Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yarattığımız eserimizle övünebiliriz

Böyle manzarlar genellikle savaştan yeni çıkmış ülkelerde rastlanır. Bizde ise 1974’ten bu yana tam 42 yıl geçmiş. Ama sanki savaştan hemen sonrasını yaşıyoruz, yollar delik deşik, her taraf inşaat… İnsan sokağa çıkmaktan korkuyor. Her an bir kamyonun altında kalma veya çukura düşme olasılığınız oldukça yüksek… İnsanlar ülkenin değil de kendi koydukları kurallara göre yaşıyor… Yanlış hareket yapan birisini uyarmaya kaltığınızda, özür dilemek yerine, üstünüze saldırması doğal bir yaşam biçimi… Ya siz de orman kurallarına uyacak onlar gibi davranacaksınız, ya da çok gerekli olmadıkça evden dışarı çıkmayacaksınız…

İnsanlar günlerinin önemli bir bölümünü trafikte geçiriyor. Ama buna çözüm bulmak, vatandaşı rahatlatmak kimsenin aklına gelmiyor. Dünyayı bırakın, Türkiye yıllar önce bu sorunu aşmış. Alternatif yollar, alt üst geçitler ve kaymak gibi yollar. Peki ama bunları yapmak bu kadar mı zor? Hani parası kendi bütçenizden çıkacak olsa, ‘paranız yok’ der anlayışla karşılarım ama, bu tür yatırımlar için kaynak belli. Tek yapmanız gereken adam gibi projenizi hazırlamak. Ama olmuyor…

Dedim ya ülkede bir otorite boşluğu olduğu kesin ama, bu boşluğu dolduracak siyasi bir irade yok maalesef… Hal böyle olunca da, yukarıda saydığım yaşam şekilleri de günlük hayatımızın istisnaları değil, kuralları oluyor… Kimse çıkıp da, kuralları hatırlatmıyor. Sonuç keşmekeş…

Yanlışım yoksa Hasan Taçoy’un Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olduğu dönemde, inşaat kamyonlarının şehir merkezlerine girişine belli bir sınırlama getirilmek istenmişti. Sonra bu karar, müteahhitlerden gelen baskılarla, hayata geçmeden kaldırılmıştı. Yani yine popülizm galip gelmişti… Şimdi günün hangi saatinde olursa olsun, beton kamyonları, kum kamyonları, dozerler, trafikte cirit atıyor. Zaten yeteriz yllar iyice tıkanıyor. Örneğin, Karakum’dan Çatalköy’e gitmeye kalkın, tam bir saat…

 Bugün KKTC’de 10’u yerel, 3’ü yurtdışı merkezli 13 üniversite ve 2 meslek okulu olmak kaydıyla toplam 15 aktif Yüksek Öğrenim Kurumu ve sırada izin bekleyen yenileri var. her birinin de ülke şartlarına uygunsuz koca koca otobüsleri… Bitmedi, sadece Girne-Lapta arası taşımacılık yapan yüze yakın minübüs hergün trafikte dümen sallıyor. Yüzde doksanı da boş kalkıp, yoldan yolcu toplamakta…  Kafalarına göre duruyor, diledikleri yerde yolcu alıp, bindiriyor. Sonuç yine arap saçı…

Ülkenin yaşanmaz hale gelmesi yalnız trafikten mi? ya pislik ve bakımsızlık… Örneğin surlar içini düşünün. Beş adım ötemizdeki Ledra caddesi cıvıl cıvıl turist kaynarken, Kuzey’de yollarında yürümek için akrobat olmanız gerekiyor. Eski Lefkoşa’nın izlerini taşıyan bu bölgemiz için neler yapılamaz ki. Lefkoşa’nın en güzel en otantik bölgesi karanlık, pis ve insanların gitmeye korktuğu izbe bir bölgeye dönüştü. Bir zamanların eğlence ve gezinti yeri olan Çağlayan bölgesinin de bir farkı yok.  Sonra da esnaf ağlar…

Yapılan araştırmalarda ülkeye gelen turistlerin en büyük şikayeti, “ülkenin pis oluşu ve çevreye olan duyarsızlık”…. Hatırlayın daha birkaç gün önce Boğaz piknik alanından tam 18 ton çöp toplandı. Geçin, Sanayi bölgesindeki çözp dağlarına, Mağusa sahillerine, Alevkayasına… Aslında uzağa gitmeye gerek yok, ana yolların kenarlarına…

Niye yazıyorum, çünkü suçu sadece bizi yönetenlere atarak kendi sorumluluklarımızdan kurtulamayız. Toplum olarak pisiz. Nasıl olmasa birileri temizler diyerek, kirletiyoruz…

Ülkenin her yanı şantiyeye döndü. 5,6,7, hatta 10 katlı binalar yükseliyor her tarafta. Her yükselen bina yeni bir sorunu da beraberinde getiriyor. Su, elektrik, park, trafik ve tabii ki kenti yaşanamaz hale getiren kalabalık bir nüfus. Hani “KKTC’nin taşı toprağı altın” olsa anlayacağım da, ne taş, ne toprak bıraktık. Dağları oyduk, çıkan taşlarla betonlar diktik… Ülkeyi boğduk ve boğmaya da devam ediyoruz…

Kısacası eğer sizin alt yapı, üst yapı plan ve projeleriniz yoksa, isteyenin kafasına göre davranmasının önüne geçemiyorsanız, herkes de kendi kurallarına göre davranır. “Burası bir Hukuk Devletidir” derken ağzımız doluyor ama, devletin koyduğu yasaları, kuralları ihlal edenlerle ilgili olarak o övündüğümüz hukuk mekanizmasını uygulatmak yerine, kuralsızlığa yeşil ışık yakıyor, gözümüzü kapatıyoruz…

Sonuç olarak, o bildiğimiz, yaşamaktan keyif aldığımız ülke yok artık. Karmaşanın, her türlü suçun işlendiği bir ülke haline döndük. Ama kimseye kızmaya hakkımız yok. Suç, üç beş kuruşluk rant uğruna ülkenin bu hale gelmesine neden olan bizde… Şimdi yarattığımız bu eserimizle övünebiliriz…

 

 


 

 

YERİN KULAĞI VAR

İYİ YOLDAYIZ:

Son günlerde Kuzey’de hükümet ve belli çevrelerce Cumhurbaşkanı Akıncı’ya yönelik eleştirilerin bir benzeri Güney’de de yaşanıyor. Başta ELAM ve EDEK olmak üzere diğer sağ partiler, Anastasiades’in müzakere masasındaki tutumunu eleştirerek, aynı bizde olduğu gibi liderlerini, olmadık tavizler vermekle suçluyorlar. Demek ki hakikaten masada birşeyler oluyor ki, belli çevrelerin paçaları şimdiden tutuşmaya başladı…

 

ANLATACAK İCRAATLARI YOK:

Hükümetin basın toplantısının sanki de sadece Cumhurbaşkanı Akıncı ve Kıbrıs konusu odaklı olduğunu o gün de yazmıştık. Gerçekten de, 21 sayfalık yazılı metinde yeralan ve ceviz kabuğunu doldurmayan “icraatlar” basın toplantısında hemen hiç konu edilmedi. Sonradan metne baktığımızda, borçların ödenmesinden başka bir ciddi icraat da görememiştik. Kudret Özersay da aynı vurguyu yaptı ve “anlatacak icraatları yok” dedi. Ancak ortada her konuda bir sürü vaad var. Biraz daha bekleyelim bakalım. Belki,  teşvikler, izinler, tahsislerde olduğu gibi kendi insanlarımızın sorunlarına da aynı şevkle eğilirler…

HADİ YÖNETİN BAKALIM:

Türkiye’den gelen su, alt yapı olarak ne berbat bir durumda olduğumuzu da ortaya çıkarttı. Lefkoşa’ya su verildiği günden bu yana, her gün bir kaç bölgede borular patladı. Aslında bu bilinmeyen bir şey değildi. Hem belediyeler, hem de DSİ’nin yaptığı analizler, herşeyden önce alt yapının geliştirilmesi, boruların yenilenmesi gereğini ortaya koymuştu. Aylarca süren su tartışması ise, bu gerçeğin görmezden gelinmesi sonucuydu. Suyu getiren taraf, bu yatırımın bir an önce yapılmasında ısrarlıydı. Oysa biz, alıştığımız gibi devam eder sandık ve olayın sadece dağıtım kısmında kalarak, “biz yönetiriz” diye ortaya çıktık. Hadi bakalım, yönetin şimdi. Su geldi, gürül gürül akıyor. Ama nereye, sokaklara… Lefkoşa’yı seller götürüyor…

YİNE Mİ:

Kumarcılar Hanı’nın restorasyonu nihayet bitti, dükkanlar kiralanmaya başlandı. Bu da yine devletin elindeki rant kaynağı ya, şayialar gelmekte gecikmedi… Sözde bir kısım dükkan, bazı aklı evveller tarafından “partililerden” isteyen olursa diye saklanmış… İddia bu, daha da detayları var ama, kesin kanıt olmadan yazmak bize yakışmaz… Doğru olup olmadığını anlayabilmek için sonucu beklemek gerekecek… Meraklısı takip etsin, bize de bildirsin…

OTEL, CASİNO VE İNŞAATLARDAN SONRA:

Büyük otel ve casinolarla, çok katlı inşaatların çoğunluğunun yabancı sermayenin elinde olduğunu biliyoruz. Keşke sadece bunlar olsa. Şimdilerde çalışma izni ile adamıza gelen kalifiye işçiler, bir müddet sonra kendi işlerini, kurup kendi işlerinin patronu oluyorlar. Sizin anlayacağınız büyük sektörler dışında, küçük sektörler de yavaş yavaş yabancılaşıyor. Ama kimseyi suçlamayalım, bu tür işler bize gelmez, hazır para memurluk dururken, bizden kim gidip de, bu yan sektörlerde çalışır…

 

SIRA DENİZLERE GELDİ:

 Memleketin içine ettiğimiz yetmemiş gibi, sonunda denizlerimizi de mahvettik. Bafra bölgesinde binlerce ölü balık karaya vurdu. Dedim ya çevreyi, yeşili, sahilleri yok ettiğimiz yetmedi denizlere uzandık. Ülke resmen kaderine terk edilmiş, sahipsiz durumda. Dileyen dilediğini yapmakta özgür. Nasıl olmasa arayan soran yok. Hoş sebep olanı bulsalar ne olacak…


ZİRVEDEKİLER

Kudret Özersay: “Siz eğer hükümetin icraatlarına yönelik bir basın toplantısı düzenleyip, icraatlarınızdan çok Kıbrıs konusunu konuşuyorsanız ya bahsedecek icraatınız yoktur ya da o israfı, toplumun tepki gösterdiği adımları gizlemeye çalışıyorsunuz. Kötü yönetim artık kendini gizleyemiyor. Senenin sonuna doğru bir çatırdama yaşanacak. Çatırdama nedeni rantın paylaşılamaması olacak. Bu gibi siyaset anlayışa sahip olanlar kavgalarını toplumsal yarar için değil şahsi menfaat için verir…”.

 

 

DİPTEKİLER

 

Siyasi Partiler ve Kamuya verdikleri Zarar: Batan kurumlardan KTHY ve ETİ çalışanlarının devlete aktarıldığını biliyorduk. Meğer o kadar değilmiş. Geçtiğimiz günlerde TÜK çalışanlarının önemli bir bölümünün de devlete aktarıldığını öğrenmiştik. Şimdi, BASS’ın açıklamasından, Cypfruveks çalışanlarının da kamuya aktarıldıklarını öğrendik… Kimbilir hangi iktidar döneminde… Tüm partiler de hala daha, kamu reformundan bahsetmekteler. Bundan daha abes ne olabilir ki…