Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yapılacak öyle çok şey var ki…

 

Anastasiadis’in Türk gazetecilere yaptığı açıklamalar, bulunduğu noktadan geri adım atmak niyetinde olmadığını gösteriyor. Barbaros gemisi çekilmeden masaya oturmayacağını, oturursa, Türkiye’nin müdahale hakkını tanımış olacağını söylüyor.
Diğer yandan, kurulacak yeni bir devletten değil de, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federasyona dönüşmesinden söz ediyor ki, Türk tarafı bunu hiç bir zaman kabul etmiş değil.
Ancak sözlerinin bir yerinde, “anlaşmadan sonra doğalgazın Türkiye üzerinden nakledilmesinde hiç bir sorun görmüyorum” da diyor.
Doğal gaz konusu fiyasko çıkmış durumda…
Ama hala bunu koz olarak kullanmaya devam ediyor…
Hem ekonomik ve hem de siyasi alanda zorda olmasına rağmen, sahte de olsa, “haklı-güçlü” devlet görüntüsü vermeye devam ediyor.
O halde, Rum tarafının anlaşmayla ilgili bir derdi yok.
Acelesi de yok.
Tek derdi, mevcut statükosunu güçlenerek sürdürebilmek.
Ancak diğer yandan, Türkiye’nin AB Bakanı Volkan Bozkır’ın açıklaması ilginç.
Bozkır, “Kıbrıs sorunu çözülebilir hale doğru yaklaşıyor. Son şubat ayındaki açıklama, bir anlamda çözümün unsurlarını da içeriyor. Bugün Kıbrıs sorununun çözümü, Suriye, Ukrayna, Filistin sorunundan daha kolay, parametreleri belli…” diyor.
Kıbrıs'ta sorun yaratır görünen doğalgaz rezervlerinin gerçek olmadığı imasını yapıyor.
Bozkır, doğalgaza en uygun nakil yerinin Türkiye olduğuna dikkati çekerek, bunu herkese de yarayacağını kaydediyor ve en önemlisi; “Sanıyorum, önümüzdeki dönemde daha olumlu gelişmeler görebiliriz. Bizim söylediğimizde mantık dışı bir şey yok, anlaşma bu şekilde olmadan gemiyi çekmemiz mümkün değil” diye konuşuyor.
Kıbrıs konusu çok yanlı bir mesele. Ne Türk tarafının, ne de Güney Kıbrıs’ın kendi kafasına göre yürüttüğü bir süreç değil. Üstelik, son dönemde Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları olayı, Kıbrıs konusunda tarafların sayısını daha da arttırdı. Çıkar çatışmaları da buna paralel olarak işi karmaşıklaştırdı.
Ömrünün tümü Kıbrıs meselesinin içinde geçen biri olarak şimdi bir bakıyorum da, Rumların bir elli yıl daha uzatmaya çalıştığı statüko, bizzat güvendikleri dağlar tarafından yerle bir edilebilir.
Bu arada Yunanistan’ın AB ile restleşmesi de, Güney Kıbrıs için başka bir baş ağrısı…
Anastasiadis’in Türkiye’den de gazetecileri toplayıp basın toplantısı yapma ihtiyacı duyması bile, rahat olmadığının göstergesi.
Ha, bu noktada bizler sadece seyirci miyiz?
Öyle mi olmalıyız?
Sanki de görüşmelerin kopmasından memnunmuşuz gibi bir hava var.
Türkiye diplomasisinin çabalarının dışında yapabileceğimiz hiç mi bir şey yok?
Olmaz olur mu…
Ancak görünen, bizim müzakere heyeti, buralarda sıkışıp kalmış, mesaj diplomasisi yürütüyor…

 

YERİN KULAĞI VAR
EROĞLU’NUN GEZİLERİ:
UBP milletvekillerinden bazıları, Meclis Başkanı’nın aday olmasıyla Meclis çalışmalarının veriminin düştüğünden şikayet ettiler. Baktık, ziyaret programları geceye ayarlanmış. Peki, aynı şey Cumhurbaşkanı için de geçerli değil mi? Üstelik de gün boyu, programı açıklanmayan ziyaretler yapan Cumhurbaşkanı’nın makamında yapacak işi yok mu? Özellikle de Rum tarafı masadan kaçmanın sıkıntılarını yaşarken…

MUCİZELERE ALIŞMAK LAZIM:
Hüseyin Ekmekçi’nin, “Mucize yapabilir misiniz” sözü bağımsız aday Kudret Özersay’ı çok kızdırmış anlaşılan. Halbuki, arkasında hiçbir örgüt ve partinin olmadığı bir adayın, alacağı oy oranı ne olursa olsun bir “mucize” olur. Hele de 1963’ten beridir mucizelere imza atmış bir toplumun, Özersay ile ilgili bir mucizeye imza atması da, imkansız sayılmamalı…

KEŞKE GERÇEKLERİ ÖĞRENEBİLSEK:
Vakıflar Yönetim Kurulu Başkanı Rauf Ersenal, daha 3 gün önce Yenidüzen’de yayımlanan söyleşisinde, “Siyasi baskıya maruz kalmadık. Bu da bize cesaret veren bir olgudur” diyordu. Ayrıca, birilerine yapılan kıyakların üstüne gittiklerini de söylüyor, “Statükolarının bozulmasından rahatsız olanlar kendilerince saldırıya geçeceklerdir” ifadesini kullanıyordu. Dün ilk anda istifa, Müteahhitlerin eylemleriyle ilişkilendirildi ama bence perde gerisinde başka olaylar da var. Çok umudum yok ama keşke açıklansa da aslını öğrenebilsek diyorum…

ADRES YANLIŞ:
KTHY’nin batmasından sonra ve KTHY ile hiçbir ilgisi olmayan, İrsen Küçük’ün kurultay döneminde CAS’a alınanlar, eylem yapıp, diğer KTHY çalışanları gibi devlete istihdam edilmelerini istemişler. İyi de sadece oy için, batmakta olan bir şirkete istihdam edilenler, Başbakan’a değil, İrsen bey veya Ersin bey’e gitmelilerdi. Önceki günkü eyleme katılıp destek veren Ersin Tatar, kendi dönemlerinde CAS’a aldıkları bu insanlara ne söyledi çok merak ederim…

GÖREV SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN:
Türkiye Sağlık Bakanlığı, dönem dönem yaptığı denetimlerde, insan sağlığına, kurallara aykırı ürünleri tespit ettiğinde, bunları firma adlarıyla yayınlar. Bizde az da olsa bu yolda denetimler yapılır ama ne işletmenin adı, ne ürünün adı genelde deşifre edilmez. Lefkoşa Türk Belediyesi geleneği bozdu ve tüketime uygun olmayan hellim üreten firmaları adıyla yayınladı. Şimdi görev Sağlık Bakanlığı’nın… Hem bu denetimleri ülke geneline yaysın, hem de saptanan bu firmaların Lefkoşa dışındaki üretim yerlerini denetlesin ve cezalandırsın…

SENDİKACILIK MI, SİYASET Mİ:
Maliye Bakanlığı ile sendikaların görüşmesi, ilk toplantıda koptu. KTÖS Başkanı Şener Elcil, görüşme masasını terk ederken, “Bu iş sendika olanların sendikacılığını gösterme sürecidir” demiş. Ama bu çıkış sanki “Sendikacıların, siyasetçiliğini gösterme süreci” gibi görünüyor.

ZİRVEDEKİLER
Tuluy Kalyoncu: “Ticari, endüstri ve turizm tarifeleri ile elektrik kullananlar, maliyetin altında bir fiyatla elektrik alıyorlar. Kıb-Tek’in gelir-gider dengesi açısından bu kesimlerin maliyetinin altında elektrik almasından kaynaklanan kaybın kapatılması lazım. Bu açık ise konutlarda oturanların, maliyetin üzerinde ödedikleri tarifeler yolu ile karşılanıyor ki bu kabul edilebilir değildir.” Haberimiz olmadan bakalım daha kimlerin parasını ödüyoruz…

DİPTEKİLER
Üretime Güven: Ülkenin en büyük sorunu güven haline geldi. Siyasete de güven kalmadı, piyasaya da, yediğimize, içtiğimize de… Tarlada üretilen ürünlerdeki zehir kalıntılarından sonra, Türkiye hellim üretmesin diye yollara çıkan hellimcilerin bir kısmının da bakteri içeren hellimler ürettiklerini öğreniyoruz. Aralarında herkesin tercih ettiği markalar da var. İş yine dönüp dolaşıp denetime geliyor. Öyle bir devirdeyiz ki, insanların eskisi gibi vicdanlı olduklarını düşünmek boş. Cezalar artacak, denetimler sıklaşacak, başka yolu yok.