Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yeni bir devlet kurulurken AB’nin 1’incil hukuku Türk-Rum tüm Kıbrıs’ı kapsamalı

Dün “Köşemi”  AB’nin 1’incil hukukunun ne olduğunu,  Kıbrıs’ta çözüm olursa  nasıl uygulanacağını  bircik bircik ve örnekleri ile anlatan eski Yüksek mahkeme Başkanı Taner Erginel’e bıraktıydım.
Erginel’e göre “eğer Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılırsa Güney Rum Yönetimi’nin   AB ile yaptığı “Katılım Anlaşması”  otomatik olarak devreye girecektir.  Dolayısıyla bu Katılım Anlaşması’na aykırı olan ne varsa iptal edilebilecektir. Belki Kıbrıs Türk tarafının önem verdiği tüm haklar bu yöntemle ortadan kaldırılacaktır!”
Bu tehlikeye işaret eden Taner Erginel “olası çıkmazdan kurtulmanın tek yolunun yapılacak anlaşmanın AB’nin 1’incil hukuku olacağı konusunda önceden anlaşamaya varmaktır” diyor.  (Hatırlanacaktır Brüksel ziyaretinde de Akıncı “çözümün AB’nin 1’incil hukuku  olmasını” istediydi.) Yine Erginel’e göre bunu gerçekleştirmenin en uygun yollarından biri  “Kıbrıs’ta yeni bir devlet kurmak ve bu devletin yine yeni bir  “Katılım Anlaşması”  ile AB’ye katılımıdır…”  (Akıncı’nın  Brüksel ziyaretindeki bu teklifine Anastasiadis’in  canı sıkılmıştır çünkü kendi aidiyetinde olan Katılım Anlaşması ile ona bağlı olarak AB’nin 1’incil hukukunu Türk tarafı ile paylaşmak istemiyor. Ki yukarıda da vurguladığımız  gibi çözümden sonra da Türk halkı ile istediği gibi oynayacak siyasi irade elinde olsun!
AB 1.cil HUKUKU NEDİR: Bir kez daha Erginel’den kısaca aktarıyorum; “AB kurulurken üye devletler arasında yapılan anlaşmalar ve daha sonra tüm üye devletlerin oybirliği ile kabul ettiği tüzükler AB’nin 1’incil Hukukunu oluşturur. AB’ye üye olacak devlet bir   “Katılım Anlaşması” ile Birliğe katılır. Doğal olarak bu Katılım Anlaşmaları da 1’incil hukuka dahil olurlar. Tabii her üye devletin  Parlamento’sunda kendi ülkesi için yaptığı yasaları vardır. Bunların da AB’nin 1’incil hukukuna aykırı olmaları mümkün değildir. Hele birliğin bağlı olduğu “4 Temel Özgürlüğe” aykırı yasa yapılması asla söz konusu olamaz.  (Olursa Lüksenburg’da bulunan  AB Adalet Divanı, ABAD’a gider, orada aykırı yasalar iptal edilir. Tıpkı bizdeki Anayasa Mahkemesi gibi…) Keyfiyet bu! Sık sık bu konulara döneceğiz.            

