Seyahat

VİYANA


Şirin’ce GEZİyorum…

Her zaman olduğu gibi Temmuz ayında gideceğimiz destinasyonu 6 ay öncesinden kararlaştırıp, yolculuğumuza bir hafta kala valizlerimizi hazırlayıp kapatmıştık. Tek yapmamız gereken paramızı, pasaportumuzu ve telefonumuzu aldığımızdan emin olup evden çıkmaktı. Bu yılki seyahatimizde Avusturya’nın birkaç şehrini ve göller bölgesini gezecektik. Osmanlı döneminde iki kez kuşatılan ve alınamayıp tarihe I. ve II.ci Viyana kuşatması olarak geçen şehir olan Viyana gezimizin ilk durağı olacaktı. Nitekim ben de Viyana’ya yıllar önce hem Uluslararası Turizm Fuarına katılmak hem de kızımın üniversitesi için iki kez gitmeme rağmen Viyana’yı gezememiştim. Elimizde valizimizle kapıdan çıkarken artık Viyana’yı tam anlamıyla gezebileceğim için gözlerimdeki ışıldama ve yüzümdeki mutluluk hemen fark ediliyordu. Arabaya atladığımız gibi soluğu Ercan Havalimanında aldık. Bu yolculuğumuzu İstanbul aktarmalı olarak THY ile yapacaktık. Ercan -İstanbul uçuşumuz sonrası gerçekleştirdiğimiz İstanbul – Viyana arası takriben 1 saat 50 dakika sürmüştü. Viyana Havalimanından şehre olan mesafe sadece 18 kilometre idi. Viyana uçuşunuzu ya direkt veya aktarmalı uçuş olarak   Larnaka havalimanından da yapabilirsiniz. Başta Avusturya Hava Yolları olmak üzere farklı havayolu şirketleri bu şehre uçmaktadırlar.

Avusturya, Orta Avrupa’da denize kıyısı olmayan, dokuz eyaletten oluşan bir federasyondur. Ülke, Avrupa’nın en küçük ülkesi olan Lihtenştayn, İsviçre, İtalya, Slovenya, Macaristan, Slovakya, Almanya ve Çek Cumhuriyeti arasında yer alır.  Alp sıra dağları üzerinde bulunan bu ülkenin büyük bir bölümü dağlıktır. Bu ülkeden geçen Tuna Nehri’nin uzunluğu ise 350 kilometredir.  3798 metre yükseklikteki ‘Gross Glockner’ ise ülkenin en yüksek dağıdır.  Avusturya demir, magnezyum, grafit ve kömür madenleri bakımından zengin olup dünyada en çok grafit üreten ülkeler arasında başı çekmektedir. Bu arada petrol ve doğal gaz üretiminde ise Avrupa’da dördüncü sırada yer alır. Ülkenin nüfusu 8 milyon olup nüfusun çoğunu Avusturyalılar oluşturmasına rağmen ülkede Almanlar, Slavlar, Hırvatlar, Macarlar, İtalyanlar ve Türkler de azınlık guruplar arasındadır. Ülkenin resmi dili Almanca olup ayrıca azınlık dili olarak Slovence ve Hırvatça da resmi dil olarak kabul edilmektedir.

Viyana deyince pek tabii ki hemen akla kafeler, inanılmaz lezzetli tatlılar ve asla hayır diyemeyeceğim çikolatalar gelir. Bizler de ‘Graben Caddesi’nde bulunan kafelerden birinde uzun yıllar öncesi Baf’ tan ayrılıp Viyana’da yaşamlarını sürdüren arkadaşlarımızla buluşup hem eski günleri andık hem de Viyana kahvesini yudumlayıp nefis apfelstrudel (elmalı turtamızı) yedik. Bulunduğumuz cadde olan ‘Graben Caddesi’ üzerinde hediyelik eşyalar satan dükkanlar ve farklı markalardan oluşan butikler var. Ancak burada en dikkat çeken ise caddenin tam ortasındaki ‘Veba Anıtı’ idi. Bu anıtın şöyle bir hikayesi var. Eski dönemlerde veba salgınından pek çok kişi hayatını kaybetmiş. Hatta rakamlarla açıklayacak olursak Viyana’da bu salgın sırasında 75.000 kişi ölmüş. Ölen kişiler ise o dönemlerde bu caddenin altına gömülürlermiş. İşte o nedenle o günlerin anısına 1679 yılında 21 metre uzunluğunda olan anıt bu meydana yapılmış ve adına da ‘Veba Anıtı’ denmiş. Şehir vebanın yanı sıra uzun süre çekirge saldırıları ve büyük yangınlara da maruz kalmıştır. 1326 yılında çıkan büyük yangında hemen hemen şehrin üçte ikisi yok olmuştu.  Arkadaşlarımızdan sohbet sırasında bu bilgileri de aldıktan sonra onlardan ayrılıp yürümeye başladık. Haritada konumumuza en yakın olan yer bir Katedraldi.

St. Stephen’s Katedrali: Katedralin yapımına 12.ci yüzyılda başlandı. Daha sonraları ise 13.cü ve 14.cü yüzyıllarda eklemeler yapılarak gotik yapı tarzına çevrildi. 137 metre yükseklikte olan Katedralin Güney Kulesi ise 15.yüzyılda yapılmıştır. II. Dünya savaşında yıkılan Katedral daha sonra yeniden inşa edilmiştir. Eğer 343 basamak tırmanmayı göze alırsanız tepeden muhteşem Viyana manzarasına bakmaya doyamazsınız. Katedralin Hazine odasında saklanan değerli eşyalar ise ziyaretçiler için sergilenmektedir.

Cadde üzerinde sürekli turistlere hizmet veren 6 kişilik golf arabası görünümündeki üzeri branda ile örtülü minik arabalarla dilerseniz şehir içi turu yapabilirsiniz. Eğer bu arabalarla gezmek istemiyorsanız birbirinden güzel at arabaları ile de belirli güzergahlarda gezebilirsiniz. Pek tabii ki  Viyana’yı adım adım alabildiğince dolaşıp tarihi yerlerini gezmek istiyorsanız aslında en uygunu bizlerin de yaptığı gibi ‘Vienna Pass’ almanızdır. Bu kartların özelliğine göre müzelere ücretsiz girebilir ayrıca da Viyana şehir turları için hop on hop off dediğimiz otobüslerle de sınırsız dolaşabilirsiniz. Çeşitli olan bu passların 1 günlüğü €60, 2 günlüğü €90 ve 3 günlüğü ise €120 gibi farklı fiyatlarla çeşitlilik göstermektedir. Viyana ‘da kalacağınız süre eğer kısıtlı ise gezilecek yerlerin programını yaparken ajandanıza mutlaka eklemeniz gereken bir de Klasik Müzik konseri olmalıdır. Viyana, 20.ci yüzyılın başında Avrupa’nın en önemli müzik merkezlerinin başında gelmektedir. Viyana ’lı Klasik Müzik sanatçıları arasında Franz Schubert, Johann Strauss I ve Johann Strauss II’ i sayabiliriz. Ünlü Fransız besteci ve müzik eleştirmeni olan Louis Berlioz, Strauss için ‘Straussuz Viyana tıpkı Tuna Nehri’nin olmadığı bir Avusturya ‘gibidir demişti. Vals kralı olarak ün yapan Viyana doğumlu Johann Strauss II, ilk valsini 6 yaşında besteleyip 15 yaşında ise eserini seslendirmişti. Strauss müzikleri her yıl Viyana Filarmoni orkestrası tarafından olduğu gibi dünyanın farklı filarmoni orkestraları tarafından yeni yıl konserlerinde çalınmaktadır.  Bizler de tabii ki Viyana’ya kadar gitmişken Strauss’un ‘Radelzky Marşı’ başta olmak üzere çeşitli bestelerinden oluşan konsere gitmeden bu şehirden ayrılmak istememiştik.

Otelimizi seçerken metro durağına yakın yerde olmasına özen göstermiştik. Şehir içinde dakik çalışan otobüs, metro, tren, tramvay ve troleybüs gibi size alternatif sağlayan toplu taşıma araçları vardır.  Metro hattının pek çok istasyonları yer altında olup toplam 5 hattan oluşmaktadır. Şehirde ilk metro 1898 yılında kullanıma açılmış bunu takip eden 1976 yılında ise modern metro olarak kullanılmaya geçilmiştir. Viyana’yı çevreleyen bu metro ağının uzunluğu 78.5 kilometredir. Artık bizler şehirdeki ilk günün sonunda yolumuzu öğrenmiş duraklarda keyfimizce inip istediğimiz yöne gidip gezebiliyorduk.

Belvedere Sarayı, Belvedere Bahçeleri ve Çeşmeleri birbirine bağlar. Barok tarzda olan bu yapı turistlerin ilgi odağıdır. Aşağı Belvedere’ de tavanı kaplayan muhteşem freskler ve tarihi heykeller bulunur. Burada barok yapıya sahip Kış Sarayı ve 12.ci ile 16.cı yüzyılda yapılmış heykeller ve sanat galerisi vardır. Yukarı Belvedere’de ise baştan başa heykellerle kaplı bir salon ve fresklerle süslenmiş merdivenler var.

Karl Kilisesi (Karlskirche): Bu kilisesi’nin yapımına 1713 yılında İmparator VI. Karl’ın isteği üzerine başlanmıştır. Ancak 1723 yılında mimar Johann Bernhard Fischer von Erlach’ın ölümü üzerine oğlu Joseph Emanuel tarafından bu kilise 1737 yılında tamamlamıştır.   Bu muhteşem yapıda 72 metre büyüklüğünde bir kubbe ve 33 metrelik ikiz kuleler bulunur. Kilisenin dış yüzeyi Yunan stili ‘Portikus Tapınağı’na, iki büyük sütunu Roma’daki ‘Trajan Sütunları’ na benzemekte olup kilisenin girişi ise Roma Barok stilinde yapılmıştır.

St. Peter kilisesi (St. Peter’s Church), Roma’da ki eşine benzer şekilde yapılmış ve 792’de                             ’ Charlemagne’ tarafından bulunmuş olan bir Roma kilisesinin olduğu noktada yer alıyor. Bu yapının günümüzdeki hali 18.ci yüzyıldan kalmadır. Kilise, devasa bir kubbeye ve çok güzel fresklere sahiptir. Diğer önemli yerlerden biri de görkemli girişi ile Barbara Şapelidir. Bu şapelde göz alıcı bir sunak ve “kusursuz kavram” adlı bir de resim de bulunuyor.

Hofburg Sarayı: Daha çok kışlık malikane olarak kullanılan bu saray bir zamanlar Habsburg Hanedanlığı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun birçok önemli kişisine ve hanedanına ev sahipliği yapmıştır. 2.600 odanın bulunduğu bu saray Gotik, Rönesans, Barok ve Rococo stilinde yapılmış olup toplamda 59 hektarlık alan içerisine yayılmıştır. Bu saray ayrıca ‘ekmek yoksa pasta yesinler ‘sözleriyle anılan ve 38 yaşında ölen Marie Antoinette’ nin doğduğu yer olarak da bilinmektedir.

Schönbrunn Sarayı: Saray, 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası koruma listesine alınmıştır. Barok tarzı olan bu devasa sarayda 1441 oda bulunmaktadır. 1569 yılında Roma İmparatoru II. Maximilian, bir tepenin altında büyük bir su ovasını satın alır. İmparator sarayın bulunduğu bölgede bir kaynak suyu görmüş, sudan içmiş ve tadını beğendiği için de suyun üstüne bir çeşme yapılmasını emretmiş. Bu çeşmeye Almanca’ da güzel çeşme anlamına gelen ‘Schönbrunn’ adı verilmiş. İmparator daha sonra bu alanda avlanma yapılabilmesi için sülünler, ördekler ve domuzlarla doldurulması için emir vermiş. Burası, bahçeleri ve çeşmeleriyle bilinen saraydır.

Viyana Opera Binası: Bina 1861-1869 yılları arasında Neo- Rönesans tarzında yapıldı. Duvar ve tavan süslemeleri muhteşem olan bu binanın açılışı Mozart’ın ‘Don Giovanni’ adlı eseriyle yapıldı. Bina II. Dünya savaşında hasar görünce 1955 yılında yeniden restore edilerek kullanılmaya başlandı. Yılda en az 60 opera ve bale ile seyircisine ev sahipliği yapan Viyana Opera binası tüm klasik müzik tutkunlarının vazgeçilmezidir.

2012 yılında ‘Economist Intelligence Unit’ tarafından yapılan araştırma neticesinde dünyadaki 140 şehir arasından en iyi yaşanabilen şehir arasında Melbourne ilk sırayı alırken Viyana ise ikinci sırayı almıştır. Yıl boyunca dünyanın farklı ülkelerinden gelen katılımcılarla başta ‘Ferien Messe Vienna’(Turizm Fuarı) olmak üzere şehirde sürekli ulusal ve uluslararası   farklı sahalarda ve farklı boyutlarda fuarlar, kongreler ve festivaller düzenlenmektedir. Şehir 2020 yılında 18 milyon gecelemeye ulaşmayı hedeflemektedir.

Viyana’yı dolu dolu gezmek için en az 4 gün ayırmanız gerekir. Şehrin her köşesinde karşınıza çıkan muhteşem heykelleri, tarihi binaları, bahçeleri ve parkları gezmeye kalkarsanız bu süre size az bile gelebilir. Viyana sokaklarında veya caddelerinde dolaşırken kokuların geldiği kafelere giriniz. Dünyaca ünlü kahvenizi yudumlarken mutlaka yanında çikolatalar veya meyvelerle kaplı pastanızı yiyiniz. Apfelstrudel(elmalı pasta), Zwetschkenstrudel(erikli pasta)in tadına bakmadan Viyana’dan ayrılmayın. Yemeğinizde muhteşem soslarla hazırlanan nefis et ve sebze yemeklerinin tadına bakmayı unutmayın. Pek tabii ki Schnitzel’inizi yerken mutlaka şarabınızı da yudumlayın. Bir de bu güzelim şehirden klasik müzik konserine gitmeden kesinlikle ayrılmayın….

Haftaya bir başka Şirin’ce GEZİyorum’ da buluşuncaya kadar sağlıkla kalın….

.

 

 

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı