Havadis ve Poli ekibi ile dün, iki toplum arasında yaşanan olayların başlama noktası olan bölgeye, Tahtagala’ya gittik. Bu ziyaretin benim için bambaşka bir duygusal yönü daha vardı. Adını taşıdığım ama hiç tanımadığım dedem Mehmet’in, nenemin ve halalarımın yaşadığı yer olan ve bugüne kadar görmediğim Tahtagala’yı görecek olmanın ayrı bir heyecanı vardı…
Ve tabii ki, olayların patlak verdiği ve Zeki Halil ve Cemaliye Emir Ali’nin öldürüldükleri yeri görmek, 51 yıldır çözülmeyen Kıbrıs sorununun başlangıç noktasında bulunmak ve o günleri tekrar yaşamak oldukça farklı bir duyguydu…
Kıbrıslı Türk tarih öğretmeni Güven Uludağ ve Rum tarihçi Dr. Griyakis Cambazis’in o günü yaşayanlardan derledikleri bilgiler ile 21 Aralık 1963 akşamını tekrardan yaşamak, bilmediğim veya bugüne kadar yanlış bildiğim birçok detayı bizzat bu ikiliden dinlemek, olayın nasıl yaşandığı konusunda önemli ipuçları verdi.
Dönemin İçişleri Bakanı Yorgacis’in, Kıbrıslı Türklere karşı bir yıldırma hareketi başlatmasıyla, Rum polislerine Türklerin durdurulup yoklanması ve silah taşıyanların silahlarının alınıp tutuklanmaları emri verilmişti. Taksicilik yapan Zeki Halil, bir TMT mensubuydu ve genellikle silah taşıyordu. Ancak o günlerde TMT’nin elde ettiği istihbarat, Rumların Türklere karşı başlatacağı düşünülen saldırının Aralık ayında değil, Nisan ayında olacağına yönündeydi. Bu nedenle Zeki Halil o akşam silahlı değildi. İki Rum Polisine direnince, aralarında kavga başladı. Kavgayı duyan mahalleli Türklerin olay yerine gelmesiyle korkan Rum Polisler, Baf Kapısı karakolundan yardım isterler. Takviye için gelen diğer 3 polisten birisi, üzerinde bulunan iki silahtan bir tanesini ateşleyip, Zeki Halil’i vurarak öldürür… İkinci şehit Cemaliye Emir Ali ise, olaya sonradan dahil olur ve o da aynı polis tarafında şakağından vurularak öldürülür…
Aslında bize anlatılanlar bunlarla sınırlı değil. O akşam yaşananlarla ilgili daha birçok detayı ilk kez duydum. Hem de Rum bir tarihçinin ağzından. Ama dediğim gibi bu ziyaret ve anlatılanlar bu yazdıklarımla sınırlı değil. Tüm yaşananları ve daha çoğunu Havadis Gazetesi ve Poli Dergisi’nde okuyacaksınız…
Tarihe, Kanlı Noel olarak geçen ve olayların ilk başlama noktası olan bölgede, iki Türk’ün vurulduğu noktada bulunmak, apayrı bir duyguydu. Tahtagala Mahallesi ve camisi hala yerli yerinde duruyor. O güne göre cami hariç, bölge oldukça değişime uğramış, yapılan restorasyonlarla farklı bir havaya bürünmüş. Eğlence mekanlarının ağırlıklı olduğu bir bölgeye dönüşmüş…
Zeki Halil ve Cemaliye Emir Ali’nin öldürüldüğü nokta parke taşları ile döşenmiş, ancak hemen paralelindeki Ermu Sokağı’nın belli yerleri aynen bizim tarafta olduğu gibi harabe halinde ve yıkılmaya yüz tutmuş. 1963’te yaşananları unutturmak istemezmiş gibi insanın gözüne batıyor.
