Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Ya iktidardan gidersem” telaşı…

Radyo Havadis’teki dünkü programımızda neyi konuşalım diye tartışırken Hüseyin Ekmekçi, “Hükümeti tartışalım” deyiverdi ve programa girdik. Aslında “olmayan bir şeyi” tartışmak kadar zor bir şey olmasa gerek. Adı var, kendisi yok bir hükümet… Öyle ki, Kıbrıs Türkü’nün kabus yılları olarak tanımlanan İrsen Küçük dönemi ile mukayese eder duruma düştük. Biz bunları yazarken üzülüyoruz ama öyle görülüyor ki, onlar hallerinden memnunlar…

Ne yazık ki, kendi yandaşları dahil, toplumun hiçbir kesiminden destek bulmayan bir hükümet ile karşı karşıyayız. Kimin ne yaptığı, kimin baş olduğu bile belli olmayan, her kafadan bir ses çıkan, isteyenin istediğini yapabildiği, kendi başına buyruk bakanlardan oluşmuş bir sistemde yaşıyoruz, daha doğrusu yaşadığımızı sanıyoruz…
Hükümetin büyük ortağı ve Başbakanlık makamını elinde bulunduran CTP, tavla teslim olduğu DP-UG’nin yaptıklarına onay veren bir pozisyona düştü. Tiyatrolar Müdürü atamasında yaşanan skandal ve hükümetin başı olarak Başbakan Yorgancıoğlu’nun takındığı duruşu tekrar tekrar yazmama gerek yok. Bu atamaya karşın yaptığı tek şey, Denktaş’tan “bir kez daha düşünmesi için RİCADA bulunmak” oluyor. Tarihi boyunca hiç bu kadar yetersiz duruma düşmeyen koca CTP’nin haline, taraflı tarafsız herkes, üzülerek bakıyor…
Çok mu zor, çıkıp da yapılan yanlışlara dur demek, hükümeti atama hükümeti yerine icraat hükümeti haline getirmek. Hiç de zor değil. Önemli olan o iradeyi, dik duruşu sergileyebilmek. Ama şartlar Sayın Yorgancıoğlu’nun bunu yapmasına müsait değil ne yazık ki. Kendi partisi içinde bile otoritesini kuramayan, atadıklarıyla sınırlı sayıda belli bir zümrenin güdümünde ve her an kendisine karşı bir hareketin başlayacağı şüphesiyle yaşamak zorunda…
“Bu hükümetin miadı doldu, değiştirmek gerek” sözleri, artık toplumun büyük bir kesiminden gelmeye başladı. Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun, “erken seçim” çağrısının altında yatan gerçek de bu…
Ama ne yazık ki, herkesin gördüğünü Sayın Yorgancıoğlu göremiyor. Kendi dünyasında “ekonominin iyiye gittiğini ve muhalefetin bu güzel tabloyu kıskandığını” bile söyleyecek kadar olayların dışında kalmış. Etrafında bulunan birkaç kişinin söylediklerine inanmaktan başka, yapacak bir şeyi kalmamış… Verdiği beyanatlarla yaptıkları arasında ciddi tezatların olduğunu bile fark edemiyor. Örneğin, KTHY eski çalışanlarının “mağdur” olduklarını söylüyor ama bu mağduriyeti gidermek yerine, tam tersini yapıyor. Sonra da “mağdur oldukları için” kapısına gelen KTHY çalışanlarına sitem ediyor…
Hükümetin bir yıllık icraatını anlatacağı basın toplantısını, devlet ajansları dışında kimsenin dikkate almadığının nedenlerini araştırma gereğini bile duymuyor. Evet, bu hükümetin “iş yapma” miadı doldu. Ancak ortaklardan hiçbiri de belli sebeplerden dolayı bu hükümeti bozma niyetinde değil. DP-UG kanadı, bugün elde ettikleri avantajları bir başka hükümet modelinde bulamayacağını iyi biliyor. Yaptıkları hiçbir şeye ses çıkarmayan, uysal bir Başbakan’ı, emrindeki 4 bakanlığı nerede bulacak Serdar Bey. Küçük ortak için bu koalisyon resmen Şam’da kayısı. İstediği atamayı yapıyor, hatta kimseye sormadan kabineyi bile değiştirebiliyorsa, daha ne isteyebilir ki..?
Ancak Başbakan Yorgancıoğlu için durum hiç de öyle değil. Yorgancıoğlu’nun tek çaresi hükümette kalabilmek. Hükümetten gittiği gün sadece Başbakanlığı değil, parti başkanlığını da kaybedeceğini çok iyi biliyor. İşte bu nedenle hükümet içerisinde elini masaya vurup da, “Size mecbur değiliz. Böyle olmaktansa iktidardan vazgeçerim” diyemiyor… Ortağı Denktaş da, Yorgancıoğlu’nun bu zafiyetini bildiğinden, istediğini atıp, istediğini alabiliyor… Nasıl olmasa Özkan Bey kendisine mecbur…

YERİN KULAĞI VAR
BİLEREK GİRDİLER:
Öğretmenler, “Eşit İşe Eşit Ücret” sloganıyla Maliye Bakanlığını işgal etmişler dün. Kusura bakmasınlar ama işe girerken maaşlarının bu olacağını, eskilere göre daha düşük maaş alacaklarını biliyorlardı. Bu maaşla işe girmeyi kabul ederlerken akılları neredeydi? Ama kabahat onlarda değil, onlara çıkıp bu gerçekleri söylemek yerine, “bakarız, hallederiz” diyen siyasilerde…

ZORLA GÜZELLİK OLMAZ:
CTP Milletvekili Abbas Sınay, parti içi bazı huzursuzlukları gerekçe göstererek vekillikten istifa ettiğini açıklamıştı. Yani, “ben artık yokum” demişti. Sınay’ın kendi özgür iradesiyle aldığı bu karar, pazartesi Meclis’te oylanacak. Oturuma katılanların çoğunluğu, bu istifayı kabul etmiyoruz deyip de “HAYIR” oyu verirse, istifa geçerli olmayacak ve Abbas Bey Meclis’e dönecekmiş. Bu nasıl bir mantık anlayabildiniz mi..?

EROĞLU’NDAN RİCAM:
Öyle görünüyor ki adaylığınızı açıklamadığınız sürede UBP’lilerin susacağı yok. Gün geçmiyor ki bir örgüt, bir başkan aday olmanız için beyanat vermesin. Biz okumaktan bıktık, siz duymaktan. Ama onların duracağı yok anlaşılan. Demeç üstüne demeç veriyorlar. Bence Kasım ayını beklemenize gerek yok, zaten kasıma ne kaldı ki. Adaylığınızı hemen açıklayın da hem biz, hem de siz her gün aynı ağlamaları duymayalım. Resmen gına geldi…

HAYDİ SORUN HESABINI:
LTB Başkanı Mehmet Harmancı bir kez daha vurguladı. Sanayi bölgesinin üst kısmına yapılan bent, suyu tutmaya yetmiyor. Ne demişti Nazım Çavuşoğlu “Bir daha bu bölgede sel olayı yaşanmayacak.” Bölge esnafına sesleniyorum; haydi sorsanıza hesabını, hem Çavuşoğlu’ndan, hem projeyi çizenlerden, hem müteahhidinden. Yapmadığınız sürece, daha çok kalırsınız sular altında…

ARTER BİZİ HAKLI ÇIKARTTI:
Mağusa Belediyesi’nde 270 olan çalışan sayısı seçimden sonra yapılan istihdamlarla 300’ü aşmış. Seçimlerin hemen ardından bu sayfada bu endişemi dile getirmiş ve “inşallah yapmaz” demiştim. Ama ne yazık ki yeni başkan 4 ayda 36 istihdam yaparak endişelerimizi haklı çıkardı. Yıllardır devam eden bu hastalıktan kurulmadığımız sürece, biz adam olmayacağız.

GREV Mİ DEDİNİZ:
Hava-Sen, KTAMS ve Kamu-Sen, “Özelleştirme Değişiklik Yasa Önerisi”nin ivedilik istemiyle Meclis’in 20 Ekim’deki birleşiminde görüşüleceğini belirterek, bu görüşmeden olumsuz sonuç çıkması halinde 22 Ekim Çarşamba günü greve gidecekleri uyarısında bulunmuş. İsteyenle daha şimdiden iddiaya girerim. Geçmişte olduğu gibi yine kendileri çalıp, kendileri söyleyecek. Çünkü onlar da siyasiler gibi, güvenilirliklerini yitirdiler ne yazık ki…

 

ZİRVEDEKİLER
Arsen Angı: “Anlamadığım bir konu var. Sn. Özkan Yorgancıoğlu Sn. Serdar Denktaş’a Devlet Tiyatroları Müdürlüğü’ne yapılan atamayla ilgili hassasiyetlerini bildirmiş. Birincisi, 3’lü kararnameyle yapılan atamanın altında kendi imzasının da olduğunun farkında değil mi? Daha da önemlisiyse, Sn. Yorgancıoğlu mu Başbakan Sn. Denktaş mı Başbakan? Ben bu soruların cevaplarını bulamıyorum doğrusu!..”

DİPTEKİLER
Eğitimin Döküldüğünün Resmi: Bir gazetede “Yüksek öğrenimde umutlar yeşerdi” haberini görünce umutlanmıştım. Baktım, meğerse Türkiye’den KKTC üniversitelerine kayıt yaptıran öğrencilerle ilgiliymiş. Sayı, geçen yıla oranla, yüzde 32,81 oranında artarak, 70 binin üzerine çıkmış. Ben de bizimkilerin durumuna baktım. Bu yıl KKTC’den YGS’ye 4700 öğrenci başvurmuş. Yerleştirilen öğrenci sayısı sadece 469… Yani yüzde 9,9. Eğitim sistemini uygun adam atamak olarak gören bir toplumdan daha ne beklenirdi ki…