Köşe Yazarları

Yaşasın internet gazetecileri







Bir Spor Analiz daha az önce sonlandı az önce BRT Lefkoşa Stüdyoları’nda; Mustafa Özsoy Müdür yurdum okur/izler profilini betimlerken HAVADİS’in yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasını kapak yaptı; “Kıbrıs Türk gazete okuru önce ölüm ilanlarına bakar, sonra burçlara, sonra magazine ve de arkasından da spora göz atar” dedi bizim müdür. Bendeniz de; “Abi süper bir haber bu. Dur bakayım benim ‘boğa’ için ne derler acaba” dedim yarı şaka, yarık buruk bir haleti ruhiye eşliğinde. Hade bendenizi çoktan geçtim, ya yıllarını bu mesleğe veren spor gazetecisi büyüklerimize ne demeli? Ha’bire okunma/izlenme kaygısı içerisinde debelendiler. Kim ne derse desin, izlenme oranınız kadar para yaparsınız. Mesela şu anda kulaklığımda Rihannacık söylüyor. Tabii ki de herhangi bir Türk sanatçıdan daha çok para kazanacak çünkü birini binler, Rihanna Men Down’ı ise milyonlar izliyor ve de dinliyor. Neyse, bi’defa ‘okunuyor olmak için okur olmak lâzım. Yazar olmanın birinci kuralı okur olmaktır. Müşteriniz köşenizde data ve de detayla aydınlanmak ister. Yazarlığın birinci okulu okur olmaktır’. Mâlum “oku” ile başladı hayat, arkasından da imân geldi. Arkasına da; “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” dedi mekânı cennet olsun. “Cehalet tahsille gider ama eşeklik bâki kalır” dediler ya, güzelim badem gözlünün ne kabahati vardı. Yine bizler en doğrusunu biliriz ya, güya “elifi görse mertek zanneder” ya sözde birçok okur/izler, işte bu yanılgı içerisinde attılar, tuttular ve de paylaşımlarda bulundular köşelerinde. Bi’defa duayen gazeteci ağabeylerimiz ellerinden birçok kez öperim! Onlar zaten üstlerine almazlar ama birçok köşede abuk sabuk yorumlar, düşünceler ve serbest atışlar gördük. Özellikle Kıbrıs Türk medyasına dair yaptığımız projeye ilişkin tarama esnasında bu durumu daha da belirginleşti algımızda. 2000 yılıydı, Dünya Spor Yazarları Birliği AIPS’in refere ettiği ve İzmir’de gerçekleşecek olan Uluslararası Spor ve Medya Sempozyumu’na bizde katılmak istedik ve iyi saatte olsun bu aralar siyasetle haşır neşir olan gazeteci Taner Ulutaş’la bi’çalışma yapmaya karar verdik. Taner Hoca o aralar spor sayfalarında yoğun bi’şekilde gündem yapmaya bayılır ve aldığı reyting rüzgarıyla da her gece ekranda kapak yapardı. İşte bendeniz de bu durumun bir köşesinden tutmak üz’re yurdum spor sayfalarını taramaya başladım. O dönemlerde çok da esasoğlan veya tetikçi yoktu. Her spor servisi en az personelle, en iyi sayfayı çakmak zorundaydı. Mustafa Özsoy, Ertan Birinci, Yücel Hatay, Özcan Özcanhan, Omaç Başat, Songuç Kürşad ve Raif Örtunç aklıma ilk gelenlerden. Tabii işin ekran kısmında da KKTC MOK’un patronu Serdar Savim ve Raif Özgüren’i de atlamayalım. Sonraki kuşaktan gelen arkadaşlar ise şu an bildik reyting canavarı arkadaşlar hâlihazırda rüzgâr yapmaya devam ediyorlar. O günlerden bu günlere çok sular aktı. Bi’defa defalarca kamuoyu araştırmaları yapıldı; Kıbrıs Türk okurunun yüzde 25’i gazeteyi en arka sayfadan okumaya başlıyor. Bunu da geçtik yazılı aracı eline alan yüzde 100 okur mutlaka en arka sayfalardaki yurdum sporuna bi’göz atıyor veya dibine darı ekiyor. Toplamda 8 TV kanalına 13 adet de nurtopu gibi gazete eşlik etti. Sonuçta Kıbrıs Türk spor medyası da hızla büyüdü ve de 100’e yakın üyesiyle büyük bir kurum haline geldi. Kurumsallaşma demek; ‘sürer durum’ demek. E Bunla birlikte gazetelerimizin spor sayfaları kurumsallaşabildi mi? Bir başka deyişle özellikle spor servislerindeki finansal sürdürülebilirlik ne durumda acaba? Spor gazetecileri veya adayları bu işe tam anlamıyla profesyonel bir meslek gözlüğüyle bakabiliyorlar mı? Nanay. Az önce son iki yılın şampiyonu Çetinkaya ile ilgili bir haberi yorumladık; Çetinkaya futbolcuları 15 dakikalık bir antrenman sonrası evlerine dağılmışlar rüzgarda dağılan kül taneleri gibi. Az buz değil, 14 şampiyonluğu bulunan Kıbrıs Türk spor tarihinin en büyük kulübü başkansız bir şekilde bu haldeyse spor gazetecileri de bu fotoğrafın içerisinde olmaya devam edecektir. Yazık. Haa bu arada yüz yıllık New York Times bile yazılı araç olmaktan vazgeçip akıllı telefonları içerisine sığmayı kabul etmişse bi’bildiği vardır elbet. Medya, yasama, yürütme ve de yargıdan önce gelen bi’sanal âlem var artık. ‘Yaşasın internet ve de gazetecileri’…














Başa dön tuşu