Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kimi zaman vuslat, kimi zaman hüsran

Haşmet Muzaffer Gürkan bir kitabında “Bayram Gelince” başlığı altında bir yazıyı kaleme alır.

O yazıda, kendi çocukluk dönemlerindeki bayram günlerini yazar Gürkan.
1932 yılında doğan Gürkan’ın anlattığı çocukluk günleri ikinci dünya savaşı yıllarıdır ki, o sıralar sekiz on yaşlarındadır…

O dönem bayram yeri Girne Kapısı’ndaydı.
Sarayönü’ndeki bayram yeri 1940 yılı itibarı ile yerinden alınmıştı.
Gürkan o bayram yerinin son yıllarını da hatırlamış olmalıydı…

Bizim neslimiz de 1960’lı yılların başından sonraki bayramları hatırlar.
Arada 20 yıl fark var.
O dönemlerde ise bayram yeri Musalla tabyasındaydı…

Geçen yirmi yılda hiçbir şey değişmemişti denebilir.
Haşmet Gürkan da çocukluğunda çocuklara alınan ayakkabıların karyola demirlerine bağlandığını söyler ki bizim çocukluluğumuzda da durum böyleydi.
Ramazan topçusunun topunu ateşlediği yer, Gürkan’ın çocukluğunda Girne Kapısı’nın batısındaki top hisarında imiş.
Bizim çocukluğumuzda, Girne Kapısı’nın doğusundaki hisardaydı…

Büyük bir bayram heyecanı yaşanırmış o yıllarda ki altmışlı, yetmişli yıllarda da aynı heyecan vardı…

Şamişi, lokma, bulgur köftesi ve dondurma çocukların bayramlık paralarını harcadıkları şeylermiş.
Bizim yıllarımızda buna felafel, pamuklu şeker falan eklenmişti…

Kırklı yıllarda polis bandosu Ayasofya Camisi’nin önünde kurulur, orada müzikler çalarmış.
Bizim gençlik yıllarımızda da Mücahitler bandosu Girne Kapısı’nda kurulur, orada müzikler çalardı…

O dönemlerde ikinci dünya savaşı vardı ki dünyanın sırtından kan sızmaktaydı.
Altmışlı yıllarda da olaylar patlamış, analar kan ağlamıştı.
Zaten 74’te de olanlar olmuştu…

Diyeceğim,
Bu adada bayramların birçoğu kana baruta bata çıka yaşanmıştır…

Öyle olmasına rağmen güzeldi işte…

Şamişiyle,
Lokmayla,
Bulgur köftesi ile mutlu olan çocuklar.
Bir ayakkabı ile sevince boğulan geceler.
Salıncaklarda hayal kuran nesiller.
Uçurtmaların kanatlarında göğe yükselen düşler.
Sinemalarda aşık olan gençler.
Ellerine barut sinmiş delikanlılar.
Gözleri ıslak sevgililer…

Böyle geçerdi bayramlar…

Gürkan’ın dönemi ile biz yaşlardaki kuşakların döneminde aynı heyecanlar,
Aynı bayramlar,
Aynı aşklar yaşanırdı.
Her şey birbirinin aynısı gibiydi sanki.
Siyah beyaz filmlere benzerdi her yaşanan hayat.
Kimi zaman sonu vuslatla,
Kimi zaman hüsranla biterdi…