Aslında KKTC’nin bugünkü asıl ihtiyacı, mevcut sisteminin üzerine bir çarpı çizerek, “geleceğin KKTC’sini kuracak “ekonomist, teknokrat ve akademisyenlerden oluşacak bir “yeni model” kabine oluşturmasıdır. Çünkü:
BİZ KABUL etmek istemiyoruz ama Kıbrıs Türk halkı devletiyle birlikte hâlâ bir “seferberlik toplumudur.” Nihai çözüme ulaşılmadığı sürece de öyle kalacaktır.
YANİ ortada ne durmuş oturmuş bir Devlet vardır ne de bu Devleti çekip götürebilecek kabiliyet ve liyakate sahip hükümet (yada gelip gidenleriyle hükümetler var olmuştur!)
NİTEKİM bugüne kadar tüm siyasi ve sosyoekonomik hareketlenmelerle örgütlenmeler; Meclis’te “sandalye sahibi” olan Vekillerle Yönetimlerde “koltuk sahibi” olan Bakanlara kadar; mensubu oldukları siyasi partiler bünyelerinde hep üst kademelerde tutunabilmelerini sağlayacak kişisel “politikalarında” heyamola çekmekten öte gitmemiştir! ***
AÇIKÇA YAZALIM: Seçimlerden sonra Milletvekilleri Mecliste göreve başlarlarken yaptıkları yeminlere değil; kendi siyasi kariyerlerini koruyup gözetirlerken (belki asli mesleklerine de yansıtacakları kişisel çıkarlarına uygun) politikalar üretmişlerdir!.
YADA “Politikacının” değil ama “politikanın” kendi karakterinde oluşan “unsurların” peşinde koşmuşlardır! Nedir bunlar? Devlete millete evrildiğinde yandaşlara “aş, iş, istihdam, terfi, tayin, rant, kredi, ihale…” Gibilerinden olanaklar yaratılmasından öteye geçemeyen unsurlardır!
Tutun ki akde vefada henüz Meclis “yeminine” uyulduğu da görülmemiştir!..
***
FAKAT: Eğer devleti yüceltmek iddiasındaysak bu “yapısal” hale gelmiş “kusurlarımızdan” silkinip kurtulmak zorunayız.. “ Tabi ki bunu yine “seçilmişler” gerçekleştirecekler.. Çünkü Meclis’te halkın oylarıyla halkın çıkarları için vardırlar.
YANİ NE? Her şeyden önce bu Devletin yurttaşlarını 30 liradan kabak patlıcan, tanesi beş altı liradan hıyar satın almak gibi bir ucube ekonominin mahkûmları yapmayacakları düzenleri, kanunları, kaideleri ve denetimleri oluşturarak..
***
NE VAR Kİ çok uzun yıllardır bu ve benzeri temennilerle beklentilere karşın KKTC Devleti bırakın fırtınaları, meltem rüzgârlarında bile kurumuş yapraklar gibi uçmaktadır! Onca sosyoekonomik” laflamalara ve İnşaat, üniversiteler gibilerinden bazı sektörlerin prim yapmalarına yani bazı “müteşebbislerin” kazanmalarına karşın, Devlet kaybetmektedir!
ÇÜNKÜ hâlâ “sistem” kurulamamıştır! Çünkü “sistemi kuracak olan Yasama yetersiz, Yürütme ise ağır aksak ve Devlet yönetme bilgisiyle becerisinden yoksundur!
***
BUNA KARŞILIK aradan 47 yıl geçmesine (ki öncesi de vardır) KKTC iyi yönetilmediğinin gerçeklerinde erken genel seçimlerden seçimlere atlamakta, kısa sürelerle Hükümetler oluşup hükümetler bozulmakta ve Meclisten çıkan yasalar kadarıyla da “değişiklik yasaları” çıkmakta; bunlar yetmediğinde hatta “değişikliklerin değişiklikleri” yapılmaktadır!
ÇÜNKÜ bugüne kadar Meclise ne Devlet Yönetiminin gereksinimini duyduğu “teknokratları” ne de yasaları doğru dürüst yapacak “hukukçuları” sokabildik..
Olanı bir elin beş parmağı kadar bile değil!
BUNA karşın ve ısrarla Mecliste mevcut siyasi parti vekillerinden oluşan Hükümetlerden “hem yönetim erki oluşturmaları hem de memleketi ayağa kaldıracak icraatlar beklenmektedir! Başarılı olamamalarına karşın da şikâyetler “infiale” varmaktadır.. ***
OYSA denemekte yarar vardır: Bazı Bakanlıkların Bakanları pek alâ da dışarıdan görevlendirile bilinir ..
