Röportaj

“Yalan propagandanın sonucu”

“YALAN PROPAGANDA YAPILDI”: Sennaroğlu: Kuraklık bölgeleri ve oranlarını içeren harita, UBP hükümeti döneminde yapıldı. Seçim döneminde ise köylere gidip haritada belirlenen oranların aksine “Sizin bölge yüzde 90’a girdi dönüm başı 45 TL alacaksınız” gibi yalanlar söylendi. Şimdi köylü gerçek rakamları görünce CTP-DP Hükümeti tazminatı düşürdü sanıyor

“BÜTÇEYİ BİLE ONAYLAMADILAR”: Sennaroğlu: Kuraklık ödenmedi çünkü UBP hükümeti fon bütçesini onaylamadı. Biz komiteden geçirdik yarın Meclis’ten geçer. Bayram öncesi, itirazsız olanları ödeme imkanı bulacağız. İtirazlı olanlar neticelendikten sonra, kasım sonu, aralık başı ödenebilecek

“MEMUR ÇİFTÇİ OLAMAZ”: Sennaroğlu: Dünyanın hiçbir yerinde bir kişi hem kamuda işleyip, hem de tarım yapamaz… Artık bizde de olmamasını ümit ederek çabalıyoruz ve devlet arazilerinin kiralanması konusundaki yeni politikamız da buna bir adımdır

“HAYVANCI İÇİN BÜYÜK HEDEF”: Sennaroğlu: İngiltere’deki soydaşlarımızın Kıbrıs’takilerden daha fazla olduğu söylenir. Hedefim, 1 Ocak 2015 tarihine kadar Yeşil Hat Tüzüğü’nde süt ve süt ürünleri ihracatına engel olan tüm yasakları aşmaktır

“KULLANIYORSAN ÖDEYECEKSİN”: Sennaroğlu: Bu makamda oturduğum sürece kullandığı elektriğin parasını ödemeyen biri için telefonu açıp da “Elektriğini bağlayın” demeyeceğim. Kamuda da özelde de herkes kullandığının bedelini ödeyecek

Selda İÇER

Bu hafta Gıda, Tarım ve Enerji Bakanı Önder Sennaroğlu ile sohbet ettik sizler için. Kendisi bu göreve geleli henüz 20 gün olmuş. Ancak sektör temsilcileri sorunları konusunda artık dayanamaz noktaya gelmiş ve eylem uyarısı yapıyorlar. Hem çiftçiler, hem narenciyecilerin paralarını alamadıkları için tahammülleri kalmamış beklemeye. Biz de tüm bu sıkıntıları bakan Sennaroğlu’na sorduk, sıkıntıları nasıl aşmayı düşündüğünü öğrendik.

HAVADİS: Siz daha önce de bu alanda bakanlık yaptınız. Şu an geriye dönüp baktığınızda farklı ne buldunuz?
SENNAROĞLU:
2009’da görevi devrettiğim zaman (Gerçi o zaman sadece Tarım Bakanı idim, Gıda ve Enerji bana bağlı değildi. Zaten Gıda Bakanlığı yenidir.) O zamanla şimdiyi mukayese edersek, arada dağlar kadar fark var. Bir kere, tarım sektöründe büyük bir yıkım, hasar vardır. Tabii ben kendime prensip edindim. Kendimden önceki yönetimi kötüleyerek bir şeyler yapma niyetinde değilim. Çok da konuşma taraftarı değilim. Ama 2009’da bıraktığımın çok gerisindeyiz. Sıkıntı çok büyüktür. Tarımda, hayvancılıkta, narenciyede, kuru ziraatta, balıkçılıkta sıkıntılar vardır. Arıcıların sıkıntıları vardır. Yani bütün sektörde sıkıntı hat safhadadır. Bu durumun düzelmesiyle ilgili çalışmalara başladık ve bu politikaların hayat bulmasına gayret göstereceğiz.

