“Bir berber bir berbere bre berber demiş beri gel. Bu köşe kış köşesi bu köşe yaz köşesi…”
Montana’da iki masa kuruldu haberi ulaştıkta nedense çocukluğumuzdan beridir doğru yanlış ne olduğu da belirsiz uzayıp giden bu tekerleme takıldı aklıma!
Takıldı da bir yıldır Lefkoşa’da ne yapıldıydı? Hiç mi üzerinde mutabakata varılan bir başlık yoktu ki gönül rahatlığıyla desinler ki “işte bu başlıkta uzlaştık!”
Anlaşılıyor ki hiçbir “başlıkta” anlaşamadılar, sırf müzakerelerin devamı için “ileride yine görüşürüz” diyerek bir diğerine geçtiler!..
Tabi “yine görüşürüz” dediklerini yeniden görüşmek de Montana’ya nasip kısmet oldu! Şimdi masanın birinde “garanti konusu” var ki fırtınalar estiriyor, diğerinde öteki başlıklar. Buna karşın biz yine de sorunun sadece garantilerden ibaret olmadığını hatırlatalım:
6 BAŞLIK NEDİR: Birincisi ve en az garantiler konusu kadar önemlisi “Federal devletin yapısıdır.” Çatısını oluşturacak “federal yönetim” şekli ile Türk ve Rum “kurucu devletler” oluşumlarını içeren bu başlıkta uzlaşıya vardık diyorlar ama Birleşik Kıbrıs’ı oluşturacak “Federal Anayasa ne alemdedir” bilmiyoruz! Oysa esas olan anayasadır! müzakere heyetine bakıyorum hani adı şanı ile şöhretli bir anayasa uzmanı göremiyorum. Memlekette ne kadar politikacı varsa hepsini bir araya getirdiler ama Anayasacı yok!
Eğer deniyorsa ki önce tüm başlıklarda uzlaşıya varılacak anayasa sonra yapılacak…” Eh onu da bekleyip göreceğiz eğer anlaşılarsa!
2.BAŞLIK: “Federal devletin siyasi ve sosyal hakları” içeren başlığıdır. Mesela Vatandaşlık, ikamet, siyasi haklar… Ve tabi “iki kurucu devletin kendi içlerindeki özerkliklerinin nerede başlayıp nerede biteceğinin saptanması!…
- BAŞLIK: “Toprak ve mülkiyet ayarlamaları!” En az “garantiler” kadar önemli ve çıngar çıkartacak kadar da şiddetli ve hiddetli! Mesela hâlâ bilmiyoruz ama Omorfo iade edildi mi? Şu Mağusa’nın Güvercinlik’ten başlayarak Vadili’yi de içine alan Güneyimizdeki Kırmızı köyler gitti gider mi? Karpaz’ın Apostolos Andreas Manastırı Dipkarpaz’ı da içine alacak şekilde Rum’a iade edildi mi?
- BAŞLIK: “3. Başlığın dışında kalan toprakların paylaşılmasıdır.” Galiba bu konuda elimizdeki topraklarımızı yüzde 29 çekerken bir mutabakata varıldı…
5.BAŞLIK: Federal devletin güvenliği ile Kuzey ve Güney’deki “kurucu devletlerin” güvenlikleriyle ilgili konular..
- BAŞLIK: “Gözünüz aydın” diyeceğim! Çünkü bu başlığın altının doldurulması aşamasında bir kez daha ayvayı yiyeceğiz! Çünkü bu başlık anlaşma olduktan sonra “federal devletin” çalışmaya başlamasını içerir. Rum için gaile yoktur çünkü durmuş oturmuş tanınmış devlettir. Kuzey’de ise bir kısım ahali göç etmek zorunda kalacak bir! Yeniden imar iskân için çalışmalar başlayacak iki! AB’ye intibak etmek için yeniden yapılanması gerekecek üç! Sayısı belirlenecek polis gücünü yeniden kuracak dört!… Türk askeri çekilecek mi kalacak mı belli değil ama yeniden yapılanacak beş… Uzayıp gider ki en az diyorlar 4 yılı gerektirir bu hazırlık! Demek ki çözüm olursa sonrasında 4 yıllık “curcuna dönemi” başlayacak! O süre içinde de pestilimiz çıkacak ki geriye kadavramız kalacak!.. Neyse biz yine de suret’i haktan gözükelim ve diyelim ki “hemen çözüm!” ********** UYUŞTURUCU HAFTASI: (GİTGİDE YAYGINLAŞIYOR!)
“Geleceklerin” bugünlerden daha güzel ve daha iyi olacağını bilemeyiz!… İnsanları nelerin beklediğini göremeyiz!…
Fakat “bugüne” bakarak “gelecekleri” tahmin edebilir hatta somut örneklemelerle düşüncelerimizin mihenk taşına vurabiliriz.
Mesela rahatlıkla “trafik daha kötü olacaktır” diyebiliriz eğer bugünden tedbir alınmaz bu tedbirlerin alındığını görmezsek!
Tüm ötesi günlük sorunlarımız da bu formattadır ama bir sorunumuz vardır ki “sadece neslimizi değil, varlığımızı tehdit etmektedir! “Uyuşturucu belasından” söz ediyorum!” Her ne kadar nasıl mücadele edileceğini bilmiyorsak da bu hafta “uyuşturucu ile mücadele haftasıymış!
Takvimlere konmuş “özel günlerden” işte! Rutine bağlandığı için sırası geldiğinde örneğin “Kanserle mücadele günü” dediğimizce!
UYUŞTURUCU çok farklı bir sorun ama! Gitgide yaygınlaşıyor, gelişiyor, kaçakçılıkla beslenen illegal bir ekonomik sektör haline geliyor…
Tutun ki kanser insanların bedenlerini, hücrelerini yer! Uyuşturucu gençlerimizin, beyinlerini, akıllarını, geleceklerini yer!…
Ve KKTC ne zamandan beridir bu uyuşturucu ile boğuşuyor! Ancak “polisiye tedbirlerle” olmuyor! “Kullanıcıları” gün günden artıyor! Hatta deniyor ki ilkokullara kadar girmiş eğer sigarayı da ayni kategoriye koyarsanız evet doğrudur dersiniz!
YAZMAK abes! Diyecektik ki uyuşturucu ile çok yönlü mücadele edilmelidir de “devleti alimiz sorunlarla “tek yönlü” bile mücadele edemiyor, kaldı ki her kentte “uyuşturucu bağımlıları için klinikler oluştursun!”
Şimdilerde yaptığıysa eline geçirdiği uyuşturucu bağımlılarını polise götürüp okşamak! Üzerinde bir gram uyuşturucu taşıyan bağımlıyı hapse tıkmak! Sonuç? Uyuşturucu belası “kullanıcısı, satıcısı, aracısı, kaçakçısıyla” sürekli artıyor!
Neyse ki bir “haftası” olsun varmış. Hem de içinde “mücadele” haftamız “uyuşturucu ile “mücadele” kelimesiyle! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (HASTAHANELERİMİZİ DE KAYBEDİYORUZ!)
Geçtiğimiz günlerde “malul” duruma düşmüş hastanelerden söz ederken demek istemiştik ki “devletin ensesinden özel hastane kurup çatır çatır para kırarlarken” Nalbantoğlu’unda kardiyalog bile kalmadı! Yani dedikti şakasına, “kilit mi vuralım devlet hastanelerine?”
Meğer baltayı taşa vurmuşuz! Nitekim Tıp-İş Başkanı Sıla Usar soruyor: “Niyetiniz tüm devlet hastanelerini kapatmak mı? Eğer öyleyse söyleyin de bilelim!”
Nitekim son yıllarda hastanelerden 40 doktor istifa etmiş! Bazı çocuk hastalıkları bölümleri kapatılmış!
Öte yandan bir devasa özel hastanemiz gerektiğinde acil vakalarda TC’den uçakla uzman doktor getirmekte!
Vesselam “kurtaracağız” derken hastanelerimizi de kaybettik!
































