Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YARININ KUZEY KIBRIS’I: (OLASI ÇÖZÜMDE AB VE TC-KKTC İLİŞKİLERİ.)

Sn. Akıncı 12 Ocak’ta KKTC Meclisinde milletvekillerine müzakerelerdeki son gelişmeler konusunda bilgi verecek. Bu habere ilişkin bir diğer haber hem Davutoğlu’nun hem de Akıncı’nın katılacağı ve son günlerde Rum tarafını epey meşgul eden Davos toplantısıdır. Ki Akıncı’nın orada hangi sıfatla “bulunacağını” sorgularlarken, “Kıbrıs’ı ancak tanınmış devletin Cumhurbaşkanı olan Anastasiadis’in temsil edebileceğini dırlanıyorlar!
Bu arada dün  TC’nin AB’den sorumlu Bakanı Volkan Bozkır da Kuzey’e gelmiş. (Değerlendirmelerini yarın yapacağım.)
FARKINDASINIZ: Kıbrıs sorunu BM’ler temsilcisinin  çok iyi niyetli ve çalışkan Eide’sine karşın, AB ekseni etrafında yörüngelenmektedir. Sonuçta Kıbrıs 2004’lerde Rum tarafının üye oluşundan bu yanadır bir AB ülkesidir. Kuzey’deki Türk halkı ise Güney’deki Rum Yönetiminin kimlik ve pasaportu  üzerinden tutun ki yüz bini aşkın kişisi ile çoktan AB’li olmuştur… Dolayısıyle “siyasi yörüngeyi”  isteseniz de AB ekseninden kaydıramazsınız.
TC İÇİN ÖNEMLİ MİDİR? Hem de çok! Nitekim bir çözüm olasılığında  Türkiye’nin AB   “gümrük birliği” üyesi oluşu ile kazandığı  ticari avantaja bu kez de bugüne kadar Güney’i tanımadığı için uygulanmayan “Ankara Anlaşması”  devreye girecek, Rum gemi ve uçakları Türkiye’deki  limanları serbestçe kullanmaya başlayacaktır..  Bölgedeki bu yeni “trafikle” yeniden yaşama geçirilecek “ticaretin” dolayısıyle Kıbrıs’la ilişkilerin ne kadar önem kazanacağını her halde söylemeye  gerek yoktur… Bu ilişkilerle Türkiye biraz  daha AB’li olurken, AB’li Kuzey Kıbrıs da “TC-AB  ilişkilerinin mihengi” olabilecektir! (Tasavvur edebildiğim kadarını yansıtıyorum!)
BURAYA KADAR: “Aman ne güzel” Diyecek ve geleceklerimizin aydınlık, yollarımızın açık olduğunu düşüneceğiz…  
Fakat henüz o kadar değil!  Çünkü böylesi bir “tasavvurun” gerçekleşmesi için nasıl bir çözüme varılması gerektiğini halâ bilemiyoruz! Ne kadar ödün vereceğimizi, neleri kaybederken karşılığındaki kazanımlarımızın neler olacağını, TC ile federal kanadın kurucu devleti olarak  sosyoekonomik ilişkilerimizi nasıl sürdürebileceğimizi…
VE EN ÖNEMLİSİ: Bugüne kadar tüm adanın egemeni olduğunu iddia eden Rum tarafı,  Türk tarafı ile ortak bir federasyonu sindirebilecek mi? Kendi ekonomik gücünü rizikoya sokarak  TC-KKTC işbirliğinden doğacak yeni bir “ekonomik gücü” kabul edebilecek mi?    Kısaca  nihai çözüme giderken  aşılması gereken yollar hâlâ “sarih”  değil! Hâlâ söylenegelmesine karşın absürt    tanım olmaktan öte gitmeyen  “Kıbrıslılık” gibi bir kavram da zevahiri kurtaracak gibi gözükmüyor…
     **********     

