Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

VİRÜSÜN FAYDASI!/ ARTIK BÜYÜK DÜŞÜNMELİYİZ…

Virüslü günlerin yararlarından söz etmek kötü bir espri olmalıdır! Buna karşılılık  aylardır bizleri evlerimize hapsederek geleceklerde “tarihi bir hatıra” olarak nesilden nesile anlatılacak bu olayın, kötülüğünden başka hiç bir iyiliği olmamışsa da.. Bize bir daha kim bilir ve nasıl bir başka olay nedeniyle ancak sağlayabileceğimiz şu yararı sağladı. Şöyle ki “bol bol düşündürdü!”                                 ***

HEM de en renkli rüyaları çatlatacak kadar aydınlığından  tutun da ağlatacak kadar karamsarlık içeren düşüncelerle…

Ki Descartes “düşünüyorum o halde varım” dediydi..

TAM burada Hoca Nasrettin’i anmadan geçmek olmaz ama.

BİR gün Hoca Nasrettin pazara gitmiş dolaşıyor. Bakmış bir adam “15 altına papağan” diye bağırıyor.. Hemen eve dönmüş kümesten aldığı hindisini koltuğunun altına sıkıştırıp papağan satan adamın yanına gitmiş, “20 altına bir hindi” diye bağırmaya başlamış..

Adam “insaf hoca demiş hiç yirmi altına hindi mi olur?” Hoca, “senin avuç içi kadar papağan 15 altın olursa tabi ki bu koca hindi de 20 altın eder.. Fakat demiş adam “bu papağan konuşur.” “Eee demiş Hoca, o konuşursa benim hindi de düşünür!”

***

DÜŞÜNMEK istemesek bile Rum-Yunan ikilisi düşündürür! Hem de insanın aklına en kötü olasılıkları düşürmek becerisinde.

Mesela kalkar yüzölçümü sadece 7 Km kare olan Meis adasını çevreleyen denizi Kıbrıs’la buluşturacak şekilde “münhasır ekonomik bölge” yapmaya çalışır.

Ki bu Meis dediğiniz ada Antalya’ya (Kaş) sadece 2 Km. uzaklıktadır!

Olay Türkiye için savaş nedeni olmalıdır diyeceğiz de şu yukarıda laflamasını yaptığımız “düşünce” var ya! İşte asıl sorun:

ÇÜNKÜ Yunanistan savaş istiyor! Son dönemlerde tüm siyasi ve ekonomik çıkışlarını “Türkiye” odaklı ulusal politikası haline getirirken alay konusu olmak pahasına  neredeyse uçak gemisi satın alacak kadar da çılgınca bir silahlanma seferberliği başlattı.                                                                                                          ***

NEDEN savaş? Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı bazı ülkelerle  sağladığı ittifaklarla   Ege ve İyonya denizlerini de kapsamına alacak devasa bir deniz alanına sahiplik koymak için…                                1974’den  sonra sürekli aleyhine gelişen Kıbrıs siyasi sorununa yeniden inisiyatifini sermek için..                                                           Çok kısaca Türkiye’yi kendi ana kıtasına kilitleyip hapsederken, bölgede yeni bir Helen imparatorluğu rüyasını gerçekleştirmek için…

Sadece büyük hayal ama! Ki artık Kıbrıs adasının mevcut siyası statüsünü bile değiştiremez!                                                                                             ***

FAKAT BİZ DE DEĞİŞMEK ZORUNDAYIZ: Şöyle ki ya “büyüyerek” değişeceğiz.. Yada beceremezsek “küçülerek” değişeceğiz!

Bu virüs baskısının altında karar vermek zor olsa da eğer ömrümüzü “aç kapa, kapa aç”la geçirmeyeceksek mesela soracağız:

Düunyanın neresindeyiz? Bodrum katında mı zemin katta mı ikinci üçüncü katta mı yoksa tepesinde mi?

***

BENİ bu düşünceye sevk eden olay Türkiye’nin ufkunu “uzaya” açmak için düğmeye basmış olmasıdır. Bir süredir “ulusal havacılık alanında” çalışmalar hız kazanırken daha ilk aşamada “hilalimizi aya göndereceğiz” diye başlatılan “büyük düşünce” Mars’a çıkmayı bile hayal edecek bir devrimsel boyut kazandı..                                                               ***

KISACA artık Türkiye “astronot” da yetiştirecek..                                         Üniversitelerde öğrencilere sadece uzay anlatılmayacak. Uzayda ne yapacakları, nasıl üslenecekleri de anlatılacak..

***

SÖYLEMEK istediğim şudur. Eğer bu adada yirmiyi aşkın üniversite sahibiysek ve uluslar arası eğitim öğrenimlere açıksak  bu yeni “evrimsellikte” yerimizi almak zorundayız.                                                              Yani ne? Üniversitelerimizde öğrenci talebi olmadığı  için  kapatılan “fizik bölümleri” değil; elektrikli araba yapmışsak astronot bile yetiştirecek büyük boyutlu sıçrayışlar gerçekleştirmeliyiz..

Kendi kendimize “üniversiteler diyarı” dememiz yetmez. Her yıl yüzlerce hukukçu, eczacı, diş hekimi, bilgisayar uzmanı  mezun etmek de yetmez.. Ufkumuzu daha çok genişletmeli “adalı” değil dünyalı olmalıyız..

***

KISACA Eğitim öğrenimimiz “A’dan Z’eye” tu baştan gözden geçirilmeyi gerektirmektedir..

Ve işte bu düşünceye vardığımda  “Türkiye ile birlikte” diyorum..                                                            ***                                          Kİ hemen ekleyim: Daha dün KKTC Atletizm Federasyonuna bağlı Buse Savaşkan  adlı kızımız TC’de bin 200’ün üzerindeki sporcunun yarıştığı organizasyondaki   yüksek atlamada şampiyon oldu.. TC Milli takımının yarışmacısı olarak sonraki organizasyonlara katılacak..

Bu başarılar ilk değildir. Fırsat verildi miydi hemen her alanda gençlerimiz milyon nüfuslu ülkeler arasında birincilikler, şampiyonluklar kazanmakta..

YANİ “cevher” var. Bu nedenle  daha ileriye gidecek daha çok başarıya ulaşacaksak, Türkiye ile “eğitim öğrenimin ve sporun her dalında her alanda   entegrasyona gitmek zorundayız..

Kısır siyaset saplantılarından kurtularak “büyük düşünmeli büyük işler başarmalıyız..