Gözetilmesi gereken de “uzmanlaşmış, gerçekten konularının bilirkişileri olmalarıdır.. Mesela bir Maliye Bakanlığına “mali sorunları” çok iyi bilen uzman kişi getirilir.. Keza Ulaştırma Bakanlığına da öteki bakanlıklaqra da…Yani “İşe göre adam politikası..”
NE var ki KKTC’deki seçilmişler, siyasi Partiler bu fedakârlığı yapamıyorlar! Çünkü “siyasi otorite” erkini dıştan kişilerle paylaşacak kadar özverili olabilmek de bu ülkede büyük bir sorundur!
Çünkü KKTC seçilmiş siyasilerin yarattıkları “popülizmle” yönetilir!. Bu popülizm silahını” yetkilerinden ve ellerinden çekip aldığınızda, geriye fiskelik kadarıyla bile güç ve itibarları kalmaz! (Ver yeyim seni öveyim kabilinden!)
Küçük devletin küçük serüvenleri işte! *** KISACA TAKILDIĞIM: (DEVLET OLMAK ÇOK ZORMUŞ!) 1963’lerden sonra vakta ki gidi Rum didine vura, yaka öldüre Türk avına çıkıp da adada terör havaları estirmeye başladı; can ve mal gailesine düşmüştük ki bizde de “Paşalar dönemi” başladıydı..
Eee, “Paşalar” siyasal Biilgiler Fakültesinden mezun olmadıkları için memleketi kendi kendi metotlarıyla yönetmeye başladıklarında canımız sıkıldıydı ama ortada bir de can pazarı vardı…
İşte daha o yıllarda ada Kuzey Güney diye ayrılmadıydı ama “Rumların ve Türklerin daha çok yoğunlaştığı köyler ve kasabalarla kentlerde, Türk Rum mahalleleri oluştuydu.
O dönemlerde Rum idaresi altındaki o bölgelere bakıp kendi asude hayatlarımızla gurur duyuyorduk. Çünkü Rumlarla meskûn yerleşim yerlerinde akla gelen ne kadar pislik, illegal olay varsa hepsi de mevcuttu! Bizde ise barış rüzgârları esiyordu.. Gene de (mesela ben Bozkurt gazetesinde yazarken) “bakın diyordum bir gün devlet olur ve kendimizi yönetmek durumunda kalırsak bu vukuatsız ve barışçı günleri göremeyiz.. ÇÜNKÜ kolay değildir demokratik düzenleri sindirmek.. Hele bir barışçı yaşam düzeni haline getirmek. “BU nedenle” diye ekliyordum: “Öyle Paşalar otoritesinde yaşarken Rum tarafına bakıp ne kadar düzgün ve vukuatsız hayatlarımız vardır diye kabarıp durmayın; bir gün olağan demokratik düzenler oluşumlarında beterleri görülür çok üzülürüz” diye yazdığımı hatırlarım..
***
O DEDİKLERİMİZE nazire 1974’lerden sonra Devlet olduk ve gerçekten gördük ki kolay değilmiş demokratik düzenler kurmak!
Mesela kolay değilmiş kumarhaneleriyle birlikte oluşturulan turistik otelleri denetlemek kanun nizam içinde kalmalarını sağlamak..
Mesela kolay değilmiş bakkal dükkânı açar gibi dünya ülkelerinin öğrencilerine de açık üniversiteler kurmak, dıştan öğrenciler getirtip kanun nizamlar içinde güvenliklerini ve memleketin güvenliğini onlarla birlikte sağlamak..
VE ANLADIK ki eğer demokratik düzenleri seçmiş ve “Paşalar dönemini” kapatıp “demokratik siyasi yönetimlere” geçmişsek “kanunlarla nizamların hele de denetimlerin “amentümüz” olması gerekir ki “dirlik düzenlik, can ve mal güvenliği sağlansın… ***
DOĞRUSU bu nedenle olmalı ve ondan sonradır ki Rum tarafına bakıp gülemedikti! Oradaki illegal olaylara bakıp Kuzey’deki varlığımız ve kurduğumuz düzenle de gurur duyamadıktı. HELE şu son dönemlerde hiç gururlanamıyoruz.. Çünkü Devlet olmak çok zormuş!
































