Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

Yeni (mi) Yıl…

 

Yeni yılda bütün harflerini alıp önüne, konuşmalıydı.

Kirlettiği ne varsa, yaşamın suyunda yıkamalı ve arıtmalıydı.

Eskimiş yılların o bayat kokusunu kusup, çıkarmalıydı.

Ağzındaki acı tatla hesaplaşmalıydı.

***

Aralık ayına göre güneşli bir gündü

Sanki aylardan kış değil bahardı

Doğanın dengesi, bozulan insan gibi yolunu şaşırmıştı

Yazlar kışa, kışlar yaza dönmüştü

Aralık ayını, sündürmenin ıslaklığına akıtılan gözyaşlarıyla tanıyan yaşam acemisi çocuğun gözleriyle tanımıştı.

O zamandan beri hiç bir sobanın ısıtamadığı  bakışlardan kalıntılar vardı gözbebeklerinde.

Gözleri sevdaya kesen uzak adama veda demekti Aralık…

Günlerdir avuçlarında karıncalanan harfleri ona birşeyler anlatmak istiyordu.

Noel babalı, çam ağaçlı, renki ışıklı süsler her şeye ragmen yeni bir yılı karşılamaya hazırdı.

Kocaman 2020 yılı bitmişti. Dünya hastalıklıydı sanki. Aslında dünya yerinde duruyordu da insanlar hastalıkla kuşatılmıştı. Bilinen bütün yaşamsal alışanlıkların üzerine yenileri ekleniyordu. Hastalıklar, ölüm haberleri, korkular, endişeler bazen tek bir cümleye sığıyordu. Dağyolunda ölen çocuklar yeniyıla yakın vefat etmemişler miydi? Aileleri, sevdikleri onlarsız 2. Yılı geçiriyorlardı. Oysa düzelen pek bir şey yoktu. Hafızasını yitiren ada halkı zaten hiçbir şey hatırlamıyordu. Yenilenemeyen bir yıl geliyordu, hastalığın gölgesinde. İnsan insane düşman, insan insane soğuk ve sevgisizdi. Yenilenmeye kimbilir kaç yıl daha vardı. Biraz umut kırıntısı aradı ceplerinde. Yeni yılı kutlayacaktı…

A-R-A-L-I-K

Aralık’ta yıl sonu bilançosunu çıkarmak adeti değildi.

Topluca yapılan bütün olaylardan kaçmak dürtüsü taşıyordu içinde çoğunlukla kimselere hissettirmeden.

Aralık gelmeden önce kendi kendiyle hesaba kitaba çıkmıştı.

Kaç gündür insanların neden kapıları kapattığını, kendilerini içeriden neden sürgülediklerini, sözlerini direkt insanlarla değil de kendi içine neden attıklarını daha iyi anlıyordu.

Aşk değil, kocaman bir sanal dünya insanların kimyalarını bozuyordu artık.

Herkesi kolayca şair yapıyordu mesela, herkes anında Can Yücel’ci, Cemal Süreyya’cı, devrimci, entellektüel falan oluyordu.

Aniden Nobel ödüllü kitapların parçaları dolanıyordu “mrb”lı, “slm”lı iletilerde… Kitaplığından Melih Cevdet sesleniyordu şimdi ona:

“Dünyada geçirdim çocukluğumu
İnsanlardan eşya yaparlar”

Bu Aralık ona birşeyler fısıldamıştı: Başucundaki kitaplarına sarılacak, şiirlerine dem vuracak, evine girdiğinde çürümüş dünyayı dışarıda bırakacaktı.

Ayaz bir akşamüstü Ahmet Arif’in sözlerini ezberledigi an geldi aklına.

Bir şiiri teslim edebileceği kaç kişi kalmıştı acaba?

Dostlarını, eski dostlarını aramanın vaktiydi.

Ne sanal dünyanın kandırmaca yakınlıkları, ne sahte aydın tavırların verdiği yalancı şiir yangınları, ne de merhabaların ardındaki uzaklıklar, hiç biri kendi olarak seven birinin  sıcaklığını taşıyamazdı…

Kadehini kaldırdı, her şeyin inadına.

Her şeye rağmen kaldırdı kadehini, umutla, meydan okuyarak

İşsizliğe…

İşsiz kalacak olan nicelerine…

İflaslara…

Dövizin yükselmesine, borçluların her geçen gün artmasına, hastalığa, endişeye, korkuya

Yasağa, iki bacak arasında aşk arayanlara, sübyancıya, hırsıza, mafyaya, kumara, kaçakçıya, bet salonlarına, kanser illetine, kazalara, aşksızlığa meydan okuyarak

Kadehini kaldırdı, sanal bir dünyanın arkadaşlığına; copy-paste ilişkilerine, çabucak tüketen  o korkunç çarka…

Kadehini kaldırdı, dalga geçmek için bütün eskimişliği ile dünyaya.

Bugün eskiydi bütün yazdıkları…

Kadehini kaldırdı, yeni yazacağı herşeye…

Bu gece
Eski yıllara rahmet
Geride kalan günlere başsağlığı diledim
Tam da bugün
2020 yılının son takvim gününde
Ayarı bozuk
Eskimiş, kokmuş ve paslanmış
bir düzenin yıldönümünde

Biten bir yılın cenazesinde

Tuzlanmaya yatırılan bir halkın
Kokmamak için koştuğu
Hastalıklı yarınlar arefesinde

Kaldırdım kadehimi
Bir aşkı koklar gibi baktığım dünyaya
Rahimimdeki suya şiir katmak için uğraştığım
Plasentamda hayallerimi hissettiğim hayata
Oğullarımın bakışlarında
Bütün çocukları kucaklayarak

Kırmızı dantel donların paketlendiği
Dükkanlar ortasında
Hediye kapma yarışında
Sürü sürü çığlık çığlığa
Yitirdiğim bir başkaldırıya

Bir dilek tuttum
Havva kadar itaatkar
Adem kadar  yaşlı
Lilith kadar yasak
İçimin bin bir rengi ile
Beni çiğneyip çiğneyip yutamayan bu kocaman çarka
“çomak sokarak”
Bir dilek tutum
İnsana dair

Sana
Bana
En çok da çocuklara
Boğazına barış
Boğazına aşk tıkanan insanlar arasında
İnadına şiir kalmaya