Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

YENİDEN BAŞLARKEN/ ANASTASİADİS’İN TELAŞI/ VE BÜYÜK BAŞARI

Bu güne kadar dediğimce tutun ki 1967’den beeridir kaç daktiloyu  hurdaya havale ettiğimi unutum.   Bilgisayara geçtikten sonra da nihayet beşincisini almak zorunda kaldım.

Bir süredir yazılarıma ara vermemin nedeni emektar olanın “artık yeter” diyerek mayna etmesiydi! Yerine elden düşme bir ikincisini  koyana kadar da yazılarıma ara vermek zorunda kaldım.. Yani “yazmamamın” sebebi  bu!

“Nerede kalmıştık” diyerek   yeniden yazmaya başlıyorum da doğrusu hiç bir şey yerli yerinde olmasa   bile “panademi” bıraktığımız yerde dipdiri ve canlar alıp  canlar yakmaya devamda!  Allah kurtarsın gayrı demekten öte çaresi olmayan bir felaket!

Ne var ki hayat devam ediyor. Hem de “pandemiye” bile aldırmadan.

Nitekim Güney’de aldı başını giden vaklara karşın eli bağlı  Anastasiadis şimdilerde siyasi sorunu çözmek için uğraşıyor. Bir efkâr basamış ki kaç zamandır Rum medyasını izlerken öğreniyoruz, adam bir teşkilat oluşturdu kendisi de  harıl harıl dersini çalışıyor! Çünkü önümüzdeki Nisan ayının 25’inde Kıbrıs sorunu “5+BM’ler katılımlarıyla bir kez daha masaya yatırılacak!                                                                                                                                                                   ***

AB ZİRVESİNDEN KİM NE BEKLİYOR? 25 Nisan’da Cenevre’de BM’ler gözeteminde taraflar bir kez daha masaya aturacaklar. Rum tarafı daha şimdiden hazırlıklara başladı bile. Üstelik bu kez yıllar önce kabul eteyip burun kıvırdığı bizim tarafın “konfederasyon,” Anastasiadis’in “Desantralizasyon” dediği çözümü destekleyerek!

Türk tarafı ise “iki egemen devlete dayalı çözüm” diyor.                                                             (Burada bir parantez açmak zorunda kalıyorum. Çünkü daha önce de yorumladığımca bu öneri hâlâ  sadece “başlık” halinde siyasi  slogan gibi duruyor! Yani altı doldurulmamış, üzerinde çalışılmamış, BM’lere anlatılmamış!  En basiti Kıbrıs Türk halkının “onayına” da sunulmamış.                                       Oysa ne diyorduk uzun süredir. Eğer Kıbrıs Türk halkı etnik bir halksa “self determinasyon” hakkı vardır ve bu hak BM’ler tarafından tanınmıştır.

Oysa biz hâlâ  “federasyon ve devlet” ikilemi arasındaki kısır tartışmalarla zaman öldürüyor neye karar vereceğimizi sonuçta müzakere masasına havale ediyoruz! Etnik bir halk olarak “egemen devlet oluş iddiasını bile tutun ki “Sn. Cumhurbaşkanı ile Ankara’nın tutum ve tercihlerine bırakıyoruz. Yani “çözüm” gibi çok önemli  bir sorunumuza bile “ulusal bağlamda” sahip çıkıp dünya aleme yayacağımız bir  politik beceri gösteremiyoruz!)

ANASTASİADİS’E DÖNÜYORUM: Bizim onca kaygısızlığımıza karşın Anastasiadis “desantralizasyona” sarılıyor. Neden? Çünkü Kıbrıs Türk halkını şu anda “sahibi olduğunu iddia ettiği   “1960’larda kalmış Kıbrıs Cumhuriyeti” kapsamına almak istiyor. Çok kısaca diyor ki Türk tarafına  “çoğunluk azınlık esasında oluşturulacak konfederal sistemde sizin de yeriniz vardır..”                           Tabi ki tek şartla: Türkiye’nin garantisi olmayacak!

Üstelik bu son gibi görülen teklifini de Türk halkını tanıdığından değil, çıkarına uygun en ehven çözüm şeklinin ancak bu kadar olabileceğinin hesaplarını yaptığı için! Aksi halde ötesi öneriler ne BM’ler sekreteryasından geçer ne de İngiltereden. İngiltere demişken ona da bakalım:

***

İNGİLTERE NE İSTİYOR? Annan planının tartışıldığı günlerde rahmetlik Denktaşı da yoran çözüm önerilerinden biri de “Communiti States”  yani “parça devlet” dediğimiz sistemdi..

Şimdi bu öneriyi “İngiliz tarafı” ortaya atıyor. Yani “iki parça devletten oluşacak Federasyon.”

Nitekim uzun süredir (ben de “Köşemden”) siyasi sorunu değerlendirirken “İki devletli çözüme uzlaşılır bir öneri getirilmeli” diyor ve ekliyordum:

“İki devlet esasında bir federal sistem.”

Nedenine gelince: Çünkü bu adada çok keskin sınırlarıyla hani günü saati geldiğinde savaşacak kadar iki devletli bir çözümü huzur ve istikrar içinde sürdürmek mümkün değildir.

Önce biri Türk diğeri Rum olan Kuzey’de ve Güney’de keskin sınırlarıyla oluşmuş iki devletin  küçük bir adada yanyana ve birbirleriyle sürtüşmeden yada şu veya bu nedenle maraza çıkarmadan  doğru dürüst  “varlıklarını” sürdürmeleri mümkün değildir. İhlaller, tahrikler derken; çatışmalar kaçınılmaz olur..

Dolayısıyla “iki parça devlet” de olsa üzerine iki toplumun güç ve iş birliği yapacağı bir “federasyon şemsiyesinin” konulması gerekir..

“Önce iki devlete dayalı çözüm olsun sonra bu da düşünülür” demek ileride yeni sorunlar çıkarır ki bu kez “kurulacak masa” da bulunamaz. Aksine birbirine dişlerini gösteren iki düşman yaratılır. Ve olası bir kapışma tahmin edilemeyecek kadar kanlı olur..

Çocuklarımıza öylesi bir geleceği hazırlamaya hakkımız yoktur. Ne Rum tarafının ne Türk tarafının!

***

ANASTASİADİS BUNA DA KARŞI ÇIKTI: Ne var iki İngilterenin “Comnuniti States” önerisini Rum tarafı reddetti.. Ki hemen hatırlatalım. Biz siysi soruna dönüp bakmazken, Rum tarafı bir aydır Cenevre’deki toplantıya hazırlanakta, hukukçulrdan oluşan bir heyet harıl harıl çalışmaktadırlar.

Ya biz ne yapıyoruz: TC elçiliğinin önünde toplanarak Türkiye’ye Erdoğan’a elini üzerimizden çekmeleri için bağırıp çağırıyoruz! Çok yaşa sen Kıbrıs Türk halkı!

Başa dönüyorum: İngiltere öyle anlaşılıyor ki iki toplum araasında denge kurmaya çalışıyor! Dolayısıyla şimdilik kaydıyla bir yanda Anastasiadis’in Desantralizasyonu duruyor öte yanda Türk tarafının iki ayrı ve egemen devlete dayalı çözüm önerisi. Ve İngiltere’nin ki hâlâ garantör ülkedir, iki parça devletten (bölgeden) oluşacak “Commüniti States”i..

25 Nisan’a çok iyi hazırlanmalıyız demiş  olsam, ukalalık da olsa doğruyu söylüyorum diyeceğim çünkü çözüm olmadan bu adada Türk halkına ne huzur vardır ne gelecek güvencesi. Uzundan tutup sahibi olmazsak biz bu davayı kaybederiz ve adadan kaçmak zorunda kalırız!

***

KISACA TAKILDIĞIM: (ORMANLARIMIZLA GURUR DUYUYORUZ.)

Bu gün “takmıyor” aksine “takdiri” hak etmiş bir kurumumuzdan, “Orman Dairesi” ve çalışanlarından söz etmek istiyorum.

Şöyle ki daha düne kadar bu ülke “orman fukarasıydı. Üstüne üstlük ta çocukluğumuzdan beridir görüp izlediğimiz “çam kese böceklerinin” çam ağaçlarını nasıl kuruttuklarının da tanığıyız..

Bir zamanlar “yeşil ada” dediklerine nazire  özellikle Kuzey’in bu konuda ne kadar nasipsiz  olduğunu da hep esefle seslendirdik..

FAKAT: Geçtiğimiz gün Orman Dairesi Müdürü Cemil Karzaoğlu açıkladı; Sadece  çam kese bçcekleriyle mücadelede sağladığımız başarıyla değil.  İftihar edilecek ötesi  bir başarıyla ormanlarımızı  191 ülke arasında 162. Sıraya taşıdık.

Yani ne? Yeşil ada olduk. Ki artık kurak çorak -Mesarya’da bile öbek öbek “yeşil” var..

Nitekim “sadece diyor Orman Dairesi Müdürü çam kese böceklerinin kontrol altına alınması için  8 bin 250 hektarlık orman alanları ilaçlandı..”

Doğrusu onca aksi büksü işlerimize karşın böylesi “başarı” vurgulu  haberler bizi sevindiriyor.. Değil mi ki bu vatan bizim…

***