   **********      

Umudumuzu yitirmedik:  (Halkın varoluş devinimine cevap veren hükümet başarılı olacaktır!) 
Önce “dikkatinizi”  çekeyim. Fark etmişsinizdir:  “Müzakere masasındaki Kıbrıs siyasi sorunu ile KKTC’nin sosyoekonomik sorunları yavaştan birbirleri ile buluşmaya hatta hasret gidermeye başladılar. Fakat henüz büyük bir vuslattan sonra kavuşmanın heyecanıyla “seviştiklerini”  söyleyemeyiz!  Oysa teşbih de yapsak bir ülkenin istikrar ve refahı ile kalkınması gerçekten de “sosyal odaklı siyasetle ekonominin birbirleriyle içli dışlı olmalarına bağlıdır.”  En azından birbirlerini olumsuz etkilememeleri gerekir. Nitekim Türkiye  “dış siyasetiyle  sosyoekonomik kalkınmasını  ayni başarıda sürdürdüğü sürece  istikrarı yakalarken kalkınmış;  fakat bu unsurlar birbirlerinden  koptuklarında ortaya bugünkü TC profili çıkmıştır ki  tam bir ricat!
ÇOK ELEŞTİRİYORUZ,  FAKAT:  Kabul etmeliyiz. KKTC’de bugünkü kadar büyük bir devinim görülmediydi. Memleketin tüm kesimleri ayakta. Yorgancıoğlu “ayağa kalkan” bu kesimlere uygun bir hükümet erki yaratamadığı için  olaylar karşısında  çaresiz dolayısıyla “başarısız” kaldıydı.
Mesela: Amaçları ile talepleri farklı da olsa aykırılıkları nedeniyle kıyasıya eleştirsek de sendikalar,  yıl üç yüz altmış beş gün durulup bitmeyen eylemlerinin  kapsamlarına “siyasetten sosyoekonomik” sorunlara kadar her bir konuyu, “memlekete sahip çıkma” bilincinde katmışlardır.  
Mesela:  Hayvancı Çiftçi  KKTC’de tutunma dolayısıyle var olma bilincinde hükümeti protesto etmiştir.
Mesela: KTTO, sanayiciler  Rum tarafındaki eş meslek erbabı ile “Kıbrıs’ta ne yapabiliriz” diye ortak toplantılar yapıp yeni arayışların kapılarını açmaya çalışmışlarsa, KKTC’yi nasıl dış dünyaya açarız bilinciyle hareket etmişlerdir. 
Mesela: Pek çok STÖ’yü Güney’i mesken tutmuşsa “acaba Rum-Türk dostluğunu kurmak mümkün mü” arayışının bilincinde hareket etmişlerdir.
Mesela: Daha geçen gün Güzelyurt insanı   çözüm olursa Güzelyurt’tan vazgeçmeyiz derlerken artık bu ülkede vatan bilincinin iyicene yerleştiğinin ispatını vermişlerdir.
KURULACAK YENİ HÜKÜMET:  Bu toplumsal gerçekler yaşanırken eğer yeni hükümet sadece kendi  plan programlarının  sınırları içinde kalarak ve  “hukukun üstünlüğüne”  sığınarak çıkaracağı yeni yasalarla memleketi  yönetmek  gibi bir iddianın dar çerçevesinde kalırsa,  Yorgancıoğlu hükümetinden bir santim ileri gidemeyecektir! Çünkü:
Artık insanlar “değişirlerken”  hem kendi yaşamlarının istikrar ve güvenini   hem de çocuklarının geleceğini gözetmekte bunun  için mücadele etmektedirler.  Bu halkın  önünü açmak ve  artık müzakerelerde ayan beyan ortaya çıktığınca  “iki bölgelilik esasında kalacak olan Kuzey’i  insanların vatanı yapmak gerekecektir. En azından Güzelyurtlunun,  sendikaların,  köylünün çiftçinin sesini duymak onlara cevap verecek düzenleri yaratmak gerekmektedir.  Ki bu devinim sönmeden doğru yola kanalize edilsin.  
Umutlu olmak istiyoruz:  Artık Kuzey’de yamalama, her an sınırları, yapısallığı, varlığı, dış dünya ile ilişkileri değişecek yazboz olacak  bir KKTC değil;  Kıbrıs Türk halkının ebede gidecek Vatanını kurmak zorundayız. Ve inşallah kuracağız umudundayız…
     **********
Kısaca takıldığım:  (Her Daim Dostlar Derneği temizliyor onlar kirletiyor!)   

     Arkadaşım Aykan Sahir’in de kurucusu olduğu  “Her Daim Dostlar Derneği”  adlı bir STÖ’yü vardır. İfade yerindeyse  “temizlik hastasıdırlar!”  Tabii ekim zamanı geldiğinde oraya buraya fidan da dikerler…

Geçtiğimiz haftalarda Mağusa’nın gözlerden uzak olduğu için gözlere batmayan fakat en büyük pislik deryalarından birisi olan Hendek’i adeta canlarını yiyerek temizledilerdi. Takıldıydım:  “Siz temizleyin onlar  kirletsin!” Nitekim temizledikleri sahiller hep öyledir! Hendek de öyle oldu! Onlar temizledi “millet”  anında kirletti! Diyeceğim şudur:   Temizlemeyin! Ki bizzat kirletenler kendi pisliklerinde boğulsunlar, milingidi uyuz olsunlar!
Ekleyeyim. Mağusa Kapısı’nın dışa açılan köprünün bir ayağı korkunç şekilde oyuldu, yıkıldı yıkılacak,  büyük bir felâkete neden olacak! Aykan Sahir sürekli söyleyip uyarıyor aldıran yok!