Ve o noktadan ayrılırken, o akşamın devamında 51 yıl içerisinde ölen yüzlerce insanı hatırladım. Yan yana ve barış içerisinde yaşamak dururken, birinin diğeri üzerinde kurmak istediği tahakkümün ağır bedelini düşünüyorum…
51 yılda her iki toplum da ağır acılar ve kayıplar yaşadı. Geçmişte, bu küçücük adayı paylaşmayı, huzur içinde yaşamayı öğrenemedik. Bundan sonra ne olur derseniz, o hayale kavuşacağımıza olan inancımı ben kaybettim…
Aslında bu ada, birlikte yaşamak için yeterince büyük ama savaşmak için oldukça küçük bir yer…
YERİN KULAĞI VAR
CTP DE MAĞDUR: Evet CTP de mağdur, hem de kendi milletvekili tarafından… Ne dedi, niye dedi diye tartışmayacağım ama inandığım bir şey var, Doğuş Derya kendi duruşunu vurgulayacak diye, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, partisinin hak etmediği bir tartışma içine girmesine sebep oldu. Bunu daha önce yemin olayında da yapmıştı. Bakalım CTP bu krizi nasıl atlatacak…
SAĞDUYU LÜTFEN: Kimseye bir yararı olmayan, aksine toplumun tümüne zarar getirebilecek bir tartışmaya bir AKP Milletvekili’nin balıklama dalması, saflaşmayı körüklemekten başka bir işe yaramıyor. Sağduyu çağrısı yapması gereken taraflar, ellerinde körüklerle ortalığı alevlendirdiklerinde, ortak çıkarlara da zarar vereceklerini bilmeliler…
İDARE BELKİ DE İLK KEZ MAHKUM OLACAK: Eğer hem Lefkoşa Belediyesi’nin, hem de Meriç Erülkü’nün, Sanayi Bölgesi’ndeki bendin yıkılması nedeniyle açtıkları dava bir şekilde sulhla sonuçlanmaz ve sorumlular ortaya çıkarılırsa, idarenin ilk kez mahkum oluşuna tanıklık edeceğiz. Kararı her kim verdiyse, o şiroları oraya kim gönderdiyse, kazının emrini kim verdiyse ortaya çıkmalı. Zira görünen o ki, sessiz kalıp zamana oynama derdindeler. Umudumuz yargıda. Tabii dava açanlar da sonuna kadar peşini bırakmazlarsa…
FARKINDA MIYIZ: Rusya, Ukrayna konusunda AB ile içine girdiği çatışma ortamından zararlı çıktı. Petrol fiyatlarının kasıtlı bir şekilde düşürülmesiyle Rus ekonomisi zora girdi. Karşılıklı el ense çekmeler devam ederken, Türkiye çatışmanın ortasında kaldı. Hatta KKTC de. Rusya’nın Türkiye ve KKTC ile ilgili olumlu sözleri, batıya yönelik gündelik bir şantaj. Bugün söylediklerinin benzerlerini 2005’te de söylemişti, ama o yönde tek bir adım dahi atmamıştı. Yine de içinde bulunduğumuz durum, bugüne kadar görülmemiş oranda olumlu bir konjonktür oluşturuyor… Biraz şu saçma sapan tartışmalardan başımızı kaldırıp bunlara kafa yorsak keşke…
GİRNE KURULTAYI KOZMETİK OLMASIN: Günden güne kimliğini yitirmekte olan Girne’nin Kent Kurultayı, sorunların ve belki de çözümlerin ortaya çıkması için bir fırsat olacak. Ancak komitelerin başlıklarına baktım; ne bir keşmekeşe dönen Pazar yeri, ne en büyük trafik sorunu haline gelen dolmuşlar konusu, ne de artık dayanılmaz hale gelen kanalizasyon sorununu, alt yapı meselelerini çalışma konuları arasında göremedim. Yine de belki katılımcılar bu konuların da ele alınmasını sağlarlar ve yapılan bunca masraf ve emek bir işe yarar diye ummaktayım…
SÖYLEMEKLE OLMUYOR: Son günlerde uyuşturucu konusunda yaşananlar bu tehlikenin ne boyutta olduğunu gösteriyor. Mahkemeler, uyuşturucu davalarına bakmaktan başka iş yapamaz oldu. Her gün onlarca yeni uyuşturucu olayına şahit oluyoruz. Hükümet bir şeyler yapmaya çalışıyor belki ama görüyoruz ki yeterli olmuyor. Artık önlemler mi artırılır, cezalar mı bilemem ama daha caydırıcı bir şeyler yapmamız gerektiğine inanıyorum…
ZİRVEDEKİLER
Restorasyon: Nihayet birilerinin aklına gelmiş ve Bellabais ve Değirmenlik’teki yağ değirmenleri Yardım Heyeti’nin finansmanıyla restore ediliyormuş. Özellikle Bellabais’teki tabelaları takip edip değirmen arayan birçok turist gördüm, sonuçta bir restoranla karşılaşıp, hayal kırıklığıyla döndüler. Turizmi çeşitlendireceğiz diye kitaplar yazılır, ama iş icraata gelince nedense bir türlü gerçekleşmez. Ülkeye gelen turistler arasında bir anket yapılsa, ne görmek istediklerini onlar bile söyleyecekler ama nedense biz bir türlü planlayamıyoruz. Geç de olsa, akıl edenlere teşekkür etmek lazım…
DİPTEKİLER
Birlik Beraberlik Nutukçuları: Birlik, beraberlik derken ağzı dolanlardan, son günlerin toplumu ayrıştırmaya aday çirkin tartışması hakkında ses çıkmıyor her nedense. Demek ki niyet, gerçekten birlik beraberlik değil, böl-yönet. Hassasiyetleri kaşıyarak, tehlikeli bir oyun oynanıyor. Ne yazık ki hala bundan menfaat umanlar var… Her iki tarafta da ağızlarından köpükler saçanları görmek, insanı endişelendiriyor. Bir an önce konunun partisel yarışlar dışında değerlendirilmesinde ve kışkırtmalardan vazgeçmekte yarar var. Özellikle de basının bu işin başını çekmesi şart…
































