin aldığımız yeni bir araba için bir müddet sonra, “nerede benim eski arabam, huyunu suyunu biliyordum hiç olmazsa” diyoruz çoğu zaman. Siyasetteki yenilenme de tıpkı böyle. “Bu artık eskidi, yenisini seçeyim” deyip de sonradan bin pişman oluyoruz çoğu zaman…
Bazı şeyleri değiştirdiğimizde, sanki yaşamımızda da büyük değişikliklerin olacağına inanıyoruz. Halbuki sadece isimleri değiştiriyoruz, yeni bir siyaset, yeni bir vizyon beklentimiz olmadan yapıyoruz bunu. O zaman da yeni gelenin, eskisinden bir farkı olmuyor çoğu zaman…
Siyasete yeni yüzler de soksanız, çürümüş sistemin yıkılmasını amaçlamadığınız için, onlar da eskilere benziyor…
Aslında sanırım en başta biz, alışkanlıklarımızı değiştiremiyoruz.
Bugünlerde de, siyasal partilerimizde değişim rüzgarları esiyor. Tüm partiler, tabandan tavana bir değiştirme hevesine girmiş. Halbuki yenilenme, toplum beklentilerini karşılamıyorsa, Ahmet’in yerine Mehmet’in gelişi neyi değiştirebilir ki..? Hepimizi içten içe kemiren, her adımımızda önümüze engel olarak çıkan köhne yapı orada duruyor.
Unutmamak lazım ki siyaset, dünyanın ve ülkenin gerçeklerinden bağımsız değildir. Tam tersine siyaseti şekillendiren, daha doğrusu belirleyen unsurlar vardır. Geçen günkü yazımda, siyasette yenilenme sürecinin başladığını ifade etmiş, değişimin ve yenilenmenin eski aktörlerle gerçekleşemeyeceğini, yeni siyaset ve yeni çözümler için yeni aktörlerin hazırlanmaya başladığını belirtmiştim…
Aslolan, bu değişim ve yenilenmeyi, kafa tutarak, hesaplaşmaya çağırarak değil; tam tersine demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, uzlaşmayı, diyaloğu ve en önemlisi dürüstlüğü ve siyaset ahlakını hayata geçirerek yapmaktır…
Son seçimde yine vatandaş, değişim istediğini avaz avaz haykırdı. Bundan on sene önce oy vermeyi asla aklından geçirmediği ideolojilerin adaylarına oy verdi. Partilerin, “Odunu koysam kazanır. Biz belirleriz, onlar seçer” alışkanlığı özellikle son üç seçimde erozyona uğradı… Birçok seçmen, belki düzelir diye partilerinin değil, kendi seçtikleri adaylara ve de gençlere oy verdiler. Yıprananı, ille de direneni siyasetin dışına ittiler…
Şimdi sıra, sadece yeni yüzleri değil, yeni şeyler söyleyenleri bulup çıkartmakta… Tabii bir de, söylediğini yapacak kapasitesi olanı…
UBP, DP, CTP ve hatta TDP, artık yeni şeyler söylemeli, kapılarını yeniliklere açmalılar…
Vatandaş yarım yüzyıllık statükoyu başından atmaya karar verdi bir kere…
Eğer partiler hala daha o düzenin devamı kim olacak derdindeyseler, bu kez bedel ödeyecekler.
O zaman da hızla yaklaşıyor…

YERİN KULAĞI VAR

BU NASIL BİR İSTİFA: Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası CTP’den istifa edenlerin aslında resmi olarak istifa etmedikleri, bu istifaların sadece sosyal medyada kaldığı öğrenildi. Bu durumda, hiçbirinin geçerliliği yok. Neden böyle olmuş, eğer istifalar resmiyet kazansaydı, delegelikleri düşecekti ve kurultayda oy kullanamayacaklardı.

NİYE OY VERDİNİZ:
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mustafa Akıncı için çalışan bazı gruplar, Akıncı daha koltuğunu ısıtmadan eleştirmeye başladılar bile. Akıncı’nın bazı söylemlerini yanlış bulan bu kişilerin, henüz işin başında yaptıkları yıkıcı eleştirileri anlamak mümkün değil. Bu arkadaşlar ne bekliyorlardı acaba diye sormak lazım…

GÖREV KABUL ETMEMELİ:
Din İşleri Dairesi Başkanı Talip Atalay’ın görev süresi haziranda doluyor. Görevinin uzatılıp uzatılmayacağı tartışılan Atalay’ın, AKP aday adaylığı dönemindeki tutumu hala akıllarda. Doğru olan hükümet ve Cumhurbaşkanı değilse bile, bizzat kendinin görevden affını istemesidir. Çünkü artık tarafsızlığını yitirmiş, dini siyasete alet etmiş birisidir…

DEREDE BOĞULAN BİZ DEĞİLİZ:
Bakan Dinçyürek, suyun yönetimi konusundaki gecikmeye gelen eleştirileri, “kısır çekişme” olarak nitelemiş. İnsaf da dinin yarısı. Proje başlayalı 4 sene. Bunun yarısında, kendileri görevde… Daha neyi bekliyoruz anlayamadık. Münhal ilanı verilecekmiş… Kim yönetecek? Nasıl bir mekanizma, hala açıklama yok. Tartışmaları bitirmek istiyorsanız, iş yapacaksınız, otorite ortaya koyacaksınız, herkes de susacak…

OYLAR BARAJ İÇİN ÖNEMLİ:
Türkiye’de 7 Haziran’da yapılacak genel seçimler için oy verme işlemi KKTC’de yaşayan TC vatandaşları için dün başladı ve 31 Mayıs’a kadar da sürecek. KKTC’de seçime katılan partiler adına 250 müşahit görevlendirildi. Yurt dışında yaşayan 2,8 milyon kişi oy kullanacak. KKTC’de ise seçmen sayısı, 94 bin. Yani denizde su damlası… Kullanılan tüm yurt dışı oylar, Türkiye geneli için partilerin oylarına eklenecek. Anlaşılan, yurt dışı oylar en çok da partilerin barajı geçmeleri konusunda önem taşıyacak…

ARZ TALEP MESELESİ:
Tahıl üretimi hayvancının yüzünü güldürse de, arpa fiyatının henüz açıklanmaması üreticiyi tedirgin etti. Üretici hiç olmazsa geçen yılki gibi bu yıl da fiyatın, 650 TL tonu olmasını isterken, fiyat tespitinde önemli olanın arz-talep dengesi olduğunu unutmamalı. Ürün çoksa fiyat da ona göre ayarlanacak…

ZİRVEDEKİLER
Zeki Alasya: Ömrü boyunca bizi güldürdü. Bizim toprağımızın insanıydı. O eski insanların, o eski sanatçıların ağırbaşlılığı içinde, sessiz sedasız, ama çok erken gitti. Huzur içinde uyusun. Çok insana nasip olmaz, biz onu hep gülümseyerek anacağız…

DİPTEKİLER
Sabır: Bu bizde olmayan bir duygu galiba. Daha iyi yönetim, daha çok üretim için değil sabırsızlığımız. Sadece yıkıp dökmek adına… Durun be kardeşim. Daha dün bir bugün iki. Satır aralarından mana çıkartıp, daha düne kadar destek verdiğimiz birini bile yok etmeye hazırız. Hem de sadece hedefteki kişiye değil, toplumun, devletin saygınlığına da zarar vererek. Maksat bir şeyler karalayıp, gündem olmak mı anlamadım ki…