Köşe Yazarları

VİRÜS GİTTİYSE, SİYASİ SORUN GELSİN…






“Her halde” diyorum: Önce Allah küçük dokunuşlarla insan kullarına ihtarda bulunur: “Aklınızı başınıza alın!”

Sonra köşesine çekilir ve dünyaya “koronavirüsü” gönderir ki akılların başlara ne kadar düştüğünü öğrensinler!

Kim dedi bilmiyorum ama eski ağabeylerimiz söylerlerdi: “İnsan için dünya bir imtihan yeridir!”

Açılımı falan yok hepsi o kadar ama.. Her halde sonu da şöyle olmalıdır. “O imtihanı geçen mesut ve bahtiyar olur..”

…BİR gün Koronavirüs de geldiği gibi gidecek. Geriye hatırası kalacak yadigâr. Bir de bu tip salgınlardan, ötesindeki doğal afetlerden, depremlerden falan ne kadar ders aldığımızın tespiti  için bitmeyen sınamalar başlayacak…

…NİTEKİM Koronavirüsün papucunu dama attığı için çoktan beridir gündemden düşürüp telaffuz etmediğimiz hatta unuttuğumuz “siyasi sorunumuzun öyle geldi böyle gider” kaderini bundan sonra acaba değiştirebilir miyiz diyorum?

Ve öncelikle göz ucuyla bakarken; kimler nasıl büyük bir hataya düşerek siyasi kaderimizin çözümünü sağlaması görevini boynuna borç diye astıkları BM’ler Genel Sekreterlerinin sonuncusu olan Guterres’e bakıyorum..

Nitekim geçtiğim geçtiğimiz günlerde, “hâlâ görevimin başındayım, sizi unutmadım” hatırlatmasında Sn. Akıncının mektubuna cevabi mektubunu gönderdiydi de biz de hatırladıydık sadece virüs sorunumuzun olmadığını!

…PEKİ neydi Guterres’in Sn. Akıncı’ya gönderdiği cevabi mektubunun içeriği?

Diyordu ki “koşullar düzelir düzelmez sınır kapılarının açılması” lazımdır. Bunun için iki liderin mutabakata varması gerekmektedir! (Yani “derde bakın” demez misiniz?)

Bir de müjdesi vardı: 10 Temmuz’da 1963’lerden beridir Kıbrıs’ta uzatmalı görevi ile artık “bizden biri” olan aramızdaki BM’ler askerlerinin görev sürelerinin uzatılması için, BM’ler Genel Kuruluna öneride bulunacağı.

…Aslında yıllar yılıdır BM’ler cephesinden kaynaklı bu tip “kararlar” artık işgüzarlığı da aşıp tekrarlarından dolayı çiğnene çiğnene vıcıklaşan sakızlar gibi tatlarının kalmadığı gerçeklerde… Artık sadece bıkkınlık ve usanç vermektedirler! Eğer Annan planını referanduma kadar götürme olayıyla, Crans Montana’da az kalsın ikinci referandumun perdesini açacağı başarısı da olmasaydı (ki o başarılar yine Türk tarafının tavizkâr ve uzlaşı yanlısı tutumundan kaynaklanıyorlardı) BM’lerin artık Kıbrıs sorunundan elini çekmesi gerektiğini yazacaktım. (Tabi KKTC’li bir yurttaş olarak..)

ÇÜNKÜ (kendinden yardım istendiği için yardımda bulunduğunu sanan) BM’ler bir yandan “Rum Yunan” ikilisinin, öte yandan BM’lerde yandaşları olan Yahudi lobileriyle öteki AB Ülkeleri Devletlerinin “Rumdan” yana oluşturdukları politikalarıyla hareket etmektedir!

“(Yine de Topografik yapımıza katkıda bulunan BM’ler askerlerinden doğrusu ya hiç şikâyetim yoktur. Üstelik Mağusa’da DAÜ kampusunun hemen yanında kurulu olan kamplarıyla ayni mahalle sakinleri olarak komşuyuz ki bu durum vaziyetleri nedeniyle de bayağı sempati duyuyorum görevli BM’ler askerlerine!)

FAKATTT: artık Guterres de gerçekleri görmelidir. Çalışmalarını en azından KKTC’nin Devlet olarak tanınmasına yönlendirmelidir.. Federal çözüm arayışlarının “iki tanınmış devlet arasında” yapılması durumunda çok daha kolay sağlanacağı da artık yadsınamaz gerçektir…

Yoksa Rum tarafı kendini tüm adanın devleti olarak kabul ettirir.. Türk Devletine “korsan” yada “kanunsuz” diyerek sürekli siyaset cambazlıklarıyla yaparken,  ispatlı şahitlidir ki çözümün “ç”si bile kabul görmez!

KALDI ki adada yaşanan asıl ve büyük gerçek, bundan sonra da yaşanacak olması nedeniyle bizzat Anastasiadis’in bile Türk makamlarından izin almadan Kuzey’e adımını atamayacağı gerçeğidir..

Guterres’in bu siyasi gerçekleri de görmesi gerekir..


KISACA TAKILDIĞIM: (EDEK’İN BAŞKANI!)

SİYASi sorunla başlamışken bu adada nasıl bir “Rum aklı” ile karşı karşıya olduğumuzun ispatını çakacak olan şu habere de takılayım.

BİR süre önce  Güney’de EDEK partisinin Başkanı Marinos Sısepulos, Filelefteros gazetesine açıklamalarda bulunurken, Rum Meclisinin sandalye sayısının 80 den 90’a çıkarılmasını, eklenecek 10 sandalyenin de Kıbrıs’lı Türklerle yüzde 70 ile 30 oranında bölüştürülmesini önerdi! Bunun için de Meclise bölgesel oy pusulaları öngören yasa teklifini sundu!

TABİ Sizopulos’un nereye koştuğunu bilmiyorum. Ancak bu akılla duvara toslaması muhtemel!

Bu nedenle diyorum artık Rum tarafı aklını başına alarak, Kıbrıs’ta 1960 Cumhuriyetinden kalma yüzde 70 Rum, Yüzde 30 Türk oranı saplantısını kafasından söküp atmalıdır çünkü 1974’lerden sonra KKTC’de “nüfus öyle patladı çatladı ki artık Rum’a fırsat bırakmadan “yeter” demek gereğini duyan bizim taraf olmakta!.

Kaldı ki “Birleşik Kıbrıs”ı da yanlış yorumluyor ve “azınlık olarak telakki ettiği Türk halkının” Rum Devletinin Meclis’ine nasıl katılacağını formüle etmeye çalışıyor..

Yapmayın Sn. Sızepulos! Yarım asrı aşkın “ayrılıktan sonra “iki ayrı tanınmış Devlet telaffuz edilir ve önerilirken siz hâlâ Türkleri tabanız olarak mı görüyorsunuz?

“Yahu” diyorum hayıfla! Ne kafalar var bu Rum tarafında!






Başa dön tuşu