Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YABANCILAŞTIĞIMIZ COĞRAFYANIN ÇİLESİ…

“Kelimelerin kraliçesi” dedim.

Güldü.
Gökyüzünde yusyuvarlak bir ay vardı.
“Yerlerin ve göklerin kraliçesi.”
Yakamozlar, koyu mavi karanlıkta kıpırtılarla dans ediyordu.
Gitarın melankolik ritmi başladığında, yakamozlara eşlik eden kız çıktı ortaya.
Avuçlara hoş bir ürperti veren ıslak kumlar üzerinde, uzak diyarlardan seçtiği figürlerle kopup gitmişti bu dünyadan.
Gitarın tellerinden melankolik ritimler çıkaran erkek ve dansçı kız bizimle değildi artık.
Aslında biz birbirimizle değildik.
Kelimelerin kraliçesinin aklında dizeler uçuşuyordu.
Benimse büyülü ay.

      ***

Bir ikindi vakti gitmiştim o tapınağa.
Damları huniye benzeyen evlerin ortasına yuvarlak ocaklar kurulmuştu.
Harlı bir ateş yanıyordu evin içinde ve dumanlar huniye benzeyen damdan çıkıp gidiyordu.
Yaşam, o harlı ateşin etrafında şekilleniyordu.
Elleri ve yüzleri rengarenk dövmeli kadınlar eşlik ediyordu bize.
Bir yandan ateşe saldıkları gözlemeleri kontrol ediyorlar, diğer yandan geçmişi anlatıp duruyorlardı.
Yok yok, ateşe tapanların ayininde değildik.
Şaman, çoktan terk etmişti bu toprakları.
Ateşin efendisinin çocukları çoktan öksüz kalmıştı.
Şimdi “yerlerin ve göklerin kraliçesinin” zamanıydı.
Ay vaktindeydik.
İlk sınıfsız ve sömürüsüz düzeni kuran, silahı günah sayan insanların yurdunda.
O yıkık-dökük tapınakta ay ışığının bize türlü şekillerde görüneceği saati bekliyorduk.
Tarih içinde bir yolculuğa çıkmış gibiydik.
Tıpkı şaman gibi artık yokluğa kayıp giden bir diyardaydık.

      ***
“…Sen dünyalar arasında dolaşan birisin, bir arabulucu… Uzun süre bu düşünceye karşı geldiğini biliyoruz ama tasalanma; bu sana ve karşılaştığın diğer insanlara özgürlük ve mutluluk getiriyor çünkü sen denge ve uyumu özlüyorsun. Her şeyin alt üst olduğu yerlerdeki dengeyi bile yeniden sağlamak için doğru yolu ve doğru çareleri buluyorsun. Çok olan şeyleri azalt ve az olup büyümeye müsait şeyleri güçlendir. Bunu yaparken en doğru olan anı seç ve zorlamaya çalışma. Doğa kendiliğinden zorlar, fakat o ustanın ellerindeki bir güvercin gibidir. Sen tüm bunlarla büyü yapabilirsin; eğer onun yasalarını anlar, şarkısını söyler ve söylediğin anda sesin hoş çıkarsa, o zaman dağlar eriyip suya dönüşür, buzlar açan çiçekler haline gelir ve hastalar iyileşir. Seninle aramızda bir bağ olduğu için, sen her şeyi söylediğimiz gibi etkilersin. Biz kuvvetiz, bilgiyiz. Bizi çağır o zaman sana yardıma geliriz” diye fısıldadı ataların sesi… (Ateşin Efendisi Şaman-Herald Braem)

     ***

“O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler… (Yaşar Kemal)
O güzel atlara binip gelenlerin tarumar ettiği bir ülkenin acısıyla kıvranıyoruz her daim.
Sınırsız, koşulsuz ve sonsuz sevgiyle bağlı olduğumuz bu topraklar bir daha iflah olmadı.
Ne gitarından melankolik tınılar çıkan adam, ne uzak diyarlardan getirdiği ritimlerle dans eden kız.
Kelimelerin kraliçesi ağıt tutuyor mısralarında sürekli.
Önce rengarenk dövmeli, hızmalı kadınlar, sonra yerlerin ve göklerin kraliçesi ezildi “o güzel atların” toynaklarında.
Sıra bize geldiğinde farkında bile değildik olup bitenin.
Yakamozların parıltısı ile sarhoştuk.
O gün bugündür sürüyor.
Artık yabancılaştığımız bu coğrafyanın çilesi…