HAVADİS: Çiftçilerin ciddi sıkıntıları var kuraklık paralarının ödenmesini talep ediyorlar ve hafta başında eylem uyarısı yaptılar?
SENNAROĞLU:
Bu konuya bir açıklık getirelim. Haziran ayında UBP hükümeti ülkede bir kuraklık olduğunu ilan etti. Genel Tarım Sigortası Fonu’nda Saptama ve Bilgilendirme Komitesi vardır. Bu komite 40 gün boyunca adayı gezmiştir, bütün arazileri incelemiştir ve buna bağlı olarak hangi bölgenin ne derecede kuraklık yaşadığını saptamıştır. Bunun sonunda da ülke bazında bir harita çıkmıştır. Bu haritaya göre, ülkenin bir kısmında % 50 kuraklık yaşamış ve bu komitede değerlendirilmiştir. Bir kısım yerler % 70 kurak olarak açıklanmış ve bir kısım ise % 90 kurak olduğunu tespit etmiştir bu komite. Bu komitenin yaptığı değerlendirmeye göre tazminat miktarları açıklanmıştır. % 50 kurak yerler 20 TL tazminat, % 70 kurak olan bölgeye 32 TL tazminat, “% 90 kurak bölgelere 45 TL tazminat verilmesi için bu komite karar almıştır. Bu komitenin kararı Haziran ayında İrsen Küçük’ün Başbakan olduğu dönemde, Bakanlar Kurulu’nda onay almış, onaylanmıştır. Tabii bu kuraklık tazminatları ödenmemiştir. Çünkü sigortanın bütçesi bugüne kadar mecliste yasallaşmamıştır. Diğer taraftan üreticinin yapmış olduğu beyanlar biz göreve geldikten sonra askıya alınmış ve itirazlar yeni tamamlanmıştır. Bu itirazların incelenmesi gerekir. Bu yaklaşık bir buçuk ay alacak. Aralık ayını bulacak yani. Tabii bir taraftan bütçe onaylanmadı Meclis’te. Biz onu Bakanlar Kurulu’na getirdik ve meclise havale ettik. Cuma günü komitede onaylandı. Yarın da Genel Kurul’a gelip onaylanacak ve Resmi Gazete’de yayımlanacak. Üretici derhal toprağını işlemek zorundadır. Kasım ayında tohumunu tarlaya atmalıdır. Üreticinin paraya ihtiyacı vardır. Bunun bilincindeyiz. Şimdi itirazların neticelenmesini beklersek, aralık ayını bulur. Üretici parasızdır. Onun için bütçe onaylanıp, resmi gazetede yayınlandıktan sonra bayram öncesi, önümüzdeki hafta üreticiye sorunsuz olan beyanları, itirazsız olan beyanlarını ödeme imkanı bulacağız. Bayramdan önce bu işi yapacağız. İtirazlı olanlar neticelendikten sonra kasım sonu, aralık başı onlar da ödenecek. Yalnız üreticilerin, Çiftçiler Birliği’nin bu konuda şikayetleri var.

HAVADİS: Nedir bu şikayetler?
SENNAROĞLU:
Seçim döneminde, seçim süreci boyunca bazı siyasiler, bazı köylere gittiler. Örnek veriyorum; Kırıkkale’ye gittiler. Kırıkkaleliler geçen gün bana geldiler ve seçim propaganda sürecinde köylülere söylediler ki, Kırıkkale 45 TL tazminat alacak dönümüne. Yani “% 90 kuraklığa girdiniz” dendi köylüye. Bir diğer köye gittiler, “burası % 70 kuraklığa girdi. 30 TL tazminat alacaksınız” dediler. Dolayısıyla, o köy insanı o şekilde biliyor olayı. Ancak işin aslı öyle değildir. İşin aslı, Kırıkkale 20 TL alacak. Şimdi işin aslını öğrenince köylüler, “Bizim alacağımız 45 TL tazminatı CTP/DP hükümeti 20 TL’ye düşürdü” diye yorumlar yapılıyor. Bunun gerçekle alakası yoktur. Biz önceki hükümetin aldığı kararları uygulamaya çalışıyoruz. Üreticiler belki haklıdır. Bu harita gerçekleri yansıtmıyordur. Biz şu anda saptama değerlendirme komitesini yeniden kurabiliriz, onda bir sıkıntı yok. Ancak bu Saptama Değerlendirme Komitesi’nin yeniden arazide değerlendirme yapması gerekir. Bunu yapacak olanağı yoktur. Çünkü arazide ekin kalmamıştır. Ya sürülmüştür, ya da otlatılmıştır. Bu tespiti tekrardan yapamıyoruz. Doğanın gerçeğinden dolayı.
HAVADİS: Çiftçiler Birliği ile görüşüp, bu durunu onlara da anlattınız mı?
SENNAROĞLU:
Anlattım tabii ki.

HAVADİS: Peki Çiftçiler Birliği’nin talebi nedir? Ne istiyorlar sizden bu aşamada?
SENNAROĞLU:
Şimdi Çiftçiler Birliği bu haritanın yeniden düzenlenmesini istiyor. Belki haklıdırlar, bu konuda fazla bir yorum yapma durumunda da değilim. Ama bunu değiştirecek, telafi edecek bir durum söz konusu değildir. Bu haritaya göre verilecek olan tazminat 19.9 milyon TL’dir. Tüm itirazlar temizlenirse ödenecek miktar budur. Bunu artırmanın yolu da yoktur. Kaynak da yoktur.

HAVADİS: Çiftçiler diyor ki Sigorta Fonu’nda bu para var ama ödeme yapılmıyor?
SENNAROĞLU:
Sigorta Fonu’nun yükümlülüğü yalnız bu değildir ki. Sigorta Fonu gelecek yılı da düşünmek zorundadır. Hayvancılıkta oluşabilecek sorunların tazminatlarında da sorumluluğu vardır. Başka ürünlerde de sorumluluğu vardır. Bu sigorta fonu üreticinindir, başkasının değil. Bu yılı da, bir sonraki yılı da, düşünmek zorundadır. Hem elimizdekini, hem gelecek kaynağı tümden de harcayamayız. Yani kime vereceksiniz. Mesela İnönü, Geçitkale, atıyorum Kırıkkale bunlara nasıl daha fazla verebilirim, veremem. Tüm miktarı artırsam veremem olanak yoktur. Her tazminatı 10’ar TL artırsam 8 milyon TL daha gerekir. Böyle bir kaynak yoktur. Üretici birliğinin savunduğu şudur. Bazı bölgeler kuraklığa girmediği halde kurak sayılmış. Ben buna yorum yapacak değilim.

HAVADİS: Bir de, devlet arazilerinin kiralanmasıyla ilgili sorunlar var. Bu konuda şikayetler nedir?
SENNAROĞLU:
Tabii arazilerin kiralanmasıyla ilgili bakanlık, Tarım Bakanlığı değildir. İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır. Ama hükümet bir bütündür. Bakanlar Kurulu’nda bu konular görüşülmüştür. Şimdi burada amaçlanan olay şudur; Bir vardır kişi geçimini, yaşamını tarımcılıktan, hayvancılıktan ve balıkçılıktan sağlarlar. Bir taraftan da kamuda çalışıp, ayni zamanda tarımcılık da yapanlar vardır. Adam öğretmendir, polistir ama köyde yaşar ve tarım, hayvancılık da yapar. Geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlayanla ayni şartlarda yapar bunu da. Bu tamamen sosyal adaletsizliktir. Çiftçiye verilen destekler az ve yetersizdir. Bu bir hakikattir. Dünyanın hiçbir yerinde yoktur hem kamuda işleyip, hem de tarım yapmak. Artık bizde de olmamasını ümit ederek çabalıyoruz ve devlet arazilerinin kiralanması da buna bir adımdır. Patimizin seçim bildirgesinde yazıyor. Üreticinin tanımı yapılacaktır önümüzdeki günlerde. Üretici kimdir? Kamuda çalışan bir kişi üretici değildir. Örnek vereyim. Rum tarafında da durum aynı idi. Kamuda çalışan tarımda da çalışıyordu. Ancak bu adımla ilerleme kaydedildi ve iş sahipleri işlerini ev hanımı eşlerinin üzerine yaptılar ve kendileri adına tarımda çalışmaya başlanıldı. Bizin tarafta da ümit edilen budur.

HAVADİS: İşini eşinin üzerine çevirdiğinde değişen bir şey olacak mı?
SENNAROĞLU:
Evet, o da Sosyal Sigorta kaydını yaptıracak ve o da işletme sahibi olacak. Bütün dünyada bu böyledir. Sosyal güvencesi olacak eşinin de.

HAVADİS: Yani kamu görevlisi birine artık devlet arazi kiralamayacak mı?
SENNAROĞLU:
Hayır. Kiralamayacağız. Doğrudan Gelir Desteği de ödemeyeceğiz.

HAVADİS: Peki şikayet noktası nedir burada çiftçilerin?
SENNAROĞLU:
Tabii bizim ülkemizde bu uygulamaya geçilirken pek çok anomalinin yaşanacağını biliyoruz. Örneğin 58 yaşında bir vatandaş beni ziyaret etti. Belli bir miktar hayvanı var ve belli bir miktarda arazisi var ve bu yaşında sosyal sigortalarda kayıtlı değil. Yüzlerce insan vardır bu durumda. Bu uygulamayla bu kişilerin ortaya çıkıp sosyal sigorta kayıtlarını yaptıracaklarını ve eski borçları konusunda tolerans gösterilecek. Bu olayın yoluna konulması ümit edilir. Ümit edilen bu insanlara öyle destek verilsin ki, onlar da sosyal sigortalarını yatırabilsin bundan sonra. 58 yaşında bir adam bu saatten sonra yatırım yapsa bundan ne kadar faydalanabilir bilinmez. Ama bir yerden başlamak lazım. Çünkü şu anki düzen yaşanılır bir düzen değildir. Yani haksız bir rekabet vardır. Sosyal adaletle uzaktan yakından alakası yoktur. Bir tarafta devlette 5 bin TL maaşla çalışır, 300 dönüm arazisi vardır, 200 baş hayvanı vardır. Bir tarafta da Sosyal Sigortası’nı bile yatıramayan sadece çiftçilikle geçinen kişiler vardır. Ancak ikisi de ayni desteği almaktadırlar. Bu adaletli değildir. Bunu değiştireceğiz, değiştirirken de pek çok anomaliler yaşayacağız. Bu düzenin yoluna girmesi için diğer ülkelerde olduğu gibi yoluna girmesi için çaba sarf edeceğiz. Amaç budur.

HAVADİS: Peki bu sistemin dışında neler var ki bizim rayına oturtmamız gerekir?
SENNAROĞLU:
Bir kere üretici tanımını yapmak gerekir. Çok sıkıntı var. Mesela bakın, ben hep bunu söylerim. Ülkemizde tarımın esasını kuru tarım oluşturur. Narenciye de bunun bir koludur ama Güzelyurt bölgesine özgüdür. Ülkenin 850 bin dönüm ekilebilir alanı vardır. Kuru tarım yapılabilir alanı vardır. Bu dönümler içerisinde en çok arpa ve yem ürünü ekilmektedir. Bu ikisi de hayvana yem sağlar. Hayvandan ne çıkar? Ülkenin ihtiyacı olan et ve süt çıkar. Et ülkemize yetecek kadar vardır. Dışarıdan ithal edilmesine gerek yoktur. İkinci ürün süttür. Ülkenin ihtiyacı olan süt ve süt ürünlerinin üretimine gider. Sütün % 50 si. Diğer % 50 si ise ihraç edilir. Türkiye’ye ve Arap ülkelerine bu ürünü ihraç ederken biz ihracat teşvik pirimi vermek zorundayız. Çünkü Avrupa ülkeleri standartlarında bir üretim yapmıyoruz. Bir akrabanıza giderken bile yanınızda hediye olarak süt ve süt ürünü götüremezsiniz. Çünkü Avrupa standartlarında değildir. Bizim ümidimiz 1 Ocak 2015 tarihine kadar Yeşil Hat üzerinde süt ve süt ürünleri ihracatına engel olan tüm yasakları aşmaktır. Tabii ne kadar başarılı oluruz bilemem. Bugün 15 milyon TL aktarıyoruz hellimin ihraç edilebilmesi için. Olmayan kaynaklar zorlanır. Bunlar çoktan çözülmesi gereken sorunlardı. Bugün hala bazı yerlerde güğüme süt sağılır. Bu nedenle biz İngiltere’ye hellim gönderemeyiz. Üreticinin sütü kırk derece sıcakta fabrikaya gider ve ürün olur. Aslında Avrupa bunu ürün diye kabul etmiyor. İnsan sağlığına uygun değildir. Bu, hedeflerimden bir tanesi. Narenciyede büyük sorun vardır. Üretici ürününü vermiştir ama parasını alamamıştır. Böyle bir üretici yoktur hiçbir yerde. Üretici haklıdır. Sistem doğru değildir. Sürdürülebilir değil. Dünyada bir dönüm narenciyeden yedi ton ürün kaldırılır. Ekonomik olan verimli olan odur. Ancak bizim ülkede bu üç ton civarındadır. Ne kadar devlet desteği verirseniz verin, siz dünya ile rekabet edemezsiniz. Bu narenciyede de , tarımda da böyledir. Siz hala atalarımızın bulduğu arpa tohumunu ekerseniz, taş çatlasa, denizler taşsa 200 kilodan fazla verim alamazsın bir dönüm arpadan. Bugün dünya dönümünden 700-800 ton ürün kaldırır. Verimliliğe geçmemiz lazım. Hayvancılıkta da aynı şekilde. Günlük süt ürünü 18 kilodur. Bu Rum tarafında otuzlara yakındır, dünyada 40’tır. Bunları geliştirmemiz lazım.

HAVADİS: Tüm bunları hayata geçirmek için bir geçiş dönemine ihtiyaç yok mudur?
SENNAROĞLU:
Hayvancılıkta kaliteli kuru ota önem vermeniz gerekiyor. Yeme önem vermeniz gerekiyor. Devlet olarak yardımcı olmak gerekir, kaliteli yem üretmeleri için teşvik etmek gerekir. Destek primi veriyoruz. Ancak biz bunu yapamayız, hellimin ihracı yüklü bir miktarı kör kuyuya atıyoruz.

HAVADİS: Peki rantable değilse neden yapıyoruz bunu?
SENNAROĞLU:
Köylü ne yapacak? Bugün biz hellimimizi İngiltere’deki soydaşlarımıza satabilsek, yetişmez bile sütümüz oradaki insanımıza sunalım. Kıbrıs’ın damak tadında hellimin ayrı bir yeri vardır. Bugün İngiltere’deki soydaşlarımızın Kıbrıs’takilerden daha fazla olduğu söylenir. Oradaki Kıbrıslılar hellimi Rum tarafının yolladığı hellimleri tüketerek elde ediyorlar. Ancak ben inanıyorum ki eğer bizim şirketlerimiz İngiltere’ye hellim yollayabilseler, Rum şirketlerinin hellimlerini almazlar. Hedefimiz budur. Umarım hedefimize ulaşırız ve önümüzdeki engellerden kurtuluruz. Siyasette neyin ne olacağı belli değildir ama bir hedef belirlemek lazım. Düğümlenmemizin sebebi budur. 40senedir bir hedef belirlemedikleri için bu durumdayız. Sularda tuzlanma vardır. Bu gelecek olan suyla yer altı kaynaklarının desteklenmesi planlanıyor. Bunlar hep aklımızda. Ancak daha göreve yeni geldik hepsini bir anda projelendiremeyiz.

HAVADİS: Sektör temsilcileri sabırsız, hakları için eylem uyarısı yapmalarına ne diyeceksiniz?
SENNAROĞLU:
Tabii Çiftçiler Birliği ve Narenciyeciler Birliği. Haklılar ama. Belki ikisi de haklı ama narenciyeciler ürünlerini verdiler. Aradan kaç ay geçti ve bedelini alamadılar. Dediğim gibi hiçbir yerde böyle bir üretici yoktur. Ürününü verecek ve üzerinden aylar geçecek ancak karşılığını alamayacak. “Bu onların sorunudur” diyemeyiz. Hepimizin sorunudur. Ben bu konuyu bakanlar kurulunda görüştüm. Şu anda narenciyenin elinde 1950 ton konsantre bulunmaktadır. Derhal bunu satabilir miyiz diye çalışmalara başladık. Bir de şöyle bir söylem var. “Sennaroğlu Tarım Bakanı oldu, ilk önce süt paralarını ödedi.” Bu duyumları alıyorum. Evet haklıdırlar da. Ben 2009’da görevi bıraktığımda süt paraları 5’inde ve 20’sinde ödeniyordu. Ancak bu düzen dört senedir bozuldu. Ben göreve gelirkenden ilk işim eldeki mevcut paraya baktım ve süt paralarını verdim. Narenciyeci bunu bilmediği için, “Bakan önce süt parasını ödedi, bizi ödemedi” diyor. Bakanlıkta bir tek kasa yoktur herkesin parası ayni yerden çıksın. Yani, süt üreticisi, ürünlerini satmışsa ben onun parasını narenciyeciye veremem. Narenciyecinin ürünü konsantre olarak muhafaza edilmekte. Bir önceki seneden de elde kalan ürün var. Üstelik narenciyeciler bir bankaya bağlı. Cyfruvex bir bankadan yüklü miktarda para çekmiş ve Cyfruvex’te muhafaza edilen konsantre ürünlerin de sahibi bu söz konusu bankadır borçtan dolayı. Yani durumları çok karışık ve biraz da umutsuz. Yani bu durumda narenciyecinin satılacak olan konsantresinin parası da borç alınan bankaya gider. Şimdiki düşüncemiz bu elde kalan konsantrenin tamamını bir anda satabilir miyiz? Satarsak parasını hemen alabilir miyiz? Oradan alınan para bankadaki borca verilir, kalanıyla da üretici ödenir. Eksilirse devlet ona bir formül düşünür. Eğer satın alan bulunursa satış primini devlet ödeyebilecek durumdadır. Biz bu sorunu yıllardır tutuyoruz, bir anda çözülmesini bekleyemeyiz. Çözüm yolu aklımıza bu geldi. Başkasının daha farklı bir çözümü varsa açığız. Herkesin de bilmesi gerekir elimizde sihirli değnek yoktur.

HAVADİS: Peki ödeyemediğimiz başka nelerimiz var?
SENNAROĞLU:
Süt paralarında sorun vardı. Onu düzene koymaya çalışıyoruz. Umarım ileriki dönemlerde de sorun yaşamayız. Bunun aksayıp aksamayacağını bilemeyiz. Ancak küçükbaş hayvan üreticisine kredili arpa söz konusudur. Umarım ilerleyen süreçte bunu hayata geçirebiliriz. Tohumluk arpa konusu vardır. Onların da faizlerinin bir kısmını bağışlama yönünde bir düşüncemiz vardır.

HAVADİS: Dışarıdan gelen bazı ithal ürünler, bizde de var. Bunu üreticiler sıkça dile getiriyor. Bu konuyla ilgili bir şey düşünür müsünüz, yerli üreticiyi destekleme adına?
SENNAROĞLU:
Yerli üreticinin her zaman desteklenmesi taraftarıyım. Mesela, geçen akşam Tepebaşı’nı ziyaret ettim. Domates yetiştiricilerinin sorunlarını dinledim. O konuda üreticilerle bir araya geldim. Belli dönemlerde tüketilen miktar da göz önüne alındığında ithale gereksinim vardır. Süt üreticileri diyor ki “dışarıdan gelen ürünlere fon konulmalı”.Bunlar ayaküstü alınacak kararlar değildi. Fonlar iyi tartışılıp, iyi karar alınması gerekir. Yoksa ülkede pahalılığa sebep olur ve bu defa tüketici başka yöne kayar. Bir de üreticimizi düşünmeliyiz. Un ürününde yerli un ile Türkiye’den gelen un arasında fiyat farkı var. Ekmekçilerde ekmeği pahalı etme kararı aldı. Bu defa halk karşı çıktı. Buna karşılık Türkiye’den bir miktar un geldi. Bu sefer yerli üreticiler ayaklandı. Yani bu işler bir anda olmaz. Akşamdan sabaha sorunlar çözülmez. Bir tarafı düzeltirken, diğer tarafı mağdur etmemek lazım. Biz ilerleyen günlerde bunları iyice değerlendireceğiz.

HAVADİS: Geçiş hükümeti tarımda kullanılan ilaçlarla ilgili kararlar almıştı. Bu konuda sizin düşünceniz nedir? Bu kararların devamlılığı var mı?
SENNAROĞLU
: Biz gıdaya çok büyük önem veriyoruz. Geçiş hükümetini taktir ediyoruz. Ama ülkede gıda mevzuatı konusunda bir şey yoktur. Biz ne yaptık? Bu adada ilk defa Gıda Bakanlığı oluşturduk. Önem verdiğimiz buradan belli. Bir kere, bakanlığın teşkilat yasası değişecek. Gerekli birimler oluşturulacak. Sadece ismi var şu anda. Gerekli birimler kurulacak, eksikler tamamlanacak, laboratuvarlar geliştirilecek. Bir yerden başlamamız gerekirdi ve başladık. Nereye kadar gideceğiz, hep beraber göreceğiz. Bu sıralar istihdam oluşmayacak. Geçici öğretmenler atanacak, o kadar. Bütçe bu kadarına yetiyor. Bakanlığın teşkilatını değiştirmemiz gerekir. Gerekli birimleri oluşturmamız gerekir. Gerekli elemanları almamız gerekir. 2014’e kadar faaliyet yok şimdilik.

HAVADİS: Kamunun elektriklerinin kesilmesiyle ilgili nasıl bir projeniz var?
SENNAROĞLU:
Ben hep şunu söylerim. Suyu kim içecekse parasını verecek. Bu elektriği kim kullanırsa karşılığı olan meblayı ödemelidir. Prensibimiz bu olacaktır. Bugün elektrik kurumunun 350 milyon borcu bulunmaktadır. Camilerden senelerce elektrik parası alınmadı. Bu elektriği kim kullandı, nasıl kullandı soran olmadı. Bunun gibi kuruluşlar nedeniyle bu borç oluştu. Bunu herkes bilsin. Ben bu makamda oturduğum sürece telefonu açıp da kimseye, “parasını vermeden elektriğini bağlayın” demem ve demeyeceğim. Kim olursa olsun elektriği kullanan herkes bunun bedelini ödeyecek.

HAVADİS: Son olarak neler söylemek istersiniz?
SENNAROĞLU:
Özellikle üreticilere şunu söyleyeyim. Sorunları, sıkıntıları biliyorum. Bir anda çözülemez. Her geçen gün sorunlarını azaltmak için çabamızı, enerjimizi son noktaya kadar kullanacağız.

 

Fotoğraflar: Bertuğ TOPAL

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı