Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yengeç sepeti

Birileri neden başka birilerinin arkasından konuşur diye hiç düşündünüz mü?
Önde gideni yetişemediklerinden ya da öndekilerin başardıklarını başaramadıklarından olabilir mi?
Biz Kıbrıslı Türkler nedense başarılı olanları çok sevmeyiz.
Çekemeyiz…
Hani o yengeç sepeti hikayesi var ya, aynen öyle.
Yengeçleri sepete koyduklarında içinden hiç bir yengeç yukarıya tırmanıp sepetin dışına çıkamaz.
Çıkmayı deneyini diğer yengeçler aşağıya çeker.
Bizdeki durum da böyle.
Başarılı olan insanlarımızı yok etmek için her şey yapılır.
Başarı hazmedilmez.
Hazmedilmeyen bir şey de ölçü olarak alınmaz.
Olmazsa olmaz bir gereklilik olarak da görülmez.
Bu ada üzerinde dünyaya gözlerini açıp yurt dışında çok önemli başarılara imza atmış çok sayıda Kıbrıslı Türk var.
Bunlar adaya gelecek olsa ve doğdukları bu topraklarda birikimlerini kullanarak bir şeyler yapmaya çalışsalar kötü mü olur?
Olmaz…
Olmaz ama şartlar ve ortam onların burada başarılarını devam ettirmelerine fırsat vermez.
Onların elini kolunu bağlar.
Bir süre sonra da onları pes ettirerek geldikleri yerlere geri dönmelerini sağlar.
Halil Güven ya da İzzet Kale örneklerini anımsıyorum.
Her ikisi de akademisyen olarak uluslar arası alanda isim yapmış kişilerdir.
Ama biz Halil Hoca’yı da İzzet Hoca’yı da ülkemizde tutamadık.
Sevgili İzzet Kale DAÜ’de kısa bir süre hizmet verdikten sonra geri İngiltere’ye döndü.
Uluslar arası alanda yaptığı başarılı buluşlarının patentini elinde bulunduran İzzet Kale, birikimlerini kendi ülkesine aktarmak için çok uğraştı.
Ama bizdeki sistem buna izin vermedi.
Halil Güven ve İzzet Kale sadece iki örnek.
Benzer deneyimler yaşayan onlarca belki de yüzlerce insanımız var.
Sadece yurt dışında yaşayanlar değil, burada kalıp bir şeyleri değiştirmek adına başarı odaklı işler yapmaya çalışan insanlarımız da bedel ödüyor.
Önde gitmenin, koşmanın bedelini…
Çünkü koşmak istemeyenler, isteyenlerin sayısından çok ama çok fazla.
Sistem koşmak istemeyenlerin yanında.
Ortam da onların etkisinde…
Bu nedenle bu ülkede bir şeyleri değiştirmek adına canla başla çalışıp ileriye koşmak için uğraş verenler makul karşılanmaz.
Koşmaya çalışan engellenir, frene basmak isteyenlere ise kapılar sonuna kadar açılır.
Yazının başında yazdıklarımıza dönecek olursak, büyük bir çoğunluk önde gidenden rahatsız olduğu için arkadan konuşmaya başlar.
Üstelik işler konuşmakla sınırlı kalmaz, toplumu ileriye taşımak isteyenin önüne her türlü engeli çıkarılır.
Sonuçta bu ülkede bir şeyleri ileriye götürmeye çalışmak akıl işi değildir.
İnsana düşman kazandırır. Onu itibarsızlaştırmak için her taraftan düğmeye basılır.
Ama frene basanlar, statükoyu koruyanlar için durum öyle değildir.
O zaman “bu ülke neden geri, neden biz başaramıyoruz” ya da “onlar yapıyor da biz neden yapamıyoruz” diye sormayın.
Aynaya bakın ve önde gidenlere ne kadar sahip çıktığınızı sorgulayın.