29 Haziran’da yerel seçimlerle birlikte büyük olasılıkla bir başka önemli karar için de sandık başına gideceğiz… Anayasa’da yapılan değişiklikleri de oylayacağız… Anayasa Komisyonu bazı maddelerde yapılması düşünülen, toplam 30 sayfalık değişiklikleri, 20-25 Mayıs gibi Meclis’ten geçirmeyi hedefliyor. Bu tarihe referanduma gidebilmek için söz konusu değişikliklerin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gerekir. Bunun için Cumhurbaşkanı’nın da 15 günlük bir süresi var. İmzalarsa 29 Haziran’da referanduma gidilecek, yok eğer imzalamazsa değişiklikler başka bahara kalacak…
Anayasa’da yapılmak istenen değişikliklerle ilgili olarak genel anlamda söyleyebileceğim ilk şey, bu değişikliklerin kozmetik ve toplumun acil beklentilerine cevap veren değişiklikler olmadığıdır.
Bir başka önemli nokta ise, yeni yazılan maddelerin uzunluğu… Mevcut Anayasa maddelerine göre, bu yeni maddeler çok daha uzun ve yoruma açık. Bu durumun mahkemeleri karar verme aşamasında zora sokacağına inanıyorum. Ağırlık Anayasa’da değil, yasalarda olmalı. Diğer yandan, dünyadaki modern Anayasa’lara baktığımızda kısa anlaşılır ve özlü olduklarını görürüz… Hatta ABD Anayasası 7 madde ve 27 yasa değişikliğinden oluşuyor. Toplam 4 sayfa. Biz bu durumda, ağdalı ifadelerle Anayasa’yı uzatmaktayız. Bu uzatmalar içinde tekrarlar da var. Örneğin bireylerin hak ve özgürlükleri bölümünde zaten var olan ifadeler, burada çocuklar için tekrar edilmiş.
Yeni Anayasa’da kamu görevlilerinin siyasi partilere üye olabilmeleri doğru bir karar ancak, üye olan kamu görevlilerinin ilgili partinin yönetiminde yer almaması bana göre yanlış. Neden derseniz, bence kamu görevlilerine siyaset yasağını kaldırmakta amaç, siyasette kaliteyi yükseltmekti. Bunun için de partilerin siyasi karar organlarında kamu görevlilerinin yer alması istenmekteydi. Oysa yeni düzenleme, bunu yasaklıyor. Kamuda çalışan kişilerin sadece üye olarak değil, karar organlarında da görev alması ve alınacak kararlara katkı koyması siyasetteki yozlaşmayı da ortadan kaldırabilir diye düşünüyorum…
Bana göre Ombudsman müessesesinin de bu değişikliklerle birlikte kaldırılması daha doğru olurdu. Bir inat bir murat oluşturulan Ombudsman’ın bugüne kadar yazdığı hiçbir rapor dikkate alınmadı, çünkü hiçbir yaptırım gücü yoktu. Sonuçta bizim bünyemize uymayan bu müessese oldu… Uzun uzun maddelerle niteliklerini, seçilme yöntemini değiştirmek yerine, tümüyle ortadan kaldırmak bence en iyisi olacaktı.
Ve bana göre en önemli değişiklik, tüm toplumu yakından ilgilendiren, ancak kendi içinde tezatlar oluşturan “Vicdani Ret Yasası”dır. Ne diyor ilgili 74. madde, “Yurt ödevi her yurttaşın hakkı ve ödevidir”. Yeni düzenlemede ise “Bu hizmetin Silahlı Kuvvetler’de veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı yasayla düzenlenir…” deniyor. Eğri oturup doğru konuşalım, değiştirilen maddeye göre, askere gitmek istemeyen ve vicdani ret hakkını kullananlar “kamuda” çalıştırılacaklar ve bunun ne şekilde olacağını da yapılacak yasalar belirleyecek. Bu ülkeyi iyi biliriz. Böyle bir imkanın sunulması sonrası gönüllü olarak askere gitmek isteyecek kimi bulacaksınız? Herkes kışın soğuğunda, yazın sıcağında askerlik yapmamak için vicdani ret hakkını kullanacak ve kamuda verilecek görevleri yapacak. En basiti ile birileri sınırda nöbet beklerken, bir diğeri mesaisi bittiğinde gidip sıcak yatağında uyuyabilecek ama hafta sonu da tüfeğini alıp avına gidebilecek. Peki bu fertler arasında eşitsizlik yaratmayacak mı..?
İlle de askerlik konusunda topluma verdiğiniz sözler altında ezilmek istemiyorsanız, formülü bu olmamalı. Profesyonel asker çalıştırma gücünüz varsa, kaldırın mecburi askerliği olsun bitsin. Yok eğer bunu yapamıyorsanız hiç ellemeyin… Şimdi kalkıp, “dünyada emsalleri var” mazeretine sığınacaksınız. Evet birçok ülkede “mecburi askerlik “yok ama dediğim gibi onların paralı asker çalıştıracak güçleri olduğu gibi, bir ateş-kes ortamında da yaşamıyorlar.
Bir Anayasa değişikliği, tüm siyasi görüşlerin onayını almalıydı. En azından Meclis’te mutabakat sağlanmalıydı. Her ne kadar referanduma sunulacak olsa da, bence bu şekliyle eksik olacak.
Bir kez daha yazayım, aceleye gelmiş bir düzenleme. Sırf halka söz verildiği için, apar topar…
Daha profesyonelce, uzmanlarına danışılarak yapılacak ve toplumsal yaşamın sorunlarına çareler içeren kapsamlı bir Anayasa değişikliğine ihtiyacımız vardı.
YERİN KULAĞI VAR
HARMANCI’YI YABANA ATMAYIN:
Yerel seçimlerde TDP Lefkoşa adayı olan Mehmet Harmancı’ya olan destek her geçen gün artıyor. Partisinin oy oranı diğer partilere göre daha düşük olsa da, özellikle genç nüfusun Harmancı’nın şahsına yönelik desteği diğer adayları huzursuz ediyor. Aynı ilgi ve desteğin sandığa da yansıması halinde, Lefkoşa’da yarış Harmancı ile Fellahoğlu arasında geçecek gibi görünüyor…
YENİ SENARYO:
Zorlu Töre’nin istifasının ardından kulislerde konuşulan bir senaryo var. Buna göre, DP’nin milletvekillerinden 9 kişi daha istifa ettirilecek, UBP ve CTP’nin eşit sayıya çıkması sağlanacak, ardından cumhurbaşkanlığı seçimlerine UBP’nin hükümet ortağı olduğu bir ortamda gidilecek… Senaryo ne kadar uçuk görünse de, son bir kaç yılda yaşananlara bakıldığında, insana neden olmasın dedirtiyor. Tabii bunun için birilerinin DP’den tamamen umudunu kesmiş olması gerekiyor. Bu arada Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun Türkiye’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kastederek söylediği “Arkanızda güçlü bir partinin olması çok önemli” sözleri de dikkat çekti…
KİLİT TABAN KALMADI:
Yerel seçimlerde UBP ve DP-UG tabanlarının sanki serbest bırakılmışlar gibi hareket edeceği anlaşılıyor. Hemen her bölgede adaysızlık, ya da partilerin içinden birden fazla aday çıkması durumları, seçime iki partinin de dağınık bir şekilde gideceğini gösteriyor. Onun için şu anda “garanti” denilen yerlerde bile kimse sonuçları kestiremiyor…
KİM KİMİ SUÇLUYOR:
Ahmet Kaşif’in “O kart buraya gelecek” çıkışı da bir işe yaramadı, ADSL sıkıntısı devam ediyor. Bakan Kaşif, UBP hükümetinin 2 yıl önce bakım yapmış olması gerektiğini, arızanın bakımsızlıktan kaynaklandığını söylerken, ne duruma düştüğünün farkında mı acaba? 2 yıl önce kendisi de o hükümet partisinin bir üyesi değil miydi? Siyaset yapmak bu kadar kolay mı..?
İNÖNÜ PARTİLERE KAPALI:
29 Haziran yerel seçimlerinde partili adayın olmadığı tek belde İnönü. Önce DP-UG adayı olarak açıklanan Beyhan Gürgöze, modaya uyup bağımsız aday olduğunu açıkladı. Bu durumda partiler el altından kendilerine yakın olan adaylara destek verecek ama İnönü’deki hiçbir propagandada parti bayrakları olmayacak. Keşke tüm başkanlar bağımsız olsa…
BU TABLODAN UTANMIYORLAR MI:
Eğitim yılının sonuna geldiğimiz bu günlerde hala daha okullarımızdaki eksiklikleri konuşuyoruz. Ülke genelinde 45 ortaokulun 8’inde müdür, 11 müdür muavini kadrosu hala doldurulmazken, bunlara ilaveten 33 hademe, 11 sekreter, 175 bölüm şefi ve 33 atölye şefi eksikliği var. Peki ama, bu ülkede Milli Eğitim Bakanı koltuğunda oturanlar bu tablo karşısında hiç mi utanmıyorlar..?
ZİRVEDEKİLER
Hakan Oran: Eski müsteşar Oran, “Seçim bildirgelerine bakıyorsunuz, CMC sorununu çözeceğiz, taş ocaklarını rehabilite edeceğiz, AKSA’ya filtre taktıracağız gibi sorunu çözmeye yönelik icraatların olabileceğini görüyoruz. Seçim bildirgeleri aslında halkla yaptığınız sözleşmelerdir. Siz, bunları yerine getirmekle mükellefsiniz” demiş. İyi de nereden bulacağız biz, “sözünün eri” siyasetçileri. Ne yazık ki 40 yıldır ancak bunları bulabildik…
DİPTEKİLER
Lüzumsuz Lafazanlıklar: Bizde en bol olan nedir farkında mısınız, birincisi laf, ikincisi vakit… Ne zaman dünyada kutlanan bir gün gelir, tüm siyasiler istisnasız sıra sıra mesaj yayınlama derdine düşerler. En son aklımda kalan, 1 Mayıs mesajlarıydı. İşçinin en azından örgütlenmesini bile zorunlu hale getiremeyenler, demeç yarışı yaptılar. Günlerce tefrika gibi yayınlandı durdu. Dün de Anneler Günü’ydü. Annelerin ağlamadığı bir düzen için “Şu taşı da biz koyduk” diyemeyenler, bir kez daha edebiyat parçaladılar. Kim demiş lafla peynir gemisi yürümez diye, yıllardır Kıbrıs’ın kuzeyinde siyaset icraatla değil, lafla yürüyor…
