CAN SIKICI GELİŞMELER:  (BU GİDİŞ GİDİŞ DEĞİLDİR!)
Yılbaşından bugüne kadar dört gün geçti. Öncesi bir haftaya da baktım ve şöyle böyle iki haftayı aşkın süredir  devletin heyemola çektiğini gördüm!  Şanına yakışacak ne bir “karar” ne de KKTC’ye yansıyacak bir büyük icraat! Dahası “hele şu yeni yılı da atlatalım” düşüncesi yönetim erkini rölantiye yatırırken, geriye hâlâ sürdürüp götürdüğü “kavgaları” kaldı!
Bir devlet kurumları ile kavga eder mi? Sektörleri ile ters düşer mi? Altına imzasını attığı yükümlülüklerini savsaklar, nedamet duyar mı? İş yapmak yerine medyaya laf yetiştirip ne kadar haklı olduğunun ispatına soyunur mu?
Eğer “yapılabilecek icraat”  kalmamışsa tüm bu tuhaf gelişmeler yaşanır çünkü “devletin zamana ihtiyacı vardır!” “Zaman” dediğiniz de yaşlı dedeler gibi duvar dibine çömelip hele bir akşam olsun diye beklemekle geçmez! Ne var ki koalisyon hükümeti gitgide öylesi bir statik duruma düştü! 
ŞUNU ANLIYORUZ: Ruhunda ve beyninde esen “devrim rüzgârları” nedeniyle    politik misyonunu da buna göre oluşturan hükümetin büyük ortağı, üç kezdir “iktidar”  olmasına karşın bu memlekete hâlâ o “devrimsel rüzgârlarından” bir gıdımcık olsun üfüremedi! Kaldı ki son kez Kalyoncu ile hükümet oldukta,  gördü ki “kendine de kalmamış!” Demek ki “vermemiş mabut neylesin Mahmut!”
Eh “icraatların” çekip gittiği,  geriye “uçan kuşa borcu olduğu söylenen bir devlet hazinesinin  kaldığı gerçeklerde, hükümet ne yapar? Kapıya dayanan “alacaklılarla” kavga eder!              Bu nedenle eğer alacaklarından dolayı kazan kaldıran Çiftçilerle cebelleşiyorsa hoş görüle!  Belediyelerle arası iyi değilse affedile!   13. Maaşları verememişse göz yumula!   Su sorununu çözememiş, biz yöneteceğiz derken yönetecek parayı bile denkleştirememişse  kör talih utansın deyivermeye!  
KAVGA HÜKÜMETİ:  Daha 2016’nın başında iyiniyetli olduklarına inandığım Başbakanına Bakanlarına karşın koalisyon hükümetinin bütçe sorunları ile boğuşmak zorunda kalması, hep birlikte görüyoruz, “onların sorunu”  değil, tüm çalışanları, sektörleri, kurumları ile Kıbrıs Türk halkının sorunu oluyor!         Eğer halkın önünde kaderini ilgilendirdiği için  dolayısıyle ilgilendiği müzakereler süreci de olmasaydı, kaynama noktasını çoktan geçip  patlama noktasına gelmiş insanları, yollardan evlerine göndermek hiç mümkün olmayacaktı…
Bir daha tekrarlıyoruz. Ankara ile oturup konuşmak ve uzlaşmak gerekiyor… Çünkü bu gidiş,  gidiş değildir!            

  **********
KISACA TAKILDIĞIM: (KAVGA TOPLUMUNDA ZIVANADAN ÇIKAN SOSYAL MEDYA  

  Sosyal medyayı çok da sevmedim. İnsanların birbirlerine laf sokup laf yetiştirmelerini anlayamıyorum!  Mahalle karıları gibi ellerini bellerine koyup avazları çıktığınca birbirlerine bağırmalarını da! Böylesi kavgacı ve çatışmacı  ortamların çok da düzeyli olduğuna inanmıyorum
Bir başka gerçek “sosyal medyanın” siyasilerimizin kendilerini anlatma ortamı haline gelmeye başlamasıdır!  Meclis’teki oturumlara  hâlâ çoğunluğunca  katılabilmeyi beceremiyorlar ama, sosyal medya üzerinden bir iki çiziştirme ile kendilerini ifade edip, “ben de varım” diyebiliyorlar! Olay gitgide “rüşt ispatına” dayalı iddialar haline geliyor!
MESELA: Akademik kariyerinin ne olduğu bilinmeyen üniversitedeki öğretim görevlisi inanmadığı “devletine” karşın, “halkıma inanıyorum” diyor!  Sanırsınız Osmanlı Padişahı, halk da tabasıdır! Ki kolay mı “halkım” demek. Putin bile söyleyemez her halde!     Ve şunu da görüyorum. “Düşünce özgürlüğü adına “toplumsal ve ulusal olması” gereken değerler tepeleniyor… Gitgide bir “nefret” yayıncılığı geliştiriliyor. Ve hayret! Türk Türk’e karşı tavır koyuyor!..