Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YAZ DOSTUM… GÜZEL SEVMEYENE ADAM DENİR Mİ?

Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Romeo ve Juliet gibi birçok popüler aşklardan, yıllar önce eski bir Sümer kraliçesinin bir çobana âşık oluşuna kadar giden bir dizi benzer öykü, aşkın yıllardır biz insanla birlikte var oluşunun en somut kanıtıdır aslında. Çocukluk aşkı, okul aşkı, komşu çocuğunun aşkı, tatil aşkı… Tüm bunlar bizlere aşkın insan kalbine işlenmiş bir gerçek olduğunu söylüyor.

Aşkı kaçınılmaz yapan nedenleri anlamaya çalışırken tüm aşkların ortak özelliğini gözden geçirmenizi öneririm. Aşk, hayal edilenle gerçek arasındaki fark anlaşılıncaya kadar geçen süredir aslında. Aşk ilişkisinde partnerler birbirlerinin temel mutluluk kaynağı olduklarından ve neredeyse birbirleri için yaratılmış olduklarını düşündüklerinden âşık olma dönemi, ayni zamanda hayali bir birlikteliği temsil eder. Aşk denen bu büyü yalnızca âşık olduğunuz kişiye kullanılır. ‘O benim nefesim’… Kulağa ne kadar da hayali bir özellik gibi geliyor olsa da bir o kadar gerçek aslında. Çünkü evet onu düşündüğünüz zaman önce kalbin ritmi daha sonra nefes alıp verişleriniz hızlanıyor. İnsanların yaşamlarında en özgür oldukları yer sevdiklerinin yanıdır. Bunun için saf sevin temiz sevin hiç bir karşılık beklemeyin. Evet, doğru duydunuz. Ben senin için şunları yaptım ben senin için bunları yaptım diyemezsiniz. Unutmayın ki! Herkes kendinden sorumludur aşkta. Aşkı, âşık olduğunuz kişiyi veya sizi özel yapan da budur işte. Sayısız sahteliklerin ve sahtekârların yaşadığı dünyada sizin için doğru olan kişi ile yaşanacak emsalsiz bir duygudur aşk. Bir ihtiyaçtır, bir duygudur, mutluluktur, kısacası elmanın diğer yarısıdır.

Bir biyolog olarak aşkın vücudumuzdaki tüm dengeleri alt üst ettiğini düşünecek olursak, aşkın biyoloji ile doğrudan bir ilişkisi olduğunu söylemek mümkün.

Peki son yılların popüler kimyasalı SEROTONİN’İN aşkta yeri var mı?

Âşıklar saplantılıdır. Uyanık olarak geçirdikleri zamanın çoğunu âşık oldukları kişiyi düşünerek geçirirler. Onunla nereye gideceklerini, hangi kıyafetten hoşlanacağını, o anda ne yaptığını, ilgisini nasıl daha fazla çekebileceğini düşünür dururlar. İnatçı ve tekrarlayıcı bir biçimde ayni konuların tekrar tekrar düşünülmesi normalde insanları oldukça rahatsız eden bir durumdur. İçinde aşk olmayan ve istem dışı oluşan her türlü tekrarlayıcı düşünce insanları yardım arayışına yöneltir. Tekrarlayıcı biçimde kendisine veya aile üyelerinden birine zarar geleceğini düşünmek, tekrarlayıcı biçimde kendine ya da başkalarına zarar vermekten, kendini kontrol edememekten endişe etmek gibi. Aklıma gelenler bunlar… Okuduklarımdan edindiğim bilgiye göre doktorlar bu tür sorunları olan hastalarına ‘serotonin gerialım engelleyicileri’ adı verilen ve beyinde serotonin düzeyini artıran antidepresan ilaçlar verilir. Yani, çeşitli takıntı ve saplantıların vücutta azalan serotoninle ilgisi olduğu düşünülmektedir. Yani, aşkla birlikte somut kimyasal değişikliklerin oluşması, aşkın görme kusuru olarak tanımlanmasına rağmen gerçekten! yaşanan bir görme kusuru olduğunu bizlere göstermekte. Kısacası aşkın gözü kördür. Ben size söyleyeyim bunların hepsi geçici, asıl düşünmeniz gereken sevginizi nasıl daimi tutacağınız olsun.

Kısacası temiz sevin işte. Bütün derdiniz onun mutluluğu olsun. İnanın bana onun mutluluğu ile gelen sizin mutluluğunuz olacaktır. Ve tıpkı biyolojideki gibi bu bir engellenemez döngü olup devam edecektir.  Bundan daha başarılmış bir şey var mıdır ki bu hayatta? Hiç sanmıyorum…

Aşk geçicidir, devam eden aşk değil, aşktan da üstün olan ‘SEVGİ’dir! Yani aşk sevmeyi becerebilirsen aşktan da üstün bir yaşantıya, bir şölene hatta sonsuza kadar yolunda yürüyebileceğiniz bir ışığa dönüşecektir.