KıbrısManşetRöportaj

Yanlış adım TMK’yı yok eder


Taşınmaz Mal Komisyonu’nun iç hukuk yolu olarak tanınması için verilen mücadelede Türkiye’nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi görevini yürüten Emekli Büyükelçi Daryal Batıbay’dan Maraş konusunda zehir zemberek uyarı

 “MAHKEME KARARI BOZULMALI”: Batıbay: TMK’nın Maraş’la ilgili başvuruları ele alabilmesi için Mağusa Kaza Mahkemesi’nin “Maraş Vakıflarındır” kararı usul yönünden bozulmalıdır. Karar ne evrensel hukuk ilkelerine ne de KKTC yasalarına uygun bir karar. Elinde koçanı olanlara haber verilmedi

“İÇ HUKUK YOLU YOK”: Batıbay: Şu anda Maraş’la ilgili ‘iç hukuk’ yolu yok. Rum başvurucular da bunu ispata çalışıyorlar. 4 Kasım’a kadar kuzeyde kendi kendimize yarattığımız bu hukuki engeli aşamazsak, TMK’nın etkin bir hukuk iç yolu olmadığı ortaya çıkar

RUMLAR DÖNMEK İSTİYOR: Batıbay: Maraşlı Rumların bir internet grubu var. Bu soruyu sormuşlar kendi aralarında Türk idaresi altında Maraş’a döner misin?  Bana söylenen yüzde 70’i dönme fikrine karşı değil. Bu çok önemli bir rakam. Umarım Ankara’daki son görüşmelerde bu yönde olumlu kararlar çıkmıştır

VAKIFLARIN İDDİASI: Batıbay: Maraş Vakıf malı mı değil mi? Bu tartışma bana ilginç geliyor doğrusu. Ben bunu gerçekten anlayamıyorum. Çünkü Maraş, tam 45 yıl önce Türk askerinin kontrolüne geçti değil mi? Vakıfların Maraş’taki mülklerine kavuşmasını engelleyen Türk askeri mi oldu?

Öntaç DÜZGÜN-Mete HATAY

Maraş’ın Türk malı ve Evkaf’a ait olduğu, ek olarak kısa süre içinde kullanıma açılacağı yönünde ortaya atılan iddialar, Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile karşı karşıya getiriyor.

Gelişmeler, Kasım ayında KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’nun geçersizliğine yönelik bir karar çıkma olasılığını işaret ediyor.

Emekli Büyükelçi Daryal Batıbay’a ile Maraş’ın mülkiyeti ve yerleşime açılacağı iddiaları hakkında düşüncelerini sorduk.

Daryal Batıbay, Türkiye adına çeşitli başkentlerde büyükelçilik görevi yanı sıra, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun yasallık kazanması yönünde yürütülen çalışmalarda Türkiye’nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi görevini yürütüyordu.

 

Havadis: Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK), Maraş’ta mülkleri bulunan Rumların başvurularını ilerletemiyor ve bu sorun, TMK ile Uluslar arası İnsan Hakları Mahkemesi’ni (AİHM) Karşı karşıya getiriyor. 2005 yılında Mağusa Kaza Mahkemesi’nin “Maraş Vakıflarındır” kararı ve o kararın Yüksek İdare Mahkemesi tarafından onaylanarak “bütün kurumları bağlar” denmesi, konunun kilitlenmesine neden oldu. Şimdi ise son olarak Türkiye’ye 4 Kasım’a kadar özlü bir savunma yapması isteniyor. Siz bu süreci nasıl görüyorsunuz?

Batıbay: Taşınmaz Mal Komisyonu’nun Maraş’la ilgili başvuruları ele alabilmesi için Mağusa Kaza Mahkemesi’nin 2005 tarihli ilgili kararının bozulması lazım. Ben bunu daha önce de söyledim bu kararın usul yönünden bozulması gerekir. Çünkü 1974’te Maraş’ı terk etmiş elinde koçanları olan kişilere haber verilmeden alınmış bir karardır. O zamanki Vakıf yönetimi “Maraş benimdir” diyerek başvuru yapıyor, o zamanki Başsavcı da “evet öyledir” diyor ve mahkeme de o yönde karar veriyor. Ancak bu karar ne evrensel hukuk ilkelerine ne de KKTC yasalarına uygun. Çünkü bir davanın mahkemede görülebilmesi için o dava ile ilgili olan herkesin o mahkemede bulunması lazım. Bu, evrensel bir hukuk kuralıdır ve KKTC’de de halen geçerlidir. Bu nedenle bu kararın iptal edilmesi gerekir ki, Yargıtay’ın bu yönde karar alması olasıdır.

Havadis: Kıbrıs Türk tarafı çok açık bir şekilde ben “Maraş’ı açacağım” diyor. Başbakan diyor, Dışişleri Bakanı diyor. Buna karşılık Türkiye tarafında bu ölçüde bir ısrar izlenmiyor. Özellikle Maraş’ın vakıf malı olduğu yönünde açık bir tutum yok. Türkiye AİHM’e yazdığı 30 Temmuz tarihli savunma yazısında, Maraş malları ile ilgili sürecin halen TMK’da devam ettiğini ve sürecin beklenmesini tavsiye ediyor hatta küçük de olsa tazminat ödemeye hazır olduğunu ifade ediyor. Siz tarafların bu tutumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Batıbay: Öncelikle AİHM’in bir süreden beridir yürürlüğe koyduğu yeni bir uygulamasından söz edelim. AİHM müthiş miktarda başvurularla adeta boğulmuş vaziyette. En çok başvuru ise Türkiye ve Rusya’dan geliyor. Doğu Avrupa hatta İtalya’dan bile geliyor. Mahkeme bu kadar çok başvuru ile baş edemeyeceği için pratik önlemler almak zorunda kalıyor. Bir de AİHM, ülkelere “gecikmiş adalet adalet değildir” telkininde bulunduğu için bu duruma kendisi de düşmek istemiyor. Onun için de bir “dostane çözüm” uygulaması getirdi. Çünkü burada Maraş’la ilgili bir karar verse arkasından yüzlerce dava var ve her birinde yüzlerce ayrıntı var. Yani mahkemeyi çıldırtan bir yön var. Bu durumda AİHM, “hade kendi aralarında anlaşsınlar da konu benim üstüme kalmasın” anlayışına girdi. Bunu denedi, ben Ankara’nın verdiği cevabı gördüm Ankara geçiştirici bir cevap vermiş. Zaten mahkeme dostane bir çözüm olmayacağına karar verdi. Ve şimdi de taraflardan esasa ilişkin görüş istiyor. Önümüzde 4 Kasım’a kadar bir süreç var bu sürede eğer Yargıtay kararı çıkarsa, kararı bozma yönünde çıkarsa   tartıştığımız davacı şirketin davası ve onun dışında 500 civarında daha başka şikayetler var  o zaman TMK bunların hepsini de görüşme olanağı bulabilir. Bu durumdan AİHM oldukça memnun olur ve iç hukuk yolu yeniden açılmış olur.

Şu anda Maraş’la ilgili ‘iç hukuk’ yolu yok. Rum başvurucular da zaten KKTC’de iç hukuk yolunun kapalı olduğunu ispata çalışıyorlar. Mağusa’daki mahkeme kararının bunu ortadan kaldırdığını savunuyorlar. Eğer 4 Kasım’a kadar kuzeyde kendi kendimize yarattığımız bu hukuki engeli aşamazsak, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkin bir hukuk iç yolu olmadığı ortaya çıkar ki, güneydeki ulusalcı çevreler son derecede mutlu olurlar maalesef.

Şunu da söylemek lazım, Kıbrıs Türk toplumunun uluslar arası meşruiyeti bakımından müthiş bir imkan kaçırılmış olunur. Avrupa hukukuna uygun karar veriyoruz yönünde elde ettiğimiz bu hakkı koruyamıyoruz ve korkarım ki kendi ellerimizle bu hakkı kaybedebiliriz.

Havadis: 4 Kasım’a kadar sorunun ortadan kaldırılması yönünde Türkiye’den ne beklenilecek?

Batıbay: Türkiye’den beklenen bir şey yok sorunu yaratan burası. Türkiye nasıl bir savunma yapacak doğrusu bilemiyorum, TMK yıllardır Maraş ile ilgili başvurulara el süremiyor.

Havadis: Türkiye 30 Temmuz cevabında AİHM’e “biz TMK ile görüştük oralarda bir çözüm yaratılacak” mealinde bir cevap yazdı. Hatta küçük bir miktar da olsa tazminat bile önerdi.

Batıbay: Türkiye bu durumda ne desin, ne diyebilir? Buna karşılık birkaç gün önce Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile KKTC Başbakanı Tatar görüştüler ve yapılan ortak açıklamada “Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkin çalışması ve Maraş konusunu da ele aldık ve bir yol haritası belirledik” dendi. Açıklama önemli bir gelişme ve ben son zamanlarda bu yönde böylesi bir açıklamayı ilk kez duyuyorum. Uzun yıllar Türkiye’nin çıkarlarını savunmuş birisi olarak baktığım zaman, TMK’nın kurulması yönünde Türkiye’nin büyük çabalar harcadığını biliyorum. TMK Türkiye’nin kuşkusuz ki yararınadır ama en çok Kıbrıslı Türklerin yararınadır. Dolayısı ile Türkiye’nin sorunun çözümünden mutlu olacağını hatta kuvvetli telkinler yaptığını da düşünüyorum. Bu içten bir bilgi değil ama öyle olduğunu düşünüyorum.

Havadis: Kimi çevreler 4 Kasım’da AİHM’de “Maraş Evkaf’ın mı değil mi?” yönünde bir düello olacağını hatta Kıbrıs Rum yönetiminin bundan endişe ettiğini ileri sürüyorlar. Sizce böyle bir görüntü var mı?

Batıbay: Maraş Vakıf malı mı değil mi? Bu tartışma bana ilginç geliyor doğrusu. Ben bunu gerçekten anlayamıyorum. Çünkü Maraş, tam 45 yıl önce Türk askerinin kontrolüne geçti değil mi? Vakıfların Maraş’taki mülklerine kavuşmasını engelleyen Türk askeri mi oldu bu güne kadar? Böyle bir şey olabilir mi?

Havadis: Üstelik Mağusa Kaza Mahkemesi’nin aynı kararında Aşağı Maraş’ın da Vakıf malı olduğu yazar ama oralara özel koçanlar çıkarıldı ve Evkaf buna halen bir itiraz geliştirmedi.

Batıbay: Merak ediyorum 45 yıl içinde Vakıflar İdaresi “bu mülkler benimdir bana verin” diye bir başvuruda bulundu mu, bulundu ise ne cevap aldı acaba? Bulunmadı ise Vakıfları yönetenlerin ciddi bir ihmali söz konusu değil mi?

Bir de şunu hatırlayın, ta 1978’de Denktaş- Kiprianu anlaşması vardır. O anlaşmanın 5’nci maddesi diyordu ki; “Herhangi bir genel anlaşma beklenmeden, Maraş’ın 1974’te terk eden Rumların geri dönebilmeleri için Birleşmiş Milletler’e hemen iade edilmesi. Şimdi sormak lazım Evkaf “durun oradaki mal mülk bana ait siz nasıl olur da Rumlara terk ediyorsunuz” diye niye sormuyor?

Ben Kıbrıs’a 1980’lerin başında Ankara’daki Kıbrıs İşleri Dairesi’nde bir şube müdürü iken geldim. O zaman da yine bir mini paket tartışması vardı. Maraş’ın Rumlara iade edilmesi karşılığında Lefkoşa Havaalanı’nın iki toplum tarafından kullanılması fikri oluşturulmuştu. Bu paketi Rumlar reddetti. En son hatırlayın, Annan Planı tartışmaları sırasında rahmetli Denktaş “Bu Annan Planı çok karmaşık bunun yerine biz size Maraş’ı verelim buna karşılık siz de hava ambargosunu kaldırın” diye önerdi. Şimdi yeniden soruyorum birisi çıkıp da Denktaş’a “bizim malımızı sen nasıl oluyor da teklif ediyorsun” diye sordu mu?

Havadis: O zaman şunu sormak gerekir dönemin yöneticileri (2005) “Maraş Evkafındır” yönünde bir mahkeme kararı çıkarma gereğini neden duydular?

Batıbay: 2005 yılı mart ayında Taşınmaz Mal Komisyonu’nu kurduk. Ben de Stazburg’taydım o zaman. O sıralar AİHM çok sayıda açılmış dava arasından Xsenides Arestis davasını pilot dava-emsal dava olarak seçti ve karar aldı. Neden bunu yaptı? Bizim aleyhimize gelişen Louzido kararı içtihatını değiştireyim mi değiştirmeyim mi diye aldı.

Bu davada AİHM üç karar almış oldu. Birincisi, Xsenides Arestis malını kaybeden yani mağdur mu? İkincisi esasa ilişkin bir karar ve üçüncüsü ise tazminata yönelik bir karar. Bu vakıf malı konusu ilk defa bu dava sırasında ortaya çıktı. Kıbrıs’tan arkadaşlar geldiler ve “bu mal Evkaf’ındır diyelim” dediler. Bizim yapacak bir şeyimiz yoktu “belge melge” dedik “belge yok” dediler, o zaman tamam bildiğiniz gibi yapın” dedik ve böyle bir görüş ileri sürüldü. Ancak AİHM bu argümanı reddetti ve “Xsenidis Arestis mağdurdur yani mülkün sahibidir” kararını verdi. Çok iyi hatırlıyorum bu karar tarihi Mart 2005’tir. Kasım 2005’te, Mağusa Kaza Mahkemesi kararı çıktı. Bu zamanlama tesadüf mü? Bana inandırıcı gelmiyor.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim “Maraş Evkaf’ındır” tezine hiç kimseyi inandıramayız. Bunu ileri sürenler öncelikle yukarıdaki sorulara açıklıkla cevap vermelidirler. Bir diğer husus ise bütün bu süreçleri bilen birisi olarak Sn Denktaş’ın neden Maraş’ı iade eden önerilere imza atmış olduğudur. Cevabı şudur; Sayın Denktaş 1960 yılında toplum lideri merhum Doktor Küçük ile birlikte İngilizlerle hazırlanan bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşmada Evkaf da söz konusu edilmektedir.

Havadis:  İşte tam da bu noktada 1960 anlaşmalarının henüz açığa çıkmamış gizli bölümlerinin de olduğunu ileri sürenler var. Böyle bir şey olabilir mi?

Batıbay: Bu anlaşmaların gizli kalmış açıklanmamış bölümleri yok. Tam aksine tartıştığımız konuya açıklama getiren U eki var. Bu eki şimdi ben size takdim edeyim. Bu ek Kıbrıs Anayasası’nın resmi ekidir. Bu sözleşmede İngilizler, Evkaf Yüksek Konseyi de dahil Kıbrıs Türk toplumu kurumlarının, (geçmişe yönelik olarak) İngiltere’ye karşı hiçbir mali talebinin bulunmadığını teyit etmenizi istiyorum” diyor. Sayın Denktaş ve Sayın Küçük ise, alınan para karşılığında Kıbrıs Türk toplumunun “İngiltere’ye karşı hiçbir mali talebimizin olmayacağını teyit ederiz” diyerek imza atıyorlar. O sırada Sayın Küçük ayni zamanda Evkaf Yüksey Konsey Başkanlığı’nı da sürdürüyor.

Bu konuyu tartışırken, zaman aşımına bağlı el değişmeleri, Evkaf’ın o dönemin Maraş’ının bataklık olması hasebiyle Mağusa kale içindeki mülklerle ilgili Rumlarla gerçekleştirdiği takasları da dikkate almak lazım.

Sonuç olarak İngilizler usulsüzlük yapmış olabilirler. Bu belgeyi imzalatmak istemelerinin ana nedeninin kendilerinden emin olmamaları da olabilir. “Ben çıkıp gidiyorum Kıbrıs’tan başıma bela açılmasın” diye bunu imzalatmış olabilir. İngiliz yanlış yapmış olabileceği şeyler hakkında kendini güvence altına almak istemiş ama zamanında itiraz edilmemiş bunlara.  Bu tartışmanın bitmesi lazım.

Bir de bu “Maraş açılıyor” lafı yanlış formüle ediliyor. Bence öncelikli konu Maraş’ın açılması olmamalıdır. Maraş’ı açıyorum derseniz, ortada bunu engelleyen 1984’te alınmış 550 sayılı bir BM Güvenlik Konseyi kararı var. O karada, Maraş’ın Birleşmiş Milletler kontrolü altında açılması ve eski sakinlerinin dönmesi öngörülüyor. Taşınmaz Mal Komisyonu’nu çalıştırsak, bu kararı tatmin edecek çözümler üretebileceğiz. Hükümet değil, TMK diyecek ki; Maraş’ta malı mülkü olan kimler varsa mülklerini iade ediyorum kanıtlayın ve gelin alın. Böyle bir hamle Rum ulusalcıları oldukça tedirgin eder. Böyle bir adım atarsanız, Rum yönetimi hemen paniğe kapılacak ve kararların ihlal edildiği gerekçesi ile Güvenlik Konseyi’ne başvuracaklar. Zaten Türkiye uluslar arası ölçekte oldukça yalnız durumda. Bu durumda bunu önlemenin tek yolu, Maraş’ı eski sahiplerine iade ederken, ben Maraş’ı açmıyorum, ben AİHM’in onayladığı iç hukuk yolu ile bireysel mağduriyet gideriyorum, insan haklarını koruyorum derseniz kimse buna hiçbir şey söyleyemez. Kimse buna itiraz edemez.

Cras Montana süreci çöktüğünde ben bazı şeyler söylemiştim. Demiştim ki; Rum tarafı uluslar arası yasallığını kullanarak, iki tarafın konumlarından doğan farklılıkları kullanarak kalıcı çözüm yerine zamana oynama yolu izliyor. Bunun için de çözüm için hevesi olmadığını ortaya koyuyor. O zaman, statükoyu uluslar arası alanda nasıl lehimize çevirebiliriz ki karşı tarafla daha dengeli olabiliriz ve daha zorlayıcı olabiliriz. Bunu sağlamayı kolaylaştıracak üç şey önermiştim:

En başta Taşınmaz Mal Komisyonu’nu hızla çalıştırmak. Bu yapılınca ne oluyor? Rumların Kuzey’de her hak iddia edişinde altlarındaki halıyı çekiyorsunuz. Rumlar her görüşme sürecinde neden toprak talebinde bulunuyorlar? Toprakları kuzeyde kaldı hiç olmazsa bir kısmı geriye dönebilsin diye. Neden kurulacak federe devlette kuzeye yüzde 20 yüzde 30 Rum dönsün? Çünkü çok büyük ölçüde toprakları kuzeyde kaldı diye. Siz TMK marifeti ile Rumların mallarını kamulaştırırsanız, zemini değiştirmiş olursunuz. Ve bunu Rum mülk sahiplerinin gönüllü rızalarıyla yapmış olursunuz.

İkincisi Maronitlerin dönmesi idi. Çok kültürlülük göstergesi. Bu insanlar zanaatkar çok çalışkan insanlar üstelik tarihi hiçbir sorunumuzun olmadığı insanlar.

Üçüncüsü de, Maraş’ın Türk yönetimi altında sadece TMK’nın çağrısını kabul edip dönmek isteyenlere mülklerinin açılması.

Bu gerçekleşirse muhtemelen kullanım kaybı tazminatları da gündeme gelecek özellikle oteller için bu rakamlar çok yüksek olacak. Ödemesi güç talepler olacak ancak yine de farklı yöntemlerle bu talepleri tatmin etmek mümkün olabilir. Benim aklıma bazı pratik öneriler de geliyor. Mesela bedava elektrik vermek, bedava su vermek, vergi bağışıklığı getirmek, otellere harç ve vergilerden arınmış casino açma izni vermek ki bu alan oldukça karlı bir iştir. Ve daha başka düşünülebilecek önlemler.. Bu yolla gelecek olan Rumların oldukça fazla olduğunu biliyorum. Yunan-Türk Formu var ben oranın üyesiyim ve tanışık olduğum Rum arkadaşlarım var. Bana bir şeyden bahsettiler; Maraşlı Rumların bir internet grubu var, bu soruyu sormuşlar kendi aralarında Türk idaresi altında Maraş’a döner misin?  Bana söylenen yüzde 40’ı “dönerim” demiş. Yüzde 30’u “kesinlikle dönmem” demiş. Geri kalan yüzde 30’u ise, gidenleri gözler, eğer onlar gelişmelerden memnunsa o zaman karar veririm demiş. Yani yüzde 70’ dönme fikrine karşı değil. Bu çok önemli bir rakam. Umarım ki Ankara’da bu son görüşmelerde olumlu yönde kararlar çıkmıştır. Bekleyip göreceğiz.

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı