Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“YARGI” SAHİBİ OLDUĞUMUZ TEK GÜVENLİ KALEMİZDİR. SAKIN OLA ONU DA YOZLAŞTIRMAYA!

1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kuran liderlerimiz her halde böyle bir süreç ve sonuç beklemiyorlardı. Hem siyasi çözüm açısından hem Kuzey’de oluşturulacak Türk Devletinin dünyadaki yeri ile sosyoekonomik yapısı yönünden..

13 Aralık 1983’de KKTC’nin ilk Nejat Konuk Hükümeti göreve başlarken  geleceklere yönelik yeşertilen umutlar, hayal edilenler sadece küçük bir toplumun adadaki özgürlük ve egemenliğiyle yoğrulup şekillenmiyor;  Kuzey’in cennetten bir parça haline getirileceğini de müjdeliyorlardı..

OLAY BÜYÜKTÜ: İlk kez diyordum Bozkurt gazetesindeki köşemde, “ilk kez dünyada Türkiye’den sonra bir Türk Devleti Kıbrıs’ta kuruluyor..”

Kİ o dönemlerde henüz ne Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğine bağlı Türkçe konuşan Devletler özgür ve egemendi ne Kıbrıs’ta biz Türkler!

KKTC’nin ilanıdır ki “işte” diyordum. “Adada küçük bir topluluk olan Türkler artık dünyasal bir Devlettirler!”

Hem de en az Güney’deki Rumlar kadar…

FAKAT bu büyük heyecanı çok erken söndürdük! Devlet oluş mefkûresini çok erken unuttuk!                                       İnanmayacaksınız ama hatta  kurduğumuz bu Devleti önce biz talan ettik. Ganimetledik, çaldık, yıktık, tarumar ettik..

Hatta işte “ebedi vatanımız”  bile demedik, diyemedik! Demografik yapısını bozmakla kalmadık, ahlâkını da bozduk, öncesi mücadele ruhunu da!

HER HALDE Osmanlı döneminde sefere çıkan yeniçeriler bile fethettikleri  yerlerde böyle bir yağma ile talan yapmadılardı!

VE İLK KEZ toplumca, bugünlere kadar taşıyıp getirdiğimizce hasletimiz olacak “yağmaların, yolsuzlukların,  gaspların, alavere dalaverelerinde başladık yoğrulurken bu olumsuzluklarla mayalanmaya!”

Eskiler ne derlerdi bilir misiniz? Adam olacak çocuk kakasından bellidir! Bakın şimdi KKTC’ye: Hâlâ bitiremediğimiz ganimeti de vardır devamda, gasp da vardır, yolsuzluklar da vardır ki ne devlet kademesi tanımakta ne millet!

Kİ ne diyordu şair: “Yiyin efendiler yiyin. Bu hab’ı iştaha sizin. Patlayınca, tıksırıncaya kadar yiyin…”

Ki “yemeyene” bu memlekette “eşek” derler!

***

İŞTE BİZ DEVLETİ bu yapısal kusurlarımızın üzerinde olgunlaştırıp kalıcılaştırmaya  çalışıyoruz.. Bravo!                           Üstelik iyi de yol aldık! Mesela Kıb-Tek’imiz! Mübareğin sahibi olduğumuzdan beridir geleni gideni sağmal inek gibi sağıyor!

Mesela Telekomünikasyon.. Bilerek ve isteyerek üstelik canını yakarak fıcırığını çıkartarak sonunda “özelleştirme” kapsamına soktuk!

UZAĞA gitmeye hiç gerek yok! İşte Belediyelerimiz! Neredeyse köylerde de şubelerini açacaktık ansızın kafalara dank etti ki çapımıza sayımıza fazla bile gelmekteler.. Üstelik hemen hepsi de gelip giden siyasi parti iktidarlarının partililerine “iş aş para” tedarik etme kapısı olmuş! Sonra da sayıları çoktur denilerek azaltma yoluna gitmek zorunda kalınmış!

RANTA, hâlâ sürgit devam eden Rumdan kalan mülklerin talanına, ”emirnamelere” karşın devam eden çarpık yapılaşmalara, yap sat, sat yap derken kimin elinin kimin cebinde olduğunun bile bilinemediği bozuk düzenlerde heyemola çekiyoruz vesselam!

Sonra da suçlu ayağa kalk diyoruz, Erdoğan’ı işaret ediyoruz!

NE Allah’tan revadır bu kendimize yaptıklarımız ne kurduğumuz Devletimize yakışmaktadır!

***

KISACA TAKILDIĞIM: (NEDİR O BÜYÜK ERDEM BİLİR MİSİNİZ?)                                                                                       “Devleti  kurduk ama çalıştıramadık” dediğime nazire  yeni bir örneğini de geçen gün yaşadık. BRT Kurumu Müdürü Sn. Meryem Özkurt Seçim ve Halk Oylaması Yasasına aykırı davrandığı gerekçesiyle 2 ay hapis cezasına çaptırıldı..

İKİ suçtan dolayı. Seçim yasakları devam ederken Geçitköy’deki barajın açılışı ile Kapalı Maraş’ta yapılmakta olan yayının devam ettirilmesi.. Yani seçim yasaklarından bazılarını ihlâl etmesi…

…YARGI karşısında boynumuz kıldan ince olmalıdır.. Çünkü yasaları yapan da uygulanmalarına cevaz veren de bizatihi Devletin ilgili kişi ve kurumlarıdır.. Siyasi parti iktidarlarıdır.. Seçilmiş milletvekilleridir.. Kısaca adına yüce denilen Meclis’tir…

BU NEDENLE Sn. BRT Müdürü Özkurt’un seçim yasaklarının söz konusu olduğu bir dönemde kendini şu sözlerle savunmasını çok talihsiz ve artık toplumun nasıl psikozlarla sarmalandığının ispatı olarak kabul ediyorum. Nitekim Sn. Müdür “bugün hâlâ Kamu yayımcılığı yaptığıma inanmaktayım” dedikten sonra şunları söyledi:                                                                        ***

“ÜLKEDE bu kadar hırsız dolandırıcı ve hak etmediği şekilde makamında oturarak haksız kazanç sağlayan insanlar ve bürokratlar varken, onlarla ilgili hiçbir şaibe yokken bana verilen bu cezayı hazmedemiyorum…”

YANİ NE DEDİ SN: ÖZKURT? “Onca suçlu varken bula bula görevini yapan beni mi bulduğunuz yargılayıp mahkûm edeceğiniz!..”

YANİ  memlekette onca suçlu varken ve Sn. Özkurt makamında otururken   yıllardır  bunları bildiği halde hem de Devletin Resmi Yayım organının başındaki yetkili ve sorumlu kişisi olarak en küçük bir ihbarda, uyarıda, serzenişte (bulunması gerekirken) bulunmazken, görüp de söylemez, işitip de seslendirmezken…

VAKTA Ki seçim yasakları nedeniyle yargıyı harekete geçirip sorumlusu olduğu yayımdan dolayı suçlandı… Memleketin yargısı da mı kötü oldu?                                      Yani şimdi hakimlerimizin, savcılarımızın  boğazına sarılarak suçlulardan hesap sormadıkları için onları da mı alalım görevlerinden…                                                                       YADA artık Hakimler, Savcılar, hukukçular sokaklara dökülüp suçlu avına mı çıksınlar! Ki bu ülkede tek sağlam kalan tarafımız işte o yasaları uygulayan hukukçularımızdırlar..                                                                 Sn. Özkurt Devletin resmi yayım organının müdürü olarak  bunları çok iyi bilirken çoktan Devlete sadakat ve bağlılık” görevinde açık seçik ortalara sermeli değil miydi?

YANİ DİYORUM: Kendimize yönelik haksızlıklar karşısında bile aradığımız hakları yine yasaların, hukukçuların beyan ve kararlarına saygılı olmakla göstermektir asıl büyük olan erdem…