Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YAPACAKSINIZ YAPIN, SONRA KONUŞUN!

Mart ayı bitti bitecek… Soğuklar yağmurlar devam etmekte hâlâ .

Çok üşüdük bu yıl! Çok üzüldük! Çanımız çok sıkıldı! Çok bağırdık, çok sinirlendik! Pahanın ne olduğunu, alım gücümüzün pahalılığa  yenik düştüğüne tanık olduk!

SAVAŞ gördük savaş seyrtettik!  İnsanların göç yollarında seller gibi aktıklarını izledik! İnsanlık adına utanç duyduk kahrolduk çok acıdık!

“YOKSA” dedik “Allah bizi test mi ediyor!” Yoksa Tanrı şöyle mi söylettirmek istiyor: “Ne olursanız olun işte bu kadarsınız! Hem doğanın karşısında hem kendi aranızda!”

SOĞUKLARDA sıcaklarda donup kavrulmanız yetmez!  Birbirinizi  öldüre yıka yaka  telef edersiniz! Bombalar yağdırır yaptıklarınızı, kurduklarınızı, yarattıklarınızı  yakar yıkarsınız.. Savrulursunuz göç yollarında !                                                                                  Tek gailesiniz çocuklarınızı kurtarabilmek olur. Bari neslimiz devam etsin onlarla    umudunda!

***

BU YIL İYİ GEÇMİYOR! Çözümsüzlüğün tanınmamışlığın, dünyadan tecrit edilmişliğin kadersizliğinde,  üstelik bir de dünya sorunlarıyla dertleşiyoruz!

VE bir kez daha “ikide birde birbirlerine görev teslimi yaparak gelip giden Hükümetlerin” bir yenisiyle tanışıyoruz. Adı “Sucuoğlu Koalisyon Hükümeti!”

TIPKI “gidenler” gibi geldiler! Tıpkı gidenler gibi program yaptılar gene vaatlerde bulundular..                     Ve daha koltuklarını bile ısıtamadan karşılarında kendilerinden önce “gidenlerin” bıraktığı sorunları buldular: Katmer katmer, boy boy, cins cins, renk renk!

DEĞİL Mİ Kİ  Devlette “devamlılık” var! Ki o “gidenler” de “gelirlerken” benzer sürprizleri yaşadılar!     “Başta KIB TEK, Limanlar, Hava Alanı, Hastahaneler, İlaç sorunları.. Okullar, yollar, belediyeler, çevre kirlilikleri  hatta bakımevleri!                                                        Say say bitmez! Tutun ki hepsi de KKTC’nin kaderi! Ellerine ayaklarına vurulmuş kelepçeleri!

Ve ille de dillere pelesenk ekonomi!

***

VE GENE DİNLİYORUZ GÖZLERİMİZ KAPALI: Neyi neleri? “Vaatleri!”

Nitekim diyor ki çok dilbaz Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Arıklı,”vaat ediyorum! KKTC’deki deniz limanlarını dünya standartlarına ulaştıracağım!” Allah duysun diyorum, inşallah!

VE Arıklı ekliyor: Bu günkü durumları nedeniyle Mağusa ve Girne Limanları ülke ekonomisine gerekli katkıyı yapamıyorlar!

İLAHİ Sn. Bakan:  Limanlar ekonomiye değil, ekonomiler limanlara katkıda bulunurlar!

Limanları  “liman” yapan ithalat ihracatsa üreteceksin.. Ürettiklerini o limanlardan ihraç ederken, üretim için gerekli olan her türlü maddeyi, emtiayı,  makineyi, sıvıyı da ithal edip yine o limanlardan sokacaksın ülkeye..

İŞTE o zaman o Limanlar  nabız gibi atacaklar.. Gemilerin biri gelirken dolu,  üçü beşi gidecek daha dolu dolu!

Ekonominin çarkları eğer “üretimle” dönüyorsa tabii!                                                                                                                                    ***

KALDI Kİ: Bu söylenenlere, anlatılanlara hiç yabancı değiliz! Ki bu ülkede bazen haftalarca “narenciye ihracatı sürerdi Mağusa Limanından!” Gemilerin biri giderken ikisi üçü dayanırdı rıhtıma..

Ayni limana, Girne Limanına haftada en az iki feribot gelirdi Taşucu’ndan öteki limanlardan..             Yüzlerce yolcular inerler binerlerdi o gemilere.. Çarşılar alış veriş yapan insanlarla dolar boşalır, yeniden dolardı.. Bir Türkiye’yi transistör radyolara, şemsiyelere, hediyelik eşyalara doyuracak kadar  ithalatımızla ihracatımız olurdu…

Tam bir “açık pazardık!” Ve henüz devlet olmadıktı!

Yönetimlerle yönetiliyorduk. Sonra Devlet olduk!

ŞARKISI vardır: “Çocuktuk büyüdük kirlendi dünya!” Ne olduysak “devlet” olduğumuz için olduğunca!

***

HEP VAATLERDE KALMASIN: Halkın önünü açmazsanız üretim olmaz! Bir zamanlar bu ülkede “karma ziraat yapılırdı. Çünkü gerçekten “hayvancılık” vardı. Tarım o “hayvancılığa” uygunluğunca yapılırdı.Nitekim bugün kaç kişi  “burçak, viko, havetta” yetiştirir?  Kaç kişi  pamuk, sısam eker ki?”                                                                ARPAYI da buğdayı da ithal etmeye başladıktan sonradır ki kendimize özgü pek çok “hayvan yemini, “tohumu”  tarımdan uzaklaştırıverdik. Unuttuk hatta! ÖTE yandan artık bir kök domates ekmek isteseniz ithal edilen iki üç tohumunu satın almak zorunda kalırsınız.

NİTEKİM durum vaziyetlerimizi görüp yüreği sızlayanlar mesela “Ziraat Mühendisleri Odası” gibi kuruluşlar.. Ne diyor Başkanı Erkut Uluçam: Hayvan yemi için dane mısırımızı kendimiz ekelim, kendimiz yetiştirelim..” Neden olmasın demez misiniz?

NEREDE KIALMIŞTIK? Sn. Arıklı’da.. Diyordu ki “Mağusa limanını çok ihmal ettik. Şimdi kamu özel ortak işletilmesi için çabalarımız sürmektedir.”

HADİ bakalım! Çok ecele edin çünkü her gelen hükümet “yapacağım” dediğinin daha ilk hecesi olan “ya” sını bile geçemeden gitmektedir!         Yapacaksanız yapın sonra konuşun…