Köşe Yazarları

YENİ HÜKÜMET, 20 TEMMUZ VE ERDOĞAN


 

İnananların ağır iklim koşullarında oruç tuttuğu bir Ramazan’ı daha geride bıraktık.
Bayramın birinci gününü bilindik heyecanlarla geçirdik.
Bu defa tatil gününe çekilen askeri geçit töreni provaları nedeniyle otuz yıldır tekrarlanan yıpratıcı tartışmalardan uzaklaştık.
Türkiye’de çoktan iptal edilen gövde gösterme maksatlı askeri törenleri gündemimize dahi almadan bir 20 Temmuz’a daha ulaşacağız.
Bu 20 Temmuz’a iki önemli olay damgasını vuracak.
Birincisi “asla bir araya gelmezler” denilen iki partinin yani Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Ulusal Birlik Partisi’nin koalisyon ortağı olmaları.
İkincisi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın 20 Temmuz günü KKTC’ye gelecek olması.
İki partinin hükümet programlarını henüz bilmediğimiz için elbette nasıl bir icraat yapacaklarıyla ilgili yorum yapılması erkendir.
Gerçek olan şudur ki her iki parti de ağır bir sorumluluk altına girdiler ve kendilerinin deyimi ile “ellerini taşın altına” soktular.
Bu ağır sorumluluk elbette bir anlam ifade ediyor ama her iki partiyi de şaşkınlık ve merakla izleyen vatandaşın beklentisi de “ağır sorumluluğa” neden olan ağır sorunların süratle çözülmesidir.
Bunu yapmak için hükümet olanaklarının sınırlı olduğu malumdur.
İşte tam da bu noktada yeni hükümetin Türkiye ile ilişkilerinin nasıl olacağı gündeme gelmektedir.
Herkes teslim ediyor ki Türkiye’nin yardımı ve desteği olmadan KKTC’nin ağır sorunlarından kurtulması mümkün değildir.
Daha da ötesi Türkiye’nin onayı ve desteği olmadan Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözümün bulunması da mümkün değildir.

***

Bu çerçevede Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 Temmuz’da KKTC’ye yapacağı ziyaret önem arz etmektedir.
Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte gerginleşen ilişkileri yeniden düzenleme ve hem Akıncı hem de yeni hükümetle birlikte yeniden şekillenen Kıbrıs Türkü’nün iradesini doğru şekilde yansıtmak hayatidir.
Kıbrıs Türkü Mustafa Akıncı’ya verdiği yüksek destekle Kıbrıs’ta erken bir zamanda çözüm istediğini ve bunun için de bedel ödemeye hazır olduğunu ortaya koydu.
Bir çözümde Türkiye’nin çıkarları elbette korunmalıdır ama Kıbrıs sorununun öznesinin Kıbrıslı Türkler olduğu da asla unutulmamalıdır.
Bir de fetihçi zihniyetin artık geride kaldığı ve akılcı çözümlemelerle uluslararası hukuka dahil olma zamanının geldiği de asla unutulmamalıdır.
İkinci gerçeklik de iç sorunlarla ilgilidir.
Türkiye’nin KKTC’ye yaptığı milyarlarca dolarlık yardıma rağmen KKTC’nin hala ağır sorunlarla boğuşuyor olması akıl dışıdır.
Üstelik bunun üzerine eklenen çarpık ilişkiler de Kıbrıs Türkü ile Türkiye’nin ilişkilerini zehirlemektedir.
Erdoğan’ın ziyaretinin bu gerçekliklerin gündeme gelmesi için vesile olmasını dileriz.
Aksi bu statüko sürdürülebilir değildir ve bütün kötülüklerin anasıdır